Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

			

Kulis


Kulis

Engereğin Gözü mü?




Toplam oy: 913

Cemal Karanlık

 

Arada inip şehirde sahafları dolaşmaya bayılırım. İnsan yalnızca eski kitaplarla karşılaşmaz sahaflarda; ömrünü tamamlamış yayınevleri, gözden düşmüş yazarlar, imzalı kitaplarını eleyen yazarlar, kitaplıklarda artık yer verilmek istenmeyen kitaplar, dağılan kütüphanelerin izleri, tabii bir de sahaflara satılan “protokol” kitaplar… Yeni baskısı yapılmayacak, piyasada bulunamayacak kitaplar da tabii sahafların olmazsa olmazı.

 

Geçenlerde İstiklal’de dolaşırken bir sahafa girdim. Tezgâhta sergilenen kitaplara göz gezdirirken Zülfü Livaneli’nin bir kitabına rastladım: Engereğin Gözü

 

Benim bildiğim, Engereğin Gözündeki Kamaşma’ydı bu kitabın adı. İnsan ister istemez düşünüyor, yayınevi bir hata mı yaptı acaba, diye. Ame elbette bu mümkün değil. Kitabın kapağında Elia Kazan’ın bir cümlesi var. Diyor ki Kazan, “Hiç bu kadar güzel bir kitap okumadım.” Doğrudur.

 

Ben de şanslı okurlardan sayılırım; Engereğin Gözündeki Kamaşma’yı daha tefrika edilirken okumuştum.

 

Sayın Zülfü Livaneli’den söz ederken aramızda “Zülfü” yeterliydi bizim için. Onu her gün yanımızda bulunan dostlarımızdan ayırmazdık çünkü. O nedenle, onun gazetede, hem de bir roman tefrika ettiğini duymak, o yıllarda, önemli bir şeydi. Ama işte o kitap edebî bir çabanın ürünüydü. Edebiyat değeri tartışılırdı, hatta o yılların Beyaz Kale’sine, dilimize çevrilen birbirinden önemli yabancı edebiyata bakılınca epey gerideydi de. Yine de edebî bir çaba vardı altında. Livaneli sonraki romanlarında o düzeye asla çıkamadı.

 

Hatırlıyorum; bir söyleşide, romanın dilini Naima’dan aldığını söylemişti. Gerçekten, o eski yazarların esintisi de vardı dilinde.

 

Sahafta kitabın yeni baskısını görünce düşünmeden edemedim: İnsan yaptığı en iyi şeye niye müdahale eder? Yıllarca raflarda Engereğin Gözündeki Kamaşma olarak durmuş bir kitabı, yıllar sonra niye Engereğin Gözü yapar? Bunun gerekçesini bilmek isterdim. Kitaba bu kötülüğün neden yapıldığını bilmek isterdim. Çok merak ediyorum, bunu Zülfü’den kim istemiş olabilir?

 

Zira, Zülfü’nün, Engereğin Gözü ile Engereğin Gözündeki Kamaşma arasındaki farkı çok iyi bildiğini düşünüyorum. İlki görüntü, ikincisi metafordur.

 

Sayın Zülfü Livaneli, lütfen bu hatadan dönün efendim.  



Bu kitabı idefix'ten satın alın

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Kulis Yazıları

Cemal Karanlık

 

 

 

Hava biraz açınca aradım Nadir’i, yahu yetiş iki çift laf edelim, dedim. Kırmaz beni, hemen atlayıp geldi, trafiğe sövüp saydıktan sonra az soluklandı, derken çantasından meşhur bir gazetemizin son günlere ait nüshalarından birini çıkardı.

 

 

“Ey ağabey baksana ne diyorsun şimdi bu işe?” dedi.

Cemal Karanlık

 

 

 

Epeydir buluşamıyorduk Nadir’le. Önceki akşam telefon çaldı, baktım, bizimki. “Yahu nerelerdesin,” dedim. “Abi sorma, birkaç aydır yurtdışındaydım, buluşalım da iki lafın belini kıralım,” dedi. “Olur lan özledim valla,” dedim.

 

 

Cemal Karanlık

 

 

Kış aylarının Beylikdüzü ilimizdeki kitap fuarıyla başlaması artık fena bir alışkanlık oldu sevgili okurlar. Güzel, ama fena bir alışkanlık. Bir kere her yıl fuarda üşütmek garanti. Fuar izlenimlerimi ne yazık ki yine aksırarak yazıyorum. Ben oldum, siz olmayın, ne diyeyim…

 

Cemal Karanlık

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.