Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Glowacki ile söyleşi: "Kosinski, Dostoyevski karakteri gibiydi"


Glowacki ile söyleşi: "Kosinski, bir Dostoyevski karakteri gibiydi"

 

Gökçe GÜNDÜÇ

 

1933 yılında Polonya'da doğan Jerzy Kosinski, 1957'de ABD'ye göç etti. 1962'de ABD'li çelik imparatoriçesi Mary Hayward Weir ile evlenerek, "Amerikan rüyası" denince akla gelen ilk isimlerden biri oldu. 1965'te yayınlanan ve 30'dan fazla dile çevrilen Boyalı Kuş adlı romanı, Kosinski'yi o dönemin öne çıkan edebiyatçılarından biri haline getirdi. Fakat bir süre sonra, diğer birçok söylentiyle birlikte, kitabı aslında Kosinski'nin yazmadığı, üstelik kitabın otobiyografik öğeler taşıdığı konusunda da yalan söylediği iddiaları ortaya atıldı. Bir başka söylentiye göre, 1971'de yayınlanan, 1979 yılında da sinemeya uyarlanan Bir Yerde adlı romanın konusu da Polonya'da yayınlanan The Career of Nicodemus Dyzma (Nicodemus Dyzma'nın Kariyeri) adlı kitaptan çalınmıştı.

 

Bu iddialara temel olan yazı 1982 yılında haftalık olarak yayınlanan Village Voice adlı gazete tarafından ortaya atıldı. Village Voice, Kosinski'nin kitaplarının bazı bölümlerini asistanlarına yazdırdığını öne sürüyordu. Bir süre sonra New York Times'ta yayınlanan makalesinde John Corry ise Village Voice'nin tartışmalı iddialarını Kosinski aleyhinde yaklaşık 20 yıldır yürütülen kampanyanın bir devamı olarak düşünmek gerektiğini söyledi. Corry'e göre bu söylentileri yayan Polonya'daki Komünist Parti'nin ajanlarıydı, partinin Kosinski ile uğraşmasının sebebiyse yazarın Polonya karşıtı yazılarıydı. Ne Village Voice'in, ne de John Corry'nin iddiaları, Kosinski hakkındaki tartışmaları nihayete erdiremedi.

 

Tıpkı Kosinski gibi, Polonya'dan ABD'ye göç eden yazar Janusz Glowacki'ye göre, Kosinski'yi olağanüstü bir roman kahramanı haline getiren de hayatındaki bu belirsizlikler işte. Glowacki, kendisini de bir karakter olarak dahil ettiği Good Night Jerzi'de bu iddiaların yanı sıra Kosinski'nin sado-mazo eğilimlerinden, New York'un yeraltı dünyasının kralı, entelektüel camiasının ise öne çıkan isimlerinden biri oluşundan, etrafından hiç eksik olmayan kadınlardan, ne türden bir kıskançlığın hedefi haline geldiğinden bahsediyor. Kitabın yakında sinemaya uyarlanması da gündemde. Glowacki, Polonya-ABD ortak yapımı olarak, İngilizce dilinde, Polonyalı bir yönetmen tarafından çekilecek filmin başrolü için Sean Penn gibi büyük bir yıldızın peşine düştüklerini anlatıyor.

 

Jerzi Kosinski

 

Kosinski, New York Times'a, "Hayatımın özü, ruhsal yaşamım, saldırı altında. İnsan, suçluluk duygusunun içinde nasıl yükseldiğini görerek büyüleniyor. İçsel gerçekliğin erozyona uğruyor ve ardından panik duygusu geliyor. Artık yataktan suçluluk duyarak kalkıyorum. CIA için çalışmadığımı nasıl kanıtlayabilirim? O kitabı gerçekten yazdığımı nasıl ispatlayabilirim?" demişti. 1991 yılında intihar ettiğinde ise geride şu not kaldı: "Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin."

 

Glowacki ile Kosinski'yi konuştuk:

 

Kosinski yalancı mıydı?

 

Bunu söylemek güç. O aynı anda iki, hatta üç hayat birden yaşıyor gibiydi. Hem saygı duyulan bir entelektüeldi, diğer yandan sado- mazo kulüplerinin ve gece kulüplerinin kralıydı. Öte yandan karanlığı tasvir eden, karanlığı ABD'lileri şok eden bir üslupla ortaya koyan bir yazardı. Kosinksi yalancı mıydı? Bana sorarsanız, hepimiz bir miktar yalancıyız. Kesin olan şu ki, o bir dahiydi.

