Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Eleştiri Arşivi

En çok okunanlar  

Eleştiri


Batı, Doğu’yu neden hep kaybeder?

Adı üstünde “Yitik Ufuklar”... İngiliz yazar James Hilton’ın en ünlü eseri, 20.


Muz Sesleri: Sıkıcı bir ilk roman

Kentlerle kurduğumuz ilişki de diğer canlılarla ve nesnelerle kurduğumuz ilişkiye benzer. Kentlerin ötekilerden farkı kapsayıcılıkları, bir tür “kap” olmalarıdır belki. İçinde insanları, nesneleri, şeyleri, yeni kavramları, kokuları, görüntüleri, estetiği barındıran, onlarla şekillenen vücut,  kişilik bulan bir kap.


Erken Büyüyen Kızlar...

Büyük Kızlar Ağlamaz, Fadime Uslu’nun ilk öykü kitabı.


Resmi tarih tuzla buz olurken

Sosyal bilimlerin bir alanı olarak “tarih”, özünde bir zihniyet tarihidir. Tarihin herhangi bir anında, geçmiş herhangi bir “an”ın ya da herhangi “iki tarih aralığının” tarihinin yazılması ya da “ne olduğunun yazılması”, o tarihini yazanın zihniyetinden bağımsız olmayacaktır. Bu açıdan her tarih yazımı yorumsamacı yani özneldir. Tarihe bakarken nesnel olma şansı yoktur.


Aile reisinin kati olarak bir türlü devrilemeyişi!

Ataerkinin sonu ne zaman gelecek? Bu sorunun yanıtıdır ki binyıllara damgasını vuran cümle insanlık sorununun da bitişini müjdeleyecek. Fertlerine daimi bir adaletsizlik, acı ve öfke duygusu vermekten başka işe yaramayan aile kurumları da, halklarını kana bulayan, açlığa mahkum eden iktidar-devlet anlayışının da kökeninde o kökleşmiş ataerkil düzen yatmıyor mu?


Özgürlüğün Biyolojisi

İnsan beyninin biyolojik yapısını inceleyen bilim dalıyla (neurosience[1]) insanın psikolojisini inceleyen Psikanaliz arasında bir diyalog kurmaya kalkmak yakın zaman kadar son derecede zor, hatta boşuna bir çaba olarak görülüyormuş. Özgürlüğün Biyolojisi kitabının yazarlarının bir arkadaşı, bu çabayı “bir balinayla kutup ayısını çiftleştirmeye” benzetmiş.


YENİ GERÇEKLER İÇİN YENİ BİR GERÇEKÜSTÜ

Hayat o denli hızlı akıyor, herşey o denli hızlı değişiyor ki, “gerçek”in hayata uyum sağlaması gitgide zorlaşıyor. Bugünün gerçeğiyle dünün gerçeği arasında dağlar kadar fark var artık. Yarının gerçeğini, hayal bile edemiyorum!


Bu Yalan Tango

Selim İleri’nin son romanı Bu Yalan Tango, Nisan ayında, Everest Yayınları’ndan çıktı.


Gökler Yoktu Bir Zamanlar, Yeryüzü Yoktu

Eski uygarlıklardan günümüze armağan gibi aşk, hiciv, inanç, övgü, eleştiri, sevinç şiirleri, türküler, ağıtlar, ninniler, güzellemeler... Talât S. Halman tarafından derlenen Eski Uygarlıkların Şiirleri’nin ilk baskısı 1974’te yapılmış.


Kıssadan hisse dehşetler!

Merakımızı çeken ancak daha önce hiç okumadığımız bir yazarın, bir roman bir de öykü kitabı konulsa önümüze, çoğumuzun eli önce romana gidecektir. Çok konuşulmuş, tartışılmıştır öykünün daha zor okunur bir tür olduğu.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.