Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Fikri Sabit

Fikri Sabit

Popüler tarih bize ne verir?



Toplam oy: 9
Erhan Afyoncu
Yeditepe Yayınevi
Popüler tarih bize ne verir?

Popüler tarihin bizi götürdüğü yer neresidir? Daha doğrusu bir takım kalıplaşmış, hatta resmileşmiş tarihi yanılgıları irdelemek, tarih içinde onların izini sürmek bugüne ne verir? Öyle geliyor ki, mutlak doğruların peşine düşüp onlara takılmaktan ziyade kimi zaman özellikle yapılan yanlışların, bu yanlışların sebeplerinin ve sonuçlarının, üzerine gitmek daha doyurucu, daha verimli tarih okumalarına neden oluyor. Hem, zaten sistemli çarpıtmalardan ibaret bir şey olan resmi tarihin içinden başka türlü çıkmak da mümkün değil gibi görünüyor...

Erhan Afyoncu, malumunuz son zamanların gözde tarihçilerinden. Popülerliğinin altında onun da bilinçli yanlışların, ortak tarihi yanılgıların üzerine gitmesi yatıyor hiç kuşkusuz. Birkaç gündür, orasından burasından oburca karıştırıp durduğum “Yavuz’un Küpesi” de, Afyoncu’nun bilinen tarihin tersyüz edilmesi üzerine kaleme alınmış yazılarından mürekkep bir çalışma. Hepimizin bildiği, bildiğini sandığı kemikleşmiş tarihi bilgilerin üzerine biraz da güncel kaygılarla gidiyor tarihçi. Ve bu kısa kısa yazıların toplamında, okurlarının gözleri önüne hem yeni bir tarihi harita hem de ilgisi olanlara daha derinlikli okumaların yolunu açıyor.

Tarihin tarafı...
Tarih okumaları, kulağa hoş gelmese de biraz da taraf tutmak demek. Erhan Afyoncu’nun tarihi okumalardan yola çıkarak bazı kişisel yargılara vardığını, hatta zaman zaman spekülasyonlara yol açacak yorumlarda bulunduğunu da görüyoruz. Yazarın düşüncelerine katılıp katılmamak mühim değil, onun bu tavrının okurunu kışkırttığını, yeni okumalara, farklı yorumlara yönlendirdiğini, söyleyebilirim. Kısacası “Yavuz’un Küpesi”, yazarın katılmadığımız yorumlarıyla beraber bizleri ister istemez aktif bir okuma sürecine yöneltiyor. Tarih üzerinde düşündürüyor. 
Gelelim yazılara. Çalışmaya adını veren Yavuz’un küpesi meselesiyle başlıyor kitap. Mesele: Yavuz Sultan Selim olara kabul ettiğimiz o meşhur küpeli gerdanlıklı resmin aslında Şah İsmail’e ait olması... Selim’e ait olmayan resim konusu, Anadolulu Türklerin kurduğu Safeviler’e, Türkleri Türklerle karşı karşıya getiren Çaldıran gibi savaşlara yol açan Osmanlı-Safevi çekişmesine ve yine Türkleri mezhepsel olarak bölen alevi-sünni-şii çekişmelere gelip dayanıyor. “İran’ı Türkler Şiileştirdi” diyor Afyoncu ve alevi-sünni ayrımının kökeninde Safevi-Osmanlı çekişmesinin yattığını öne sürüyor. Hatta 18. yüzyılda Osmanlı ile İran’ın tek devlet olarak birleşmesi gerektiğinin bile gündeme geldiğini... Bu tarihi bilgiler ister istemez bize çok uzak bulduğumuz, kendimizden çok farklı olarak gördüğümüz İran’a başka bir gözle bakmamıza yol açıyor.