 

O kendisi için soykırım zamanında geçmiş bir çocukluk icat etti. O dönemi ailesiyle birlikte saklanarak geçirmişti oysa, çiftçiler onları polisten saklamıştı. Fakat bu çocukluğu yeniden yaratırsa kendisini kahramanlaştırabileceğini düşündü. Yarattığı bu yeni çocukluğu Boyalı Kuş'ta yazdı. Nobel Ödüllü edebiyatçı Eliezer Wiesel, soykırıma yakınen şahit olmuş, toplama kamplarında bulunmuş bir yazardı. Boyalı Kuş hakkında New York Times için bir eleştiri yazısı kaleme aldı; bu kitap hakkında yayınlanan en önemli yazı olacaktı. Kosinski'nin kariyeri büyük oranda bu eleştiriye bağlıydı. Wiesel kitabı okudu ve ortalama, hatta soğuk ve mesafeli bir yazı kaleme aldı. Kosinski henüz yayınlanmadan önce bu yazıdan haberdar oldu. Ve yazarı kitabın otobiyografik olduğuna, polisin ona işkence uyguladığına ikna etti. Wiesel de yazdığı ilk eleştiri yazısını çöpe atıp, yeni bir tane kaleme aldı. Bu çok pozitif bir eleştiriydi ve Kosinski'yi soykırım mağduru olarak gösteriyordu. Başarılı kariyeri işte bu yazıyla, böylece başlamış oldu. Sonraki yıllarda da hayat hikayesindeki pek çok noktayı tıpkı çocukluğu gibi farklı yansıttı.

 

Sirkin kurallarına göre oynamak

 

 

Good Night Jerzi'de Kosinski'nin Bir Yerde adlı romanının Polonya'da yayınlanan The Career of Nicodemus Dyzma adlı kitaptan çalındığı iddiasını hatırlatmışsınız. Bu bağlamda sadece hayat hikayesinin değil, kitaplarının dürüstlüğü de şüpheli diyebilir miyiz?

 

Polonya'da yayınlanmış bir kitaba benziyor, evet. Aslına bakarsanız, bu konuda bir fikirliği yok. Bazıları Polonya'daki bu kitaba çok yakın durduğunu, Kosinski'nin sadece karakterlerde ufak değişiklikler yaptığını iddia ediyorlar. Kitap çok basit bir hayat süren bir adamın, bazı rastlantılar sonucu ülkenin ileri gelenleriyle tanışmasını konu alır. Adam öyle ünlenir ki onun ABD Başkanı olmasını isteyenler bile çıkar. Polonya'da yayınlanan roman da buna çok benzerdir. Fakat yine de kesin bir yargıya varılmış değil.

 

Açıkçası yalana çok fazla başvururduğu için Kosinski'ye saldırmak çok kolaydı. Mesela komünist Polonya'yı terk etmek istiyordu ama iddiaya göre, ona pasaport vermeyi reddettiler. Ülkeyi terk etmeyi oldukça etkili bir profesörün ağzından sivil polislere hitaben yazılmış sahte mektuplar hazırlayarak başardı. Cebinde bu mektupların yanı sıra bir de siyanür vardı. Eğer yalanını yakalasalardı, siyanürü içerek intihar etmeyi kafasına koymuştu. Anlattığı hikaye buydu ama gazeteciler şüphelenip geçmişini araştırmaya başladıklarında Polonya'dan normal yollarla çıktığını öne sürenler oldu.

 

Aslına bakarsanız, Kosinski ABD'ye geldiğinde hayatın burada bir tür sirke benzediğini kavramış ve bunun bir parçası olmaya, oynamaya karar vermişti. İnsanları büyülemeye çalışıyordu. ABD de onun gibi birine daha önce hiç rastlamamıştı. Doğudan gelen, onun gibi bir entelektüeli benimsemeye hazırdı. Amerikan Rüyası tam da buydu işte. Polonya'nın küçük bir şehrinden çıkmış, bir anda zirveye ulaşmıştı.

 

Kitabın yayınlandığı yıllarda Boyalı Kuş'u yazacak kadar İngilizce bilmediğine dair iddialar var. Bunlar hakkında ne dersiniz?

 

Evet. Ama tüm bu iddialar o inanılamayacak kadar büyük bir başarı yakaladıktan sonra ortaya döküldü. Bazı gazeteciler dediklerini doğrulama ihtiyacı hissettiler ve bulduklarını yazmaya başladılar. Bu sırada Boyalı Kuş yayınlanmadan üç ay kadar önce Kosinski'nin ilan vererek, Lehçeden İngilizceye çeviri yapacak birini aradığı ortaya çıktı. Bildiğiniz gibi Boyalı Kuş, İngilizce olarak yayınlanmıştı. Buna ilişkin haber yayınlandıktan sonra bir adam çıkıp, “Çeviriyi yapan bendim,” dedi. Neticede Kosinski hakkında pek çok soru işareti, pek çok tartışma konusu bulunuyor. Öte yandan ne dersek diyelim, Boyalı Kuş çok, çok önemli bir romandır ve milyonlarca insan soykırımı bu kitaptan okumuştur.

