Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Tonguç Ok ile söyleşi: "Çeviri içerideki yaşamı kolaylaştırıyor"


Tonguç Ok ile söyleşi: "Çeviri içeride yaşamayı kolaylaştırıyor"

 

SUZAN DEMİR

 

Tonguç Ok, 17 yıldır cezaevinde. Dev-Yol davasından tutuklanan Ok, 2009 yılında Yargıtay'ın onaylaması üzerine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına mahkûm edildi. Tutuklandığında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü üçüncü sınıf öğrencisiydi. Cezaevinde İngilizcesini geliştirdi, İtalyanca, İspanyolca ve Kürtçe öğrendi. Çeviriye de burada başlayan Tonguç Ok, Komünist Parti Manifestosu'nu İngilizceden Kürtçeye çevirdi. Bu kitap, Evrensel Basım Yayından çıktı. Ayrıca Alman İdeolojisi, Bilimin Toplumsal İşlevi, Pozitivizme ve Pragmatizme Karşı Felsefeyi Savunmak gibi teori, politika ve bilimsel içerikli kitaplar çevirdi.

 

Halen Kocaeli Cezaevi'nde yatan Tonguç Ok, geçtiğimiz ay Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından 2014 yılı Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülüne layık görüldü. 17 yıldır hücrede kalan ve en yakınları dışında kimseyi göremeyen Ok'un ödülünü de onun yerine eşi aldı.

 

İçeride başka diller öğrenerek çeviri yelpazesini geliştiren Ok'un hem çevirmenliğe başlama sürecini, hem de hikâyesini kendi ağzından dinlemek istedik. Fakat Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü sahibi Ok'a ulaşmak o kadar kolay değildi. Öncelikle sadece PTT'lerden gönderilmek üzere Tonguç Ok adına faks çekmemiz gerekiyordu. Daha sonra da cevapları bekleyecektiniz. Nihayet gelen  "görülmüştür" ibareli mektubunda, "Ben kendi payıma Devlet Güvenlik Merkezi'nin verdiği cezayı da, Yayıncılar Birliği'nin verdiği ödülü de gerçekten hak etmiş olmayı dilerim," diyordu Tonguç Ok. Diğer yanıtları ise şunlardı:

 

Çevirmenliğe ne zaman başladınız?

 

Çevirmenliğe değil ama çeviriye 2003 yılında Edirne F Tipi Cezaevi'nde başladım. Müzik ve edebiyat üzerine çeşitli makaleler çevirmiştim. İlk kitap çevirimi ise yanılmıyorsam 2005'te Kandıra 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde yaptım. J. D. Bernal'in Marksizm ve Bilim adlı kitabıydı. Onun ardından çevirdiğim Maurice Cornforth'un Pozitivizme ve Pragmatizme Karşı Felsefeyi Savunmak kitabı, bu kitaptan daha önce (2006, Eylül) yayımlandı.

 

İçerideki koşullarda kitap çevirmek ne kadar mümkün oluyor? İstediğiniz materyallere sahip misiniz ya da koşullara?

 

Herkes içeride çeviri yapmanın güçlüklerini soruyor. Ama güçlüklerinin yanı sıra avantajları da var içeride olmanın. Çeviri gerçekten yoğun uğraş gerektiriyor. Dışarıdaki hayatın hayhuyu içersinde çeviriye vakit ayırmak bir hayli güç. İçeride olmasaydım bu kadar çeviri yapabilir miydim, bilmiyorum. Ayrıca çeviri içeride yaşamanızı da kolaylaştırıyor; hayatınızı düzenliyor, sizi yeni şeyler okumaya itiyor ve kendinizi geliştirmenize yardımcı oluyor. Elbette yolumun üstünde, geçerken uğrayabileceğim bir kütüphane olsun isterdim, internetten yararlanabilmeyi de. Bir çeviriye başlamadan önce ihtiyaç duyabileceğimi düşündüğüm kitapları edinmeye çalışıyorum. Elimdeki sözlükler iyi. Yanımda, yakınımda danışabileceğim arkadaşlarım var. Bunlarla yetinmek durumundayım. Asıl zorluk hayatın dışında olmak. Dil hayat demektir çünkü.

 

İçeride birçok dil öğrendiğinizi ve bu dillerde de çeviri yaptığınızı biliyoruz. En son Kürtçe de öğrendiniz. Bu nasıl oldu?

