Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Haber

Haber

Kuşları kokladı, çiçeklerle uçtu



Toplam oy: 250

 

REFİK DURBAŞ

(refikdurbas@gmail.com)

 

 

Daha dündü konuştuğumuzda, “Her ayın 14’ünde, saat 14.00’te buluşalım” demişti, “60’lardan gelen arkadaşlığımız adına…” Bostancı Hatay Lokantası’nda buluşmuştuk. Masanın bir ucunda ben, Aydın Hatipoğlu, Eray Canberk, Naci Çelik; karşıda Egemen Berköz, Mustafa Öneş, Necati Tosuner ve Hulki Aktunç... Selim İleri’yi beklemiştik hasretle… Bu fotoğrafiden, önce Aydın Hatipoğlu’nun sûreti silindi, dün de sevgili Hulki Aktunç’un…

 

Uzun aralıklarla görüşsek de arkadaşlığımız 60’lı yılların sonlarına dayanıyordu. Halil İbrahim Bahar’ın çıkardığı “Soyut” dergisine gelmişti üç arkadaşı Selim İleri, Naci Çelik ve Taylan Altuğ ile… “Genç kuşak” olarak düşlerini, düşüncelerini yansıtacaklardı, birkaç sayı da birlikte yazdılar. Sonra da birlikteliklerini, kurucusu oldukları “Türkiye Defteri”nde sürdürdüler. Şimdi hayatının profiline bakıyorum. 62 yıla sığdırdığı yaşamı bir “merak” anıtı olarak edebiyat sözlüklerinde…

 

 

Hikâye, roman, şiir, resim ve inceleme-araştırmadan oluşan bir “merak” olarak… 1949’da İstanbul’da dünyaya gelmişti. Kadıköy Moda İlkokulu’nda başladığı öğrenimini 1960-63 arasında Selimiye Askeri Ortaokulu’nda sürdürdü, ardından Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdi. Lisede okurken ressam Turhan Vecdi Karal’dan, resim dersleri aldı ve ilk kişisel sergisini “Lacivert ile Bordo” adıyla 1965’te açtı. Resme ilgisini ömrünün son günlerine kadar sürdürecektir.

 

 

Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi; bu dönemde yazı çalışmalarına ağırlık verdi. 1968’de “Yeni Ufuklar” dergisinde yazdıkları, bu dönemin başlangıcı sayılabilir. 1969-72 arasında ise Meydan Larousse’ta redaktörlük yaptı. Bu dönem de “sözlük” yazarlığının miladıdır. Ardından da uzun yıllar sürecek reklam sektöründe çalışması başladı, hatta bir ara sektörün başkanlığını da yürüttü.

 

 

1976’da yayımlanan “Gidenler Dönmeyenler” ile 1977’de TDK Öykü Ödülü kazandı. Ardından “Kurtarılmış Haziran” (1977), “Ten ve Gölge” (1985), “Bir Yer Göstericinin Hayatı” (1989) ve “Güz Her Şeyi Bilir” (1998) öykü kitapları geldi. “Bir Yer Göstericinin Hayatı” ile 1990 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü de kazandı. Sonrasında ilgisini şiire yöneltti. “Islıkla Tarihçe”, “Sır Kâtibi” (1989), “Adresim Aynalar” (1991), “Şarkılar” (1992), “İnsan Aşkların Külüdür” (1993) ve “Istıraplar Ansiklopedisi” (1994) şiir kitapları yayımlandı. “İnsan Aşklarının Külüdür” ile 1994 Halil Kocagöz; “Istıraplar Ansiklopedisi” ile 1995 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü kazandı. 1981 tarihli “Bir Çağ Yangını” romanı ile edebiyatta ustalığını kanıtladı. Bu romanıyla Abdi İpekçi Ödülü’nü aldı. Ardından ikinci romanı “Son İki Eylül” geldi.

 

 

Ve tabii 1990’da tamamladığı “Büyük Argo Sözlüğü”… Son kişisel resim sergisini “Yoldaşım 40 Yıl” etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdi.

 

 

Son olarak, 2010’da “Sönmemiş Dizeler”iyle hem Necatigil hem de Metin Altıok Şiir Ödüllerine değer görülmüştü. Son yazılarını, Cumhuriyet’te, “Arı Düşünce” köşesinde yazdı.

 

 

1985’te Cumhuriyet Kitap Kulübü dergisinde “Ten ve Gölge” üzerine konuşurken hikâye üzerine şunları söylemişti:

 

“Ne yazarsam yazayım, ‘bitti’ demekte çok zorlanan bir yazarım ben. İnanamıyorum bir hikâyenin daha bittiğine. Hikâye benim yolumdur, evet, kişi niçin yürüdüğünü düşünür mü? Yolda attığı her bir adım, kişinin kişi olduğu için eylediği sayısız edimden biridir. Ben de hikâyeyi öyle yazıyorum. Hikâye vardır, olay onu yüklenir ve götürür. Hikâye vardır, onu da söz yüklenir ve sürdürür. Hiçbir yazar, ben ille birinci yolu ya da ikinci yolu seçeceğim, seçtim, başkasını yazmam, diyemez.”

 

 

Dile çocukluğundan beri merakı vardı. Yaşamı boyunca sözcüklerin şifresini çözmeye çalıştı. Şiirleri, denemeleri, hikâyeleri, romanları, resimleri ile bir hayli narin, imgelerle dolu bir dünya çizdi. Kendine özgü bir üslup geliştirdiği öyküleri ve romanlarında, bir yandan anlatı geleneklerini günümüze doğru geliştirirken, bir yandan da öncü anlatım denemelerine girişti.

 

 

Yazdıklarını pek beğenmedi, en beğendiği huyu da buydu. Uykunun düşmanı, kedilerin sadık dostu idi. Bir konuşmamızda “Kuşları kokluyorum, çiçeklerin uçuşunu da izliyorum” demişti. Bundan sonra da kuşların kokusunda, çiçeklerin uçuşunda sürdürecek yaşamını…

 

 

 



Kaynak: CUMHURİYET

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Sosyal medya kısa sürede birçoğumuzun hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Pek çok yazar da bu genellemenin dışında kalamıyor; J. K. Rowling ya da Stephen King gibi ünlü yazarların Twitter sayesinde "bir tık" uzağımızda olmasına alıştık denebilir.

 

Misafirperverlik kültürümüzün önemli bir öğesi. Tüm dünyada misafirperverliğimizle bilinir oluşumuz boşuna değil... Ünlü yazar Charles Dickens da misafirperver biri olarak bilinirmiş; fakat ünlü masalcı Hans Christian Andersen'i 1857 yılında evinde misafir etmesi, ikili arasındaki dostluğun da sonu olmuş!

 

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi William Golding'in 1954 yılında kaleme aldığı Sineklerin Tanrısı aynı zamanda yazarın başyapıtı da sayılıyor.

Murathan Mungan İzmir Mimarlar Odası tarafından düzenlenen "Edebiyatta Mimarlık" başlıklı bir söyleşi ile İzmirli okurlarıyla bir araya geliyor.

 

 

 

Harry Potter hayranlarından oluşan aktivist grup Harry Potter Alliance ve eğitimde eşitlik sağlamak üzere çalışan She's The First adlı organizasyon cinsiyet eşitliğini savunan bir kampanya için bir araya geldi: A World Without Hermione.

 

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.