Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Yazarlar


Çınla Akdere

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü’nde lisans, Paris I Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde iktisadi düşünce tarihi alanında master ve doktora derecesini aldı. New School for Social Research’ün İktisat Bölümü’nde bir sene ziyaretçi araştırmacı olarak bulundu. Université Paris I Panthéon-Sorbonne, Université Cergy-Pontoiseve Université Paris VIII Vincennes Saint-Denis’nde çeşitli iktisat dersleri verdi. Ulusal ve uluslarası konferanslarda bildiriler sundu. 2003 yılından bu yana PHARE (Pôle d’histoire de l’analyse et des représentations économiques) adlı araştırma enstitüsüne bağlı araştırmacı ve 2010 yılından bu yana ODTÜ İktisat Bölümü’nde öğretim görevlisidir. Ayrıca, 2010 yılından bu yana Université Sorbonne Nouvelle Paris III Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde uzaktan öğrenci olarak okumaktadır. Halen aynı bölümün yüksek lisansına uzaktan öğrenci olarak devam etmektedir.

Tüm Yazıları

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.