Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Vladislav Bajac: Orhan Pamuk ve Tanpınar’ı beğeniyorum


İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali'nin üçüncü yılında, Sabit Fikir her hafta festivalin katılımcısı olan bir edebiyatçıyla söyleşi yayımlayamaya devam ediyor.  Bu haftaki söyleşimiz, Sırp yazar Vladislav Bajac ile…

 

Sizi okumamış olanlar için eserlerinizi tanıtmak istesek, genel anlamda bir bütünlük yaratabilir miyiz? Ne yazarsınız, neyi yazarsınız?


Genel olarak bireysel ve ortak akıl (özellikle bir hükümdarınkisi) arasındaki ilişki, yalnızlık ve bu yalnızlığın üstesinden gelmenin cesurca yolları üzerine yazıyorum. Fakat, Sırp ve Balkanlar’daki yaşamın yanı sıra,  uzak kültürler ve farklı kültürleri de ele aldığım oluyor.  Roman ve kısa öykülerimdeki karakterler Ortodoks, Katolik, Müslüman ve Budist karakterler. Bu karakterler arasındaki benzerlikleri birbirleriyle bağdaştırmak istiyorum. Ayrıca kimlik çokluğu ve ikililiği de yazarken kullandığım ögelerden.



Bu yıl İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nde sizi davetli yazar olarak göreceğiz. Festival teması “Şehir ve Yemek”ten yola çıkarak, bize bağdaştırdığınız bir şehir ve yemek örneği verebilir misiniz?


Belgrad yemekleriyle ünlü bir yerdir. Şimdi size çok yakından tanıdığınız bir yemeğin adını vereceğim: Börek! Kuracağım bu cümle ile Türkleri gücendirmek istemem ama, Belgrad böreği Türklerinkinden kesinlikle daha iyi!



Gastronomiyle aranız nasıl? Yemek yapma sanatı ve edebiyat arasında bir bağlantı kurulabilir mi?


Bu benim için oldukça tehlikeli bir soru, çünkü yemekle aramdaki bağ gün geçtikçe kuvvetleniyor: Her gün daha da fazla yiyorum. Etrafımda mükemmel aşçılar olduğu için, ben yemek pişirmiyorum. Fakat yeme konusunda tek kelimeyle mükemmelim. Yemek yapma sanatı ve edebiyat arasında tabi ki çok sayıda ilişki var. Örneğin bir yayıncı olarak mükemmel kurgu kitapları ve yemek üzerine deneme yazarları yayınlıyorum. Bir yazar olarak ise, şu anda, yemek üzerine kısa öyküler yazıyorum (öyküler sadece yemek üzerine değil fakat hepsi pek çok farklı yönlerden yemek ile ilişkili). Şimdilik bu öyküleri Gastro-seksüel ve Gastro-erotik olarak adlandırıyorum. Muhtemelen de kitabın adı  buna benzer bir şey olarak kalacak.



Salt yazarak hayat kazanmak mümkün mü? Hayatınızı yazarak kazanabiliyor musunuz? Ya da kazanıyorsanız, bu bir tercih mi sizin için?


Parayı genel olarak yayıncılık ve yazdığım kurgu romanlardan kazanıyorum. Bundan önce yaklaşık 25 yıl boyunca gazeteci olarak da çalıştım ve tabi bundan da para kazandım. Sadece yazarak geçiminizi sağlamak için günde 20 saat yazmanız gerek. Kabul etmeliyim ki, hiçbir zaman ‘yalnızca’ kurgu roman yazarı olarak tanınmak istemedim. Yazmaya paralel olarak bir şeylerle uğraşmanın beni bir şekilde aşırı ölçüde yazmaktan uzak tuttuğunu düşünüyorum. Demeye çalıştığım şu ki, yalnızca söylemek istediğim bir şeyi en iyi şekilde yazmak istediğim zaman romanlarıma odaklanmak istiyorum. Çok sık yazmak ve bu yazdıklarını çok sık yayınlamak bence oldukça tehlikeli bir yanılsama.



Okurlar genelde, okudukları yazarların okuduklarıyla da ilgilenir. Siz kimleri okuyorsunuz?


Marguerite Yourcenar, Yukio Mishima, Umberto Eco, Gamal Ghitani ve dünyanın çeşitli yerlerinden pek çok yazarı okuyorum. Türk yazarlardan Orhan Pamuk ve Tanpınar’ı oldukça beğeniyorum. Şu anda ise, Ayfer Tunç okuyorum.



Yazarların her okuyucudan daha çok başucu kitabı vardır. Siz hangi kitabı yazmış olmayı isterdiniz?


Hadrianus'un Anıları, Şafak Tapınağı ve Gülün Adı kitaplarını yazmış olmak isterdim.



Alelâde bir obje hakkında yazarak, bir çok şeyi değiştirebileceğinizi söyleseler, hangi objeyi kullanırsınız?


Dünya haritasını kullanırdım.



Okuyucular, yazarların kendilerini gördüğünde farklı tepkiler veriyor. Kimi şaşırıyor, kimi hayal kırıklığına uğruyor, kimi hayatının aşkını bulmuş gibi oluyor. Okuyuculