Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Fikri Sabit Arşivi

En çok okunanlar  

Fikri Sabit


Nedir bu normal?!

“Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özüme sel gizli gizli
Bir tenhada cân cânanı bulunca
Yaralar sinemi yar oy yar oy
Dil gizli gizli, dil gizli gizli

Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle gider yar oy yar oy
Yol gizli gizli, yol gizli gizli.”


Freud Jung’a küsmüş, çağın cinsi hep erdişi!

Yaşam öykülerini oldum olası sevmem. Gerçeklik ve samimiyet duygusu baskın olsun diye kurguyu feda ederler ya hep, işte ondan. Oysa yaşam kurgunun kendisidir, hele ki kaleme alınanlar. Ya da en basitinden şöyle sorayım: Anıların şahsi kurgularımız olmadığını kim söyleyebilir? İş ki yazarken ve anlatılırken bu göz ardı edilmesin. Kupkuru bir narsisizme kurban olunmasın.


Hayati bir sınırda gezinip duran edebiyat olayı

Terry Eagleton’ın Edebiyat Olayı sıcağı sıcağına Türkçede. Eh, her şey bir yana Türk yayın dünyası için bu da kendi başına bir olay.


Numaracı Balzac, yeteneksiz ama çalışkan Turgenyev, lanetli Flaubert…

Henry James, roman sanatının önemli isimlerinden biri olmasının, bugüne uzanan eserler üretmesinin yanı sıra döneminin önemli edebiyat eleştirmenlerinden ve kuramcılarından biriydi.


Dergi günleri

Gazinoları, kumpanyaları, müzikli oyunları unuttuk çoktan, tiyatro olmasın istiyoruz, her ne kadar büyük bir ivme yakalamış olsak da, sinemaya ne gerek var, diyoruz, yayıncılık ölü sektör zaten, dergicilik ise bitti biter… Kültür dediğimiz şeyin yapı taşları, birer gereksiz kıymık gibi ayrılıyor içimizden yavaş yavaş.


Jane Eyre’in aşkı burada, Uğultulu Tepeler’in tekinsizliği nerede?

Haworth kasabası… Dik bir yamacın üzerinde, kimsenin ziyaret etmek istemeyeceği kadar yalnız, küçük, korkutucu derecede sevimsiz. Hele kilisenin tam arkasında bulunan derme çatma papaz evi… Perdeleri hep sımsıkı kapalı, içeride bir ailenin yaşadığına dair herhangi bir ipucundan yoksun, tekinsiz… Oysa öyle değil.


Karşılaştırmalı edebi liste okumaları

Yaz dönemi yayın dünyamızın gelenekselleşmiş kuraklığı, kıpırtısızlığı demek. Bu kuraklıktan çıkma mücadelesi çerçevesinde olsa gerek, çeşitli kaynaklardan edebiyata dair liste üzerine liste haberleri gelip duruyor. Listeler, yapılış biçimleri, edebiyatı tuttukları yer, bakış açıları ve elbette sonuçları, düşündürüyor. Buyurun karşılaştırmalı edebi liste okumalarına…

 


Kendi mitinin kahramanı: Fazıl Say

Söz konusu, Mezopotamya Senfonisi. Bir sıcak yaz gecesi konser alanı yekpare bir kütleyi andıran dinleyici topluluğunun ağırlığıyla ezilir gibi, batar mıyız bu dolgu alan üzerinde bunca kararlı ağırlıkla, diye içimden geçiriyorum. Fazıl Say gerilerde bir yerlerde senfonisine yer açar gibi çalıyor. Hafiflemeyi algılıyorum.


Şairin anima burcunda…

“Mutlu gündüzlerin güzel düşleri tarafından desteklenmese, beslenmese, şiirleştirilmese nice olurdu gecenin o büyük düşleri?” Zengin bir hayali, istikrarlı bir düşünceye ‘indirgeyen'den, istikrarlı bir düşünce çerçevesinde yorumlayandan şair olur mu? Ya, gecenin büyük düşlerine kapılıp da gündüz düşleri kurmaktan korkanlardan? Olmaz diyor Bachelard.


Gerçek olan düşlerden başka şey değil…

Özelleşmiş bir insan pratiği olarak edebiyat daha geniş kitlelere hitap edebilir mi? Verimliliği, işi ve fikirlerin pratik uygulamalarını yücelten bir toplumda ‘faydasız’ bir söylemin rolü nedir? Bu sorular, edebiyatın günümüzde işgal ettiği en sorunlu, en sallantılı konuma işaret ediyorlar.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.