Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Bu ülkede hava yastığımız yok


Çingeneler Ege'de hücuma uğruyor ama öte yandan, İstanbul'da zencilere saldırabiliyorlar. Ama bazı gruplar var ki, hiç şansları yok İstanbul'da.

Bu kez "Fuhuş istemiyoruz," diyen bir grup başroldeydi. Hedeflerinde translar vardı. Onlar istemedikleri her şeyi, herkesi yok etmekle kendilerini mükellef hissediyorlar. Semtlerini, şehirlerini, daha doğrusu ülkelerini temizlemek istiyorlar. "PKK'yla savaştığımız gibi travestilerle de savaşır, sizi buradan yollarız," demişler. Ne kadar da güzel özetlemişler!

Her ay en az bir linç vakası patlıyor bu ülkede. Ne de olsa devlet de sevmiyor "öteki"leri. Herkes rahatlıkla nefret suçu işleyebiliyor. Dokunulmayacak şeyler ve bir de düzeltilmesi, ehlileştirilmesi, asimile edilmesi gereken ‘öteki’ler var. Normalde tüm bu yaşananların özeti kaostur ama bu, ülkenin sıradan rutini maalesef. Bu ay Ahmet Büke ile linç kültürünü konuştuk.

 

 

 HASAN CÖMERT

 

 

 

 

                        (Görsel çalışma: Onur Atay)

 

 

 

 

Her ay linç haberi eksik olmuyor gündemden. Son olarak Avcılar’da translar linç edilmek istendi. Linç kültürünü toplumumuzun parçası olarak görebilir miyiz?

 

 

 

Bize özgü bir durum değil sanırım. Farklı olana, ötekine duyulan korku ve nefretin kökeni çok derinlerde. Ama galiba bizde bunun bir itibarı var. Linçi başlatan, katılan bundan utanmıyor. Aksine bu eylemi ona bir kimlik de sağlıyor kimi zaman. Ahlakı kurtaran, mahalleyi savunan, devleti, ülkeyi sahiplenen aslan parçası oluyor.

 

 

 

Bu ahlak polisliğinin azalmadan devam etmesinde, bunun devlet nezdinde de destek bulmasının ne kadar etkisi var?

 

 

 

İşte buna en son tüy diken de bu mevzunun bizim siyasetimizde yeri ve zamanına göre bir kamu vazifesi sayılması. Göstermelik de olsa yürüyen hukukun kimi zaman tamamen devreden çıkarılması bekamız için ihtiyaç oluveriyor. “Sivil savunma” konusu mühim. Kuvvetler zinde olmalı. Nefret suçu konusunun bu kadar ağırdan alınması, evelenmesi gevelenmesi cahillikten kaynaklanmıyor ya.

 

 

 

Bu ülkede nefret suçu mağduru olmamanın bir formülü var mı! Lince maruz kalmamak, güvenli yaşam sürmek için nasıl bir kimliği olmalı insanın?

 

 

Bu ülkede hava yastığımız yok maalesef. Herkes arkadaşını kollayacak.

 

 

 

Çok okunan köşe yazarlarının yazılarında da rahatlıkla nefret suçu işleniyor. Bunu sokaktaki linç kültürüyle birlikte düşünebilir miyiz?

 

 

 

Nefret suçuna rağmen çok okunuyorlar ya işte.

 

 

 

Bu linç kültürü, tahammülsüzlük bu topraklar için her zaman geçerli miydi sizce? Yoksa içinde bulunduğumuz döneme özgü bir mesele mi?

 

 

 

Grafik iniyor, çıkıyor. Ama daha hayatımızdan çıkacak noktada değil galiba.

 

 

 

 

Bu durum muhafazakârlıkla ne kadar alakalı? Ya da herkesin kendi muhafazakâr alanları olması mı sebep?

 

 

 

Muhafazakârlık bu denli gündemimizde değilken de linç kültürümüz vardı. Bu başka bir şey. Devlet yönetme biçimimiz böyle biraz da.

 

 

 

Peki linç kültürünü belli çerçevelerle sınırlandırabilir miyiz?

 

 

 

Çatışma alanları değişiyor sanırım. Sosyolog değilim tabii ama gözlemim o yönde. En yoksun ve en çaresizlere çevrilmiş bir silah gibi bizde linç. Yaşam alanları daraldıkça ilk gözden çıkarılacaklara yöneliyor. Çingeneler Ege'de hücuma uğruyor ama İstanbul'da zencilere saldırabiliyorlar. Ama bazı gruplar var ki hiç şansları yok burada. Cinsel yönelimleri yüzünden yaşam alanları zehre dönen insanlardan bahsediyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 




Toplam oy: 751

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.