 

Tutukluyken üç kişilik hücrelerde kalıyorduk. Yan hücrede PKK davasından yatan Kürt arkadaşlar vardı. Özellikle yaz akşamları havalandırmada volta atarken, aramazdaki duvar üzerinden sesimizi aşırıp sohbet ederdik. Bir gün bu arkadaşlardan sevgili Nedim Yılmaz bana takılarak dedi ki: "Heval Tonguç, İngilizceyi biliyorsun. İtalyanca ve İspanyolcayı da öğrendin. Peki, biz mazlum komşularının dilini de öğrenmek istemez misin?" Bu haklı sitem karşısında "Sen kitap yollar, yardımcı olursan neden olmasın," diyebildim sadece. Ertesi gün Nedim Heval Dersê Zimanê Kurdî adlı sararmış bir kitap yolladı bana. 70'lerde basılmış ve şimdiye kadar gördüğüm en iyi Kürtçe ders kitaplarından biri. Bu kitapla başladım. Daha sonra Kürt arkadaşlarla sohbetler, yazışmalar derken epey yol aldım kısa sürede. Birkaç öykü ve makale yazdım. Arkadaşlar beğenip kendi dergilerinde yayımladılar. Artık yapabilirim dediğim anda da Komünist Parti Manifestosu'nu İngilizceden Kürtçeye çevirdim. Manifesto çevirisi olumlu eleştiriler alınca gerisi geldi.

 

 

Genellikle teori kitapları ve bilimsel kitaplar çeviriyorsunuz. Bu koşullarda sizin için zor olmuyor mu?

 

Öykü ve roman çevirmenin, bilimsel-teorik kitapları çevirmekten daha kolay olduğu yönünde yaygın bir kanı var. Bu doğru değil. Bilimsel- teorik metinleri anlamak, çözmek daha zordur belki ama anladıktan sonra aktarmak daha kolay. Edebi metinlerde ise tersine metni anlamak daha kolay ama hakkını vermeniz, aynı ustalıkla aktarmanız gerekir ki bu daha zordur. Bu yüzden literatüre yabancı değilseniz ve konuya iyi kötü hâkimseniz teorik kitapları çevirmek daha kolay. Çok daha fazla yan okuma yapmanız, daha fazla kafa yormanız ve daha fazla mesai harcamanız gerekebilir; ama bundan kaçınamazsınız.

 

Sizi müebbet hapis cezasına getiren süreç nasıldı?

 

1995 yılında devrimci faaliyetler nedeniyle polis tarafından aranmaya başlayınca okulu üçüncü sınıfta bırakmak zorunda kaldım. 1997 yılının Ocak ayında İstanbul Esenyurt'ta çalıştığım mermer atölyesinde gözaltına alındım. Terörle Mücadele Şubesi'nde 15 gün sorgulandıktan sonra tutuklandım. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) "Anayasal düzeni cebren değiştirme teşebbüsü" suçlamasıyla yargılandım. 11 yıl süren yargılamanın sonunda ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm oldum. Bir yıl sonra Yargıtay'ın kararı onamasıyla 2009'da yargı süreci sona erdi.

 

Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından 2014 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Ödülü'ne layık görüldünüz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Her iki kurumun da, DGM ve Türkiye Yayıncılar Birliği, kendine özgü bir yapısı, anlayışı ve amacı var. DGM devleti ve mevcut anayasal düzeni koruma güdüsüyle, kendi "hukuk" normlarına göre düşünüldüğünde bile kantarın topuzunu bir hayli kaçırarak hakkımda ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi. Türkiye Yayıncılar Birliği ise DGM'nin tersine, genelde özgürlüğü, özelde de düşünce ve ifade özgürlüğünü temel alıyor. Hapishanede yaptığım çevirileri ve yayıncılık dünyasına bulunduğum katkıyı göz önüne alarak bu ödüle bana vermeye karar vermişler. Bana gelince, kendi payıma her ikisinin de, yani DGM'nin verdiği cezayı da, Yayıncılar Birliği'nin verdiği ödülü de gerçekten hak etmiş olmayı dilerim.

 

 


 

 

* Görsel: Jane Ann Kantor

 

 




Toplam oy: 925

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.