Anadolu’nun Türkleşme serüveninin de farklı bir okuması mevcut söz konusu çalışmada. Anadolu’ya gelen Türklerin sayısından, yerleşme biçimlerinden yola çıkarak Türklüğün çoğumuzun düşündüğü gibi modern bir kavram, icat edilmiş bir ırk adı değil, 2000 yıllık bir kavram olduğunu belirtiyor Erhan Afyoncu.

Bir süre kamuoyunu oldukça meşgul eden Papa 16. Benedikt’in İslamiyete dair sözlerini de masaya yatırmış tarihçi. Hatırlayacaksınız, Papa bir konuşması sırasında Bizans İmparatoru Manuel’in “Bana Hz. Muhammed’in getirdiği yenilikleri göster. Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler bulacaksın. Tıpkı vaaz ettiği dinin kılıç gücü ile yayılması emrini verdiği gibi. Dine davet için, şiddet ve tehdit yerine, iyi konuşma kapasitesi ve doğru akıl yürütme gerekir”, sözlerini nakletmiş, doğal olarak da kıyamet kopmuştu. Afyoncu, Halil İnalcık’tan hareketle her şeyden önce bu sözlerin Manuel’e ait olmadığını, ondan çok daha önce yaşamış bir rahibe, Kuran’ı Latince’ye tercüme eden rahip Ricoldo’ya ait olduğunu aktarıyor. Ve Bizans İmparatoru’nun 14. yüzyılın sonlarında kurguladığı bu “olmayan” manidar diyalogun sebeplerini ve sonuçlarını irdeliyor.

“Yavuz’un Küpesi”nde gündeme oturan bu tür ana akım tarihi tartışmaların yanı sıra ayrıntılara önem veren tarih meraklılarının ilgisini çekecek türlü tespitler de var: Soy nasıl araştırılır?, Osmanlı nüfus sayımları, Avrupalıların antik eser ve mumya meraklarının yol açtığı devletlerarası çekişmeler, Afrika’yı Hıristiyanlaştırmaktan “kurtaran” Oruç Reis’in hikayesi, Avrupa’ya örnek olan Osmanlı mahkemeleri, Lale soğanlarının her dönem ilgi çeken hikayeleri ve diğerleri...

“Yavuz’un Küpesi”, popüler tarihle ilgilenenlerin de, bu tür tarihi bilgilerden yola çıkarak okumalarını derinleştirenlerin de faydalanacağı bir kitap. Çalışmadan ayrıca, yeni akım tarih yazımını-yönelimini incelemek için de faydalanılabilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Bir gün bir edebiyat profesörü incelediği mesnevide bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder. Daha doğrusu mesnevi türünde daha önce görmediği bazı tuhaflıklar vardır şiirde. Anlamadığı ifadeler vardır.  O, kendinden önceki araştırmacılar-edebiyatçılar gibi yapmaz ama. Okuyup geçmez, anlamadıklarından vazgeçip, anladığı yerler üzerine yoğunlaşmayı tercih etmez.

Dostoyevski, Sibirya’da esir tutulduğu dört yılın, içinde insanlığın geleceğine dair büyük bir iyimserlik uyandırdığını söyler. Çünkü ona göre, insan bir hapishanenin dehşetini yenebiliyorsa, her şeye katlanabilecek bir varlık olmalıdır.

İki sezondur televizyonda izliyoruz Hürrem Sultan’la Sultan Süleyman’ın aşkını. Bu ay içinde evlenecekler kısmetse. Üstelik tarihe bağlı kalarak ilerlerse senaristler, nikahları şehzadelerin sünnet düğününde (Bknz.

Hiç unutmam, bundan dört-beş yıl kadar önce bir kitap ekimizin yayın yönetmenine, ellerinde çok iyi genç kalemler olduğunu, bu kalemleri eleştiri konusunda teşvik etmenin başarılı sonuçlar verebileceğini söylemiş, ancak kendisinden Türkiye’de eleştirinin ya akademisyenler ya da kendini kanıtlamış yazarlar tarafından yapılabileceğini, geri kalanın ancak kitap tanıtım yazılarında kalması gerektiğ

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun