Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Ömer Madra ile söyleşi: "Sözün uçtuğu aslında bir şakadan ibaret"


Ömer Madra ile söyleşi: "Sözün uçtuğu aslında bir şakadan ibaret"

 

Emre BAYIN

 

Açık Radyo bu sene 20. yılını dolduruyor. Müzikle, sanatla, kültürle geçen bu 20 yılın sonunda bir de sürpriz geldi: Açık Radyo Kitaplığı. Encore işbirliği ile kurulan bu kitaplığa iki kitap çoktan yerleşti bile: Biz Yaşarken... ve Kentin Tozu - Kent Hakkı Üzerine Konuşmalar. Biz Yaşarken..., radyo dalgalarından yayılan sözlerin bir kısmını bir araya getiren bir "hatıra kitabı." Kentin Tozu ise, Cihan Uzunçarşılı Baysal’ın aynı adı taşıyan radyo programındaki sohbetlerin yazıya dökülmüş hali; “söz radyoda uçarak, yazıysa bu kitapta kalarak insanlara ulaşıyor.” Bu yeni kitaplık bize de vesile oldu, Ömer Madra’yla söz ile yazı arasındaki bağı konuştuk.

 

 

Açık Radyo Kitaplığı'nı bir proje olarak değerlendirebiliriz sanırım. Nasıl ortaya çıktı?

 

Her şeye cafcaflı isimler takmanın iyice moda olduğu bir zamanda Açık Radyo Kitaplığı’nı bir proje olarak adlandırmak biraz iddialı olur herhalde.  Öte yandan, paradoksal bir şekilde Açık Radyo’nun kendisine de bir tür “proje” olarak bakılabilir. Yani, öyle önceden düşünülüp taşınılarak bir mühendislik projesi olarak tasarlanmadı tabii. Alakası yok – kendiliğinden ortaya çıkan ama anında kabul görüp yaygınlaşan bir “topluluk radyosu” (community radio) oldu. Müştereklerimiz: Paylaştığımız Her Şey kitabında belirtmeye çalıştığımız gibi, Açık Radyo bir “müşterek” olarak doğdu ve gelişti, herkesin paylaştığı bir ortak varlık halini aldı: 

 

"Açık Radyo 20 yıldır yayında. Bunca zaman kuyruğu dik tutmayı başardı. İşin sırrı tek kelime ile özetlenebilir: Müşterekler. Bir avuç mütevazı insanın parklar, zeytinlikler, sahiller, demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet gibi ortak değerleri koruyup o ‘müştereklere’ gözü gibi bakmak için yürüttüğü çaba, bu ‘mini mucize’yi getirdi."

 

İşte 20 yıllık bu “müktesebat’ı değerlendirmeye çalışırken, yol boyunca ortaya çıkmış olan bu değerli “ortak söz”ü de bir külliyata dönüştürmek üzere Encore yayınları ile bir dizi kitap daha yayınlamak üzere oldukça zorlu bir uğraşa girmiş bulduk kendimizi. Biz Yaşarken… bu uğraşın ilk meyvesi. Arkası da hızla geliyor!

 

Aslında daha önce de Acayip Havalar, Karbon Ayak İziniz gibi kitaplar yayımlanmıştı Açık Radyo Kitapları adı altında... Bu kitaplığı onlardan ayrı mı düşünmeliyiz?

 

Evet, daha önce, küresel ısınma üzerine dünyanın ilk çizgi romanı sayılabilecek olan Acayip Havalar‘ı, pratik bir çevrecilik kitabı olan Karbon Ayak İziniz’i yayımlamıştık. Bir de 15. yıldönümümüzde (2000) bir tür “Açık Radyo Ansiklopedisi” sayılabilecek 550 maddelik “dev eser” Açık Kitap’ı. Ayrıca, bu üç kitap dışında radyonun hayli zengin, hatta galiba dünyada da bir benzeri olmayan çeşitlilikteki bine yakın programından birçok başka kitap doğduğunu da iftiharla belirtmeliyim: Git Zaman Gel Zaman, Önce İletişim Vardı, Koku, Caz Etraflı Konuşmalar, 100. Yılında Cemal Reşit Rey, Bilim Kazanı, 2000 – 2015 yılları arasında yayımlanmış kitaplar…

 

Şimdi, Biz Yaşarken… adlı kitapla başlayan seriyi, Açık Radyo’nun 20. yayın yılı dolayısıyla başlattığımız yeni bir seri olarak düşünebiliriz evet. Bu kitabın teşekkür faslında söylendiği gibi, "Açık Radyo’nun bir ırmak gibi akan kesintisiz anlatısından doğan binbir anlatı ve tınıyı okurlarla paylaşmak üzere, ‘sözün yeniden üretilmesi’ girişimi" de diyebiliriz belki.

 

Peki ne yönde ilerleyecek bu proje? Mesela Açık Radyo’da edebiyat programları da yayımlanıyor. Açık Radyo Kitaplığı’ndan edebiyat kitapları da yayımlanabilir mi ileride?

 

Kentin Tozu da, dünyayı, "adil, eşitlikçi, yaşanabilir" kılmak üzere girişilmiş mücadelelerin hikaye eden programlardan çıkan bir kitap olarak yayımlandı. Açık Radyo’nun binbir renkli paletinden çıkacak edebi yayınlar da olabilir pekala, ama şimdilik bunlardan bahsetmek için erken belki de.  

 

Biz Yaşarken...'de Neşet Ertaş’tan Tuncel Kurtiz’e, Ornette Coleman’dan James Baldwin’e, Hrant Dink’ten Kazım Koyuncu’ya birçok ismin sesi, yazıya dönüşmüş. Sizce radyo mu, yoksa kitap mı daha çok insana ulaştırır “sesi”?

 

Bu aşamada radyo ile kitabı birbirinden ayırmak bence imkansız artık. İkisi birbirinden güzel! Sözün uçtuğu aslında bir şakadan ibaret. O asla uçmaz. Zaten, Önsöz’ün başlangıcında dendiği gibi, başlangıçta söz vardı ve sonsuza kadar da olacak tabii. Yazıyla birlikte elbette!

 

 


 

 

* Görsel: Akif Kaynar

 




Toplam oy: 488

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.