 

Bir Dostoyevski karakteri gibiydi

 

İddialardan bir bölümünün insanların onun başarılarını kıskanmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz öyleyse...

 

Olabilir elbette. Ben de onu kıskanıyordum. Onunla tanışma fırsatını yakaladığımda, o çoktan zirvedeydi. Beni evine davet etti. Evine girdiğimde birikmiş telesekreter mesajlarını dinlemeye koyuldu. Onun her zaman bir maske taktığı, bir çeşit performans sergilediği düşünülürse, telesekreter mesajlarını dinleterek beni de etkilemeye çalıştığını söyleyebiliriz. Bir mesajda “Bay Kosinski sizi Yale Üniversitesi adına arıyorum, okulumuzu ziyaret etmenizden onur duyarız,” diyordu mesela, bunu “Jerzi, seni Allahın cezası, benimle kafa bulmayı bırak,” mesajı izliyordu. Bu mesajı da yine saygın bir kurumdan gelen davet takip ediyordu. Telesekreter mesajları bile aslında hayatının bir özeti gibiydi. Etrafı her zaman güzel kadınlarla çevriliydi; bu kadınların büyük bölümü ona âşıktı. İki defa PEN'in ABD şubesinin başkanlığını yürüttü. Görevinde oldukça başarılıydı, farklı ülkelerde baskı altında yaşayan, sansüre maruz kalan, hapse atılan yazarları savunuyordu. Elbette tüm bunlar insanları kıskandırıyordu.

 

Fakat diğer yandan da sanki peşinde bir vampir varmış gibi yaşıyor, durmadan arkasını kolluyordu. Çünkü korkuyordu. Aslına bakarsanız, o Dostoyevski'nin karakterlerinden biri gibiydi. Tüm bunlar Jerzi Kosinski'yi harika bir roman kahramanı haline getiriyor.

 

Komünist Polonya karşıtlığı Kosinski'nin hayatını nasıl etkiledi? Hakkındaki iddiaların Komünist Parti ajanları tarafından ortaya atıldığı öne sürülmüştü.

 

Polonya'yı anti semitist bir ülke olmakla itham ediyordu. Boyalı Kuş, Polonya'da yasaklıydı, çok uzun yıllar basılmadı. Kitap yayınlanmamıştı fakat onun ne kadar yalancı olduğuna dair makaleler basılıyor, Polonya düşmanlığıyla suçlanıyordu. Herkes bu makalelerle aynı fikirdeydi ama kitabı kimse okumamıştı. Fakat artık Polonya'da bir yıldız gibi kabul görüyor. Komünistler ise hâlâ onu sert bir dille eleştiriyorlar. Şimdi kimse Komünist Parti'nin yayın organına güvenmiyor. Örneğin benim kitabım basıldığında ya da bir tiyatro eserim Polonya'da ilk kez sahnelendiğinde bu gazeteyi beğenmediklerini umarak açarım. Eğer onlar beğenmişse kimse oyununuzu izlemeye gelmez. Gazeteyi açar ve “Çok şükür beğenmemişler,” derim.

 

"İddialar, kitaplarının değerini değiştirmez"

 

 

Kosinski'nin hayatını yazmaya nasıl karar verdiniz? Siz de onun gibi Polonya'dan ABD'ye göç ettiniz. Hayat öykülerinizde paralellikler var. Kendinizi bu yüzden mi ona yakın hissettiniz?

 

O bir romana konu etmek için mükemmel biri. Öte yandan, yakın arkadaşı değildim belki ama onu yakından tanıyordum. New York'ta onunla tanışmıştım. Bana rehberlik etmiş, New York'un yeraltında neler olup bittiğini göstermişti. Ondan etkilenmiş, onu kıskanmıştım. Tüm bunları nasıl başardığına şaşırmıştım. The Village Voice ise kitaplarını başkalarına yazdırdığını söylüyordu. Bu iddialardan sonra editörlerinden bazıları ortaya çıkıp, Village Voice'de yazanların doğru olduğunu söylediler. Kosinski'nin hikayesi söz konusu olduğunda yalanı gerçekten ayırmak pek kolay değil. Yine de doğruluğu su götürmeyen bazı noktalar elbette var. Ama sonuçta, kimin umrunda ki? Yazarı hakkındaki şaibeler, kitapların değerinden bir şey götürmüyor.




Toplam oy: 851

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.