Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Kulis


Kulis

Engereğin Gözü mü?




Toplam oy: 1088

Cemal Karanlık

 

Arada inip şehirde sahafları dolaşmaya bayılırım. İnsan yalnızca eski kitaplarla karşılaşmaz sahaflarda; ömrünü tamamlamış yayınevleri, gözden düşmüş yazarlar, imzalı kitaplarını eleyen yazarlar, kitaplıklarda artık yer verilmek istenmeyen kitaplar, dağılan kütüphanelerin izleri, tabii bir de sahaflara satılan “protokol” kitaplar… Yeni baskısı yapılmayacak, piyasada bulunamayacak kitaplar da tabii sahafların olmazsa olmazı.

 

Geçenlerde İstiklal’de dolaşırken bir sahafa girdim. Tezgâhta sergilenen kitaplara göz gezdirirken Zülfü Livaneli’nin bir kitabına rastladım: Engereğin Gözü

 

Benim bildiğim, Engereğin Gözündeki Kamaşma’ydı bu kitabın adı. İnsan ister istemez düşünüyor, yayınevi bir hata mı yaptı acaba, diye. Ame elbette bu mümkün değil. Kitabın kapağında Elia Kazan’ın bir cümlesi var. Diyor ki Kazan, “Hiç bu kadar güzel bir kitap okumadım.” Doğrudur.

 

Ben de şanslı okurlardan sayılırım; Engereğin Gözündeki Kamaşma’yı daha tefrika edilirken okumuştum.

 

Sayın Zülfü Livaneli’den söz ederken aramızda “Zülfü” yeterliydi bizim için. Onu her gün yanımızda bulunan dostlarımızdan ayırmazdık çünkü. O nedenle, onun gazetede, hem de bir roman tefrika ettiğini duymak, o yıllarda, önemli bir şeydi. Ama işte o kitap edebî bir çabanın ürünüydü. Edebiyat değeri tartışılırdı, hatta o yılların Beyaz Kale’sine, dilimize çevrilen birbirinden önemli yabancı edebiyata bakılınca epey gerideydi de. Yine de edebî bir çaba vardı altında. Livaneli sonraki romanlarında o düzeye asla çıkamadı.

 

Hatırlıyorum; bir söyleşide, romanın dilini Naima’dan aldığını söylemişti. Gerçekten, o eski yazarların esintisi de vardı dilinde.

 

Sahafta kitabın yeni baskısını görünce düşünmeden edemedim: İnsan yaptığı en iyi şeye niye müdahale eder? Yıllarca raflarda Engereğin Gözündeki Kamaşma olarak durmuş bir kitabı, yıllar sonra niye Engereğin Gözü yapar? Bunun gerekçesini bilmek isterdim. Kitaba bu kötülüğün neden yapıldığını bilmek isterdim. Çok merak ediyorum, bunu Zülfü’den kim istemiş olabilir?

 

Zira, Zülfü’nün, Engereğin Gözü ile Engereğin Gözündeki Kamaşma arasındaki farkı çok iyi bildiğini düşünüyorum. İlki görüntü, ikincisi metafordur.

 

Sayın Zülfü Livaneli, lütfen bu hatadan dönün efendim.  



Bu kitabı idefix'ten satın alın

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Kulis Yazıları

 

 

 

Yazmayı ve okumayı, konuşmaktan daha çok seven bir insanım. Dolayısıyla “kelimeler” hayatımda olmazsa olmazlarım arasında. Konuşarak ifade etmeyi beceremediğim çoğu şeyi kelimelerle anlatmak istiyorum hep.

 

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

İnsan yaşadığı yere benzer, doğru ama sanki eksik, yaşadığı yeri de kendine benzetir. İki taraflı bir ilişki. Değişirken, bir şeylere benzerken, siz de bir şeyleri değiştirip dönüştürüyorsunuz. Avanos’ta doğdum ve büyüdüm. Bozkır ve kasaba çocuğuyum. Memleketim gibi sessiz, hüzünlü ve içli geçti çocukluğum. Beklenmedik coşkular ve sebepsiz bir neşe de oldu elbette.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.