Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Zamanının yürek atışı, başkaldırının yazarı Doris Lessing

Doris Lessing, çok çok uzak bir gelecekte geçen karanlık bir dünyanın hikayesini anlatır Mara ile Dann adlı romanında. Kuraklıkla, savaşlarla, açlıkla ve hiçlikle örülü bir dünyada Mara, kadınsı özelliklerini yitirmemenin, yeniden doğuşun simgesidir. Mara'nın yaşama savaşına hiçbir şey engel olamaz; ne sevgisi ne cinselliği ne de ara sıra bulduğunu sandığı huzur… Kendi macerası içinde onu durduran tek şey ise, tüm iyi niyetine karşın her an kötülüğe düşme tehlikesi olan, vahşileşen, kendini kaybeden, yok edici tutkulara yenik düşen erkek kardeşi Dann'e sahip çıkma dürtüsüdür. Dann, Mara’nın verdiği savaşın kendisidir aslında. Romanın adı Mara ile Dann’dır ama insan eliyle kelimenin tam anlamıyla cehenneme çevrilmiş bu dünyanın ve hikayenin kahramanı Mara’dır hiç şüphesiz.  Kahramanlığı kadına armağan etmiş yazarlardan biridir Doris Lessing. Bunu diğer romanlarında da açıkça görürüz. Hikayeleri nerede, hangi zamanda, hangi gerçeklik düzleminde geçerse geçsin, Lessing kadının ve dünyanın peşini hiç bırakmaz; şaşmaz bir adalet duygusunun, varlığa karşı müthiş bir duyarlığın ve vicdanın peşindedir.


22 Ekim 1919 yılında İran’da başlayan hayatı, iki gün önce İngiltere’de sona erdi Nobel ödüllü Marksist feminist aktivist yazar Doris Lessing’in. Ancak gelin görün ki aynı anda ne Marksist ne feminist ne de aktivist olarak tanımlamıştır yazar kendini. Bir ömrü cümle ideolojilerin, dogmaların, insan ruhunu kategorize eden hemen her şeyin karşısında durarak yaşamış, "arayış"ı varlığın merkezine koymuştu Lessing.  94 yıllık uzun ömrüne çok sayıda roman, şiir ve öykü sığdırmış yazar, 20. yüzyıl insanının toplumsal ve ruhsal karmaşasına odaklanmıştı hep. Cinsel kimlik mücadelesi, sosyalizm, feminizm ve parçalanmış benliklerin bütünleşme çabası romanlarının ve öykülerinin odak noktası olmuştu. Ama temelde, en temelde Doris Lessing denince akla gelen ilk kelime, yaşamında ve ölümünden sonra kanımca, başkaldırı olabilir sadece. Lessing, hem edebiyatında hem de üzerine aldığı yazar-aydın kimliğinde, başkaldırının ismi olarak anılacaktır.        

 

 

Kendiliğinden kahraman

 

Yazarlığa 1950 yılında marksist feminist ve son derece gerçekçi bir düzlemde başlayan Lessing, 1970’li yıllardan itibaren fantastik ve bilimkurgu türüne yönelir dikkat çekici bir biçimde. Kırılma noktası, hepimizin bildiği gibi, feminist literatürün köşe taşlarından biri kabul edilen Altın Defter’tir. Peki ama neden, yazarlığının ve aydın kimliğinin seyri neden değişmiştir? Kimileri bunun altında Lessing’in komünizmden vazgeçmesinin yattığını düşünür. Peki vazgeçmiş midir gerçekten? Belki de soruyu şöyle sormak gerek: Dünyayı değiştirmek için komünist olmuş, ‘Bu dünyayı değiştirecektim, daha güzel, daha mükemmel yapacaktım, ırkçılık nefretinin, haksızlıkların ve benzerlerinin olmadığı bir dünyada yaşayacaklardı’, demiş bir yazar, komünizmden vazgeçtiğini, artık komünist olmadığını söylediğinde, dünyayı değiştirmekten, haksızlıklara karşı mücadele etmekten vazgeçmiş olabilir mi? Bu sorunun cevabı elbette Lessing’in edebiyatının içinde, hem de saklı falan da değil, gayet açık bir şekilde bakıyor gözlerimizin içine. İnsan ruhunun gerçekliğe dair algısındaki değişimi, sezgiye, büyüye, düşlere dair duyduğu ihtiyacı, vahşi içgüdüsel doğasına yaklaşmak, değmek zorunda oluşunu çok erken kavramış bir yazardır Doris Lessing. Yazarlık çizgisindeki değişim de bu kavrayışa delalettir kanımca. Yoksa değişen politik görüşleri değil. Tür olarak burun kıvrılmaya müsait fantastik ve bilimkurgu eserlerinin ciddi bir felsefik altyapısı vardır. Hatta bu felsefi bakış açısına zaman zaman kurban verir hikayelerini. Dili sadedir, açıktır, oyuncaklı değildir. Meselesini hikayenin içine yedirmeyi bilir. Anlatıcı yazarın modern edebiyat içindeki en önemli isimlerinden biridir.


Yazarı anlatı içinde kahramanlaştırmaya çalışan bir çağda, kendiliğinden kahraman olan, olabilen yazarlardandır Doris Lessing. Ve işte tam da bu nedenle, ardında konuşmaya, üzerinde düşünmeye değer uzun bir ömür, okunmaya değer pek çok eser bırakmıştır. Ben kendi adıma bir tür yeryüzü ilahisi olan Kanopus Arşivleri’ne geri dönmeyi planlıyorum. Türkçede baskısı tükenen bu seri için umarım yayıncılar da aynı fikirdedir.        

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.

 

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.

Ibn Haldun’un Mukaddime’de üzerinde durduğu çevrenin ve yaşanılan şehrin insan üzerindeki etkisi, modern yazarların ve düşünürlerin de peşini bırakmamış bir tartışmanın konusudur. Walter Benjamin meşhur kitabı Pasajlar’da 19. yüzyıl Paris’inden ve Charles Baudelaire’in şiirlerinden yola çıkarak erken modernizmin izlerini sürer.

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.

 

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.