Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Öğrenciler ile söyleşi: "Edebiyatın nabzı arka sıralarda atar!"


Öğrenciler ile söyleşi: "Edebiyatın nabzı arka sıralarda atar!"

 

Emre BAYIN

 

2014-2015 eğitim-öğretim yılı hem ilköğretim ve lise, hem de üniversite öğrencileri için çoktan başladı bile. Okul yolunu tutan öğrencilerden bir bölümü ise edebiyat fakültelerini tercih etmişlerdi. Aralarında bu tercihi yazar veya şair olma hayaliyle yapanlar da vardı şüphesiz.

 

Peki, acaba bu bölüme isteyerek mi girmişlerdi? Edebiyat bölümleri okurluk serüvenlerine neler katmıştı? Sınıf arkadaşları neler okuyordu? Bölümün güncel edebiyatla ilişkisi nasıldı? Öğrenciler bölüme başlamadan önce neler bekliyorlardı, bu beklentiler karşılanmış mıydı? Edebiyata meraklı, kalemi güçlü öğrenciler aradıkları desteği okulda buluyorlar mıydı?

 

Daha önce fakülteleri akademisyenlerden dinlemiştik, bu defa öğrencilere sorduk. Halen öğrenci oldukları için adlarını da gizlediğimiz bu gençler, bölümün en büyük katkısını kendileri gibi edebiyat seven diğer gençlerle tanışmaları için bir vesile olarak gösterdiler. İşte, aldığımız diğer cevaplar:

 

"Annem iki gün küstü"

 

Bölüme isteyerek mi girdiniz?

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 27: 2004 senesinde, çok başarısız bir lise hayatından sonra kafamda sadece edebiyat okumak vardı. Hatta daha da daraltıp söyleyebilirim, bir edebiyat bölümüne girip kendimi eleştirmen olarak yetiştirmek istiyordum.

 

Marmara Üniversitesi, Kadın, 23: Evet. Edebiyat, bölümü seçmeden önce de ilgi duyduğum bir alandı.

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 23: Evet. Benim yaşadığım çevrede aileler daha rahat iş bulacaklarını düşünerek, çocuklarının lisede sayısal alan tercih etmeleri yönünde baskı kurarlar. Ben orta yolu bulup eşit ağırlık okumuştum, ancak kafamda hep edebiyat vardı. Annem bunu duyunca iki gün benimle konuşmamıştı.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Erkek, 26: Edebiyata ilgim ve okuma merakım çocukluğuma dayanmıyor. İstanbul’da iyi bir üniversitede okumayı istiyordum, evet, ama lise yıllarında bunun neresi olacağına henüz karar verememiştim. O sıralar İstanbul Üniversitesi’nde Sinema-TV okuyan ağabeyimden vurucu bir kitap önermesini istemiştim, Yeni Hayat’ı böylece okudum. Tabii çok etkilendim. Ardından Benim Adım Kırmızı geldi. Ama bölüme isteyerek gelmemi sağlayan kitap Yeni Hayat’tı diyebilirim.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Kadın, 22: Evet.

 

Yeditepe Üniversitesi, Kadın, 22: Evet. Hatta o kadar ki daha birçok "iyi" alternatifim olmasına rağmen bu bölümde ısrar ettim.

 

Edebiyat bölümleri okurluk serüveninizde size neler kattı? 

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 27: Handan İnci’nin SabitFikir’de yayınlanan söyleşide bahsettiği Sait Faik’in şokuna benzer bir şoku ben de yaşadım. İlk yıl dil derslerinin tamamından, eski edebiyat derslerinin büyük bir kısmından ve “yeni edebiyat” derslerinin bir kısmından kaldım. Sonunda alıştım tabii, ezberledim (!) ve geçtim bu dersleri. Fakat Yeditepe, Marmara, Boğaziçi ve Mimar Sinan Üniversiteleri öğrencilerinden, parçası olduğum bir arkadaş grubu kendiliğinden oluştu. Bu topluluğun buluşmalarında öğrendiklerim, derslerde öğrendiklerimden fazladır.

 

Şunu da eklemem gerek; üniversite bittikten sonra dil ve eski edebiyat derslerinde okutulan metinlere yeniden döndüm. Bu kez ekine, köküne değil ne dediğine baktım. Bu metinlerde bugünün fikir dünyasına ve hislerine hitap eden noktalar var. Dille kavga ederken bunları kaçırıyoruz.

 

Marmara Üniversitesi, Kadın, 23: Son senenin müfredatında yer alan çağdaş edebiyat dersleri, eleştirel bakış açısı kazandırdı. Bu sayede kitabı daha çok sorgulamaya, detayları daha fazla önemsemeye, içerikle beraber teknikleri de irdelemeye başladım. Yani kitaba daha fazla yoğunlaştım ki bu da okumayı daha keyifli hâle getirdi. Bir de, edebi olanla olmayanı ayırt edebilme mevzusu var. Bu bir bakıma öznel bir şey; yine de derslerde çok fazla metne aşina hale geldiğimiz için ayırt edicilik zamanla artıyor. Daha seçici oluyorsunuz.

 

"Akademi öğrencinin yanında durmuyor"

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 23: Bölüme başlamadan önce şimdi beğendiğim eserlere uzaktım. Bir değişim geçirdiğim doğru, ancak bunu edebiyat bölümü okumama borçlu olduğumu söylemek çok güç. Üç sene boyunca artık hiçbir geçerliliği ve kullanımı kalmamış eski dillerin özelliklerini ezberlemeye mahkûm edildiğiniz bir yerde kafa kaldırıp birkaç satır okumak neredeyse imkansızdı. Dil ve edebiyat kürsüleri birbirlerinden tamamen ayrılamaz belki ama öğrenciye bu anlamda esneklik ve seçme şansı tanınmamalı. Yine de bölümün bir katkısından söz edeceksem, bu işten az çok anlayan ve benimle aynı hayallerle, edebiyat okumaya gelmiş insanlarla tanışıklığımı sayabilirim sadece.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Erkek, 26: Yaratıcı okur olabildim mi? Belki. Fakat doğru okumaları yapabilen, seçici bir okur oldum. Bunları söylerken de hemen aklıma Handan Hoca’nın Hikaye Tahlilleri dersi geliyor. Lisans boyunca en zevk aldığım ve belki de tüm derslerine gönüllü katıldığım tek derstir. Örneğin, Refik Halid’in Şeftali Bahçeleri öyküsü, ya da Sait Faik’in Sivriada Geceleri, Haritada Bir Nokta öyküleri bende iz bırakmıştır. Hepsi bir farkındalık ve yaşam deneyimiydi benim için.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Kadın, 22: Zaten çok okuyan ve günceli takip etmeye çalışan bir okurdum. Ancak tabii ki aldığım eğitim sayesinde eleştirel bir okuma ve yazma alışkanlığı kazandım. Ayrıca çok sevdiğim bazı yazarlarla tanışma imkanı buldum. Ancak zaman zaman yapmam gereken zorunlu okumalar yüzünden büyük heyecanlarla aldığım kitaplar aylarca kitaplıkta beklemek zorunda kaldı.

 

Yeditepe Üniversitesi, Kadın, 22: Bu bölümün bana en büyük katkısı metinlerin derinliklerine dalabilmem için yardımcı kaynaklara ulaşabilmem oldu. Metin okuma konusunda derinleştim ve daha kaliteli bir okur oldum. Yeni yazarlar ve kitaplarla tanışmam konusunda ise kısmen katkı sağladı diyebilirim.

 

Tanpınar nesli, Kaplan nesli

 

Gözlemleyebildiğiniz kadarıyla, bölüm öğrencileri neler okuyor? 

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 27: Edebiyat öğrencileri arasında, düşünce dünyasının bir yansıması sayılabilecek gizli bir yarılma var. Bu yarılmaya ben Tanpınar nesli ve Kaplan nesli diyorum. Bu isimlendirmeyi yaparken Tanpınar ve Kaplan adı etrafında ikiye bölünen hocalar ve öğrencileri kastediyorum. Bugün Kaplan nesli, fazlası için uğraşmayan, okuması zorunlu kitapların dışında pek bir şey okumayan bir yapı içerisindedir (Mehmet Kaplan’ın çalışmalarını dahi doğru düzgün okumazlar). Tanpınar nesli ise kuram, felsefe, sosyoloji vb. okumalarla edebiyat anlayışını desteklemeye çalışan bir yapı içerisindedir. Öyle ki Kaplan nesli, Adorno, Wittgeinstein, Nurdan Gürbilek, Lukacs, Benjamin gibi isimleri duymadan “başarılı” bir biçimde mezun oluyor. Ece Ayhan’la Fuzûlî’nin şiirini aynı yöntemle, nesre çevirerek inceliyor. Tanpınar nesli ise eleştiri işini estetik bir çerçeveye, kuramsal bir arka plana oturtmaya çalışıyor.

 

Marmara Üniversitesi, Kadın, 23: Benim sınıfımda, ders için verilen kitaplar dışında kitap okuyan pek az kimse vardı. Genellikle tercih edilen, kült diye adlandırdığımız yapıtlar. Daha çok roman, kısmen de öykü.

 

Ön sıralarda ders kitapları, arka sıralarda edebiyat

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 23: Bir sınıfa girdiğinizde en ön sırada derse ait bir inceleme kitabı veya roman görürsünüz ya da yığınla fotokopi. Orta sıralara doğru ilerleyince çeşitlilik artar. Polisiye-fantastik türde romanlar buradadır, ucuz aşk romanlarına, piyasa kitaplarına da rastlanır. Kafka, Marquez, Sait Faik, Oğuz Atay, Sevim Burak, Edip Cansever, Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş’ın kitapları ile araştırma kitapları arka sıralara doğru başlar. Tüm sınıf okumaya niyetlense de Tanpınar da aslında buradadır. Yani güncel ve iyi edebiyatın nabzı arka sıralarda atar! Bu isimlerin ön sıralara taşınmaması, akademideki edebiyatın çok kısa bir özeti belki de.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Kadın, 22: Sınıfımda hiç roman okumadan ders geçtiği için övünenler vardı. Birçok sınıf arkadaşım kitapları okumak yerine makaleleri ezberlemeyi tercih ettiler. Bunun dışında kalan büyük bir çoğunluk derslerin okuma listesindeki kitapları okumayı yeterli görüyor. Okuma listelerinin dışına çıkan öğrenciler ise çoğunlukla dönemin popüler yazar ve kitaplarını okuyor. Ancak her sınıftan tek tük de olsa gerçekten meraklı, yeni okumalar peşinde olan öğrenciler çıkıyor.

 

Yeditepe Üniversitesi, Kadın, 22: Büyük çoğunluğu derslerde okutulması zorunlu kitaplar dışında kitap okumaz. Okuyanların büyük çoğunluğu ise popüler, kalitesiz kitaplar okur. Geri kalan ufak bir kısım, zorunlu kitaplar dışında kalan kaliteli eserleri de okur.

 

Bölümünüz güncel edebiyata ne kadar yakın? 

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 27: Güncel edebiyata yakın, derslerinde yeni romanlardan, sinemaya, tiyatroya dair konuşabildiğimiz hocalarımız az da olsa elbette vardı. Ancak ben, bir edebiyat bölümünün güncel edebiyata yakın olmasının çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum. Güncel edebiyat, zaten el altında, ulaşmak isteyen herkes ulaşabilir. Benim edebiyat bölümünden beklediğim temelde kronolojik bir edebiyat tarihi, kuram, metod ve poetikaydı.

 

Marmara Üniversitesi, Kadın, 23: Son seneye kadar güncel edebiyata dair hiçbir ders yok. Müfredatın neredeyse tamamı eski dil ve edebiyata yönelik. Çağdaş edebiyat dersleri sadece son sene ‘seçmeli’ olarak verilmekte ve sayısı çok az.

 

"Yaşı geçkin hocalar güncel edebiyatı takip etmiyor"

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 23: İlk üç sene “güncel” kelimesiyle ilişkilendirilebilecek çok az cümle duyulur. Bilinçli veya bilinçsiz, akademisyenlerin kendi çalışma alanlarının dışına çıkmak istemedikleri geliyor akla hemen, “yeniyle” uğraşmak ve çağdaş yazarlara zaman ayırmak istemedikleri. Mesela Cumhuriyet Romanı dersinde Hâlide Edip’in ötesine geçilmiyor, son sene seçmeli olarak sunulan Çağdaş Türk Edebiyatı’ndaysa en fazla üç roman incelenebiliyor. Hâliyle bölüm sadece güncel edebiyata değil; felsefeye, sosyolojiye, psikolojiye, kısacası yorum gerektiren her alana çok uzak.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Erkek, 26: Ne bölümün ne de bizim hiçbir zaman anlayamadığımız bir “güncel” anlayışı vardı. Handan İnci’den başka da günceli yakalamış hoca pek yoktu. Sayesinde Hasan Ali Toptaş’ı, İhsan Oktay Anar’ı, Barış Bıçakçı’yı tanıdım.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Kadın, 22: Sanırım bu açıdan şanslıydım. Başka üniversitelerde aynı bölümü okuyan arkadaşlarımla konuştuğumda bırakın güncel edebiyatı Tanpınar’dan sonrasını göremediklerinden yakınırlar, biz derslerde Türk roman ve öykücülüğünün son örneklerine kadar geldik.

 

Yeditepe Üniversitesi, Kadın,  22: Hocasına göre değişiyor. Yaşı geçkin hocalar çoğunlukla güncel edebiyatı ya takip etmiyor ya da olumsuz eleştirip derslerinde okutmuyor. Bunun dışında nispeten genç hocalarımız dersleri elverdikçe güncel yazarları okutuyor. En kötü ihtimalle derslerde güncel eserleri tavsiye ediyor ya da gönderme yapıyorlar.

 

Bölüme başlamadan önce beklentiniz neydi? Bu beklentiler karşılandı mı?

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 27: Eleştiri işini ciddiye alan, yetkin incelemeler yapmak isteyen biri olarak, edebiyat bölümünü tercih ederken kronolojik bir edebiyat tarihi, romanın serüveni, bunların yanı sıra kuram, metot, eleştirel yaklaşımlar ve okuma biçimleri öğrenmeyi bekliyordum. Ama bunların çok azıyla karşılaştım. Bu yüzden üniversite hayatım boyunca ters bir zaman akışı yaşadım. Üniversitede dinleniyor, geceleri de öğrenmek istediklerimi evde kendim çalışıyordum. Edebiyat tarihi, kuram, eleştirel bakış, disiplinlerarasılık vb. alanlarda kendi sezgilerimle, özellikle İletişim ve Metis Yayınları’nın kitaplarıyla ilerledim. Bu okumaların dışında Handan İnci’nin ve Hilmi Tezgör’ün düzenledikleri sempozyumları çok önemli ve etkili buluyorum.

 

"Bölüme girmeden önce işsizdik, yine işsiziz"

 

Marmara Üniversitesi, Kadın, 22: Beklentimi çok yüksek tutmuş olacağım ki ilk sene benim için tam anlamıyla hayal kırıklığıydı. Hem öğrenci/öğretmen profili hem de derslerin içeriği beklediğimden çok farklıydı.

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 23: Ben fakültenin yazar-çizerlikle doğrudan bir ilgisi olmadığının farkındaydım. Fakat dil derslerinde her dönem ayrı bir şaşkınlık yaşıyordum, Köktürkçeden Tatarcaya Türklerin bugüne kadar konuştuğu bütün dillerle içli dışlı olurken ne zaman dil bilimi, dil felsefesi konuşacağız diye beklerdim. Beklediğimle kaldım. Şiirlere, hikâyelere, romanlara yorum katmak; bu metinleri çeşitli edebiyat kuramlarına göre incelemek yönündeki düşüncelerim de, yalnızca Mehmet Kaplan’ın yorumlarının kabul gördüğü bölümümde kısa zaman sonra son buldu. (Cumhuriyet sonrası şiir derslerini bunun dışında bırakıyorum.)

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Erkek, 26: Bölüme başlamadan önce işsizdik, şimdi de işsiziz. Çoğu kişi artık formasyon alıp öğretmen olma umuduyla giriyor bölüme. Roman okumadan, bölümü bitirenler oluyordu. Başka üniversitelerde Tanpınar’ın Huzur romanını anlayamayan öğrencilerine, romanı “3, 4, 1, 2” olarak okumalarını öneren hocalar var

 

Yeditepe Üniversitesi, Kadın, 22: Öncelikle edebiyat aşkıyla dolup taşan arkadaşlarım olacağını umuyordum. Beni en çok bu konuda hayal kırıklığına uğrattı bölümüm. Çoğu "En kötü öğretmen olurum" düşüncesiyle bu bölümü seçmiş insanlar. Hocalar ve dersler hakkında çok büyük beklentilerim yoktu. O yüzden bu konuda hayal kırıklığına uğramadım.

 

"Alternatifsizlik en önemli sıkıntı"

 

Derslerde okutulan yazarlar ve kitaplar, edebiyat tarihini gerçekten yansıtabilen bir tablo çiziyor mu sizce? Yoksa bu tarihi de "kazananlar", yani bugün eğitime şeklini veren siyasi akımlar mı yazıyor?

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 27: Putlaşmış bir Mehmet Kaplan olayı söz konusu. Mehmet Kaplan elbette ne dediğine bakılması gereken bir akademisyendir. Tanzimat ve Servet-i Fünûn şiirini anlamak için temel başvuru kaynağıdır sözgelimi ama Cumhuriyet sonrası için aynı şeyleri söylemek çok güç. Olumsuz eleştiriyi Mehmet Kaplan’dan çok daha fazla hak eden halefleridir. Biz yıllardır Mehmet Kaplan’ı eleştirdiğimizi sanarak aslında onların, aynı şeyleri ısıtıp ısıtıp önümüze sürmelerini eleştirdik, bunu şimdilerde fark ediyorum! Alternatifsizlik akademi için çok önemli bir sıkıntı. Fark yaratabilen hoca, yok denecek kadar az. Bunun yanı sıra büyük bir tembellik de söz konusu. Bugün akademi, böylesine çölleşmiş bir haldeyse bunda büyük pay, üniversiteleri aptallaştırmaya çalışan siyasetin kirletici etkisidir.

 

Marmara Üniversitesi Kadın, 22: İlk ve ortaöğretimde olduğu gibi üniversitelerde de müfredat, ‘‘kazanan’’ kesimin belirlediği fikir ve kararlar üzerinden belirleniyor. Dolayısıyla derslerin çoğu, muhafazakâr ve milliyetçi çizginin dışına çıkmamış yazarlar ve yapıtları çerçevesinde işleniyor.

 

Marmara Üniversitesi Erkek, 23: Elinizde Berna Moran’ın kitabını gören bir hocanız “Niçin Mehmet Kaplan da okumuyorsunuz?” diye söylenebiliyor. Tevfik Fikret’i sadece bölümde öğretildiği şekliyle tanısaydık “vatan haini ve dinsiz” diye anlatacaktık biz de. İstanbul’da bir üniversitede girdiğim yüksek lisans mülakatında “Türk toplumu mu Türkiye toplumu mu?” veya eserleri üzerine çalışmalar yaptığım bir yazar için “O yazarın kimliğini biliyorsun değil mi,” sorularıyla karşılaştığımı da söyleyeyim. Siyaset bu derece işin içinde.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Kadın, 22: Her okuldaki okuma listeleri hocaların tercihlerine göre değişiyor tabii ki. Ancak kendi okulumu düşündüğümde evet, edebiyat tarihini gerçekten yansıtan bir tablo çiziyor diyebilirim.

 

Yeditepe Üniversitesi, Kadın, 22: Hocasına göre değişiyor bu durum. Yani siyasi akımlar değil de hocanın siyasi görüşü derslerde okutulan kitapları etkiliyor.

 

"Hocalar da öğrencilere benziyor"

 

Edebiyat ile ilgilenen, günceli takip eden, çok okuyan öğrencilerin fakültelerde gereken desteği gördüğünü, akademik çalışmalar yapması konusunda teşvik edildiğini düşünüyor musunuz?

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 27: Akademinin düşmanları şu an akademinin tam göbeğinde bulunuyor. Entelektüel bir akademiysen bulmak çok güç. Kendini geliştirmeye çalışan, bilgelik yolunun yolcusu hocalar çok çok eskiden kaldı. Tıpkı sınavdan geçmek için ders çalışan öğrencilere benziyor hocalar da…

 

Marmara Üniversitesi, Kadın, 22: Öğrenci, ancak öğretmeninin peşinden koştuğu takdirde ondan bir şeyler öğrenebilir, dahası ancak bu şekilde akademide bir şansı olabilir. Akademisyenlerin de öğrencileriyle iyi bir iletişim kurabilmesi, nitelikli öğrencileri keşfedip teşvik edebilmesi şart.

 

Marmara Üniversitesi, Erkek, 23: İstisnalar elbette vardır; ancak bugüne kadar gördüğüm, bu tip öğrencilerin bizzat akademi dışı bırakılmak istendiği. “Baş ağrıtacak öğrenci” gözüyle bakılıyor genelde bu insanlara. Soracak soruşturacak araştıracak çünkü. Dolaylı bir kadrolaşma var, fikir kadrolaşması en başta. Kimin neleri ne kadar okuduğunun pek önemi yok.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Erkek, 26: Teşvik edilse bile, bir süre sonra bizzat kendileri önünüzü kesebiliyor. “Ben akademisyen yetiştiriyorum,” diyen ve kadrosuyla övünen bir üniversitenin mezunuyum, ama üç yıldır Yeni Türk edebiyatı yüksek lisans programına öğrenci alınmıyor.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Kadın, 22: Birkaç hoca dışında, maalesef hayır.

 

Yeditepe Üniversitesi, Kadın, 22: Çoğunlukla hayır. Sizin yazdığınız ve yayınladığınız şiirlerin, hikayelerin akademide değeri yok. Bunların beğenilmesi için akademinin estetik standartlarına uyması gerekiyor ki takdir edersiniz ki heceyle şiir yazmıyoruz bu devirde.

 

 


 

 

* Görseller: Beste Kopuz, Tufan Kızılırmak

 

 


 

 

>>> Akademisyenler anlatıyor: "Fakülte yaratıcı okur yetiştirir"

 

 


 




Toplam oy: 1060

Yorumlar

Yorum Gönder


güzel bir yazı olmuş.kendi üniversiteme bakıyorum birde röportajdaki üniversitelere durum pekte farklı değil.Ülkem akademisyenleri (hepsi değil) fikir fukarası zihin mübtelası estetik yoksunu gayet normal burası Türkiye... Kaliteli olanlara hiç sözüm yok zaten arkadaşlarda belirtmişler...

55%
45%

İyi güzel de arka sıradakilerin, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş, Orhan Pamuk gibi gündemden hiç düşmeyen isimleri aşıp edebiyatın derinliklerne yöneldikleri söylenebilir mi? Hiç sanmıyorum:Hamam aynı, tas aynı, herkes aynı isimlerle keselenip duruyor. İş hocalara düşüyor, ama onlar da...Her neyse....

34%
66%

Edebiyat okumalarında kişinin kendi okuma serüvenini daha çok önemsiyorum. Kitabın, romanın hatta şiirin açtığı yolun nasıl şekilleneceğine bir önceki hocanın-öğretmenin değil okuduğum kitabın etkisi olmasını tercih ederim.

53%
47%

Anladığım kadarı ile hep Türk dili ve edebiyatı bölümünde okuyan öğrenciler ile röportaj yapılmış. Keşke İngiliz, Amerikan, İtalyan, Fransız ve Arap edebiyatı okuyan öğrencilerle de röportaj yapılsaydı.

45%
55%

Yeni yorum gönder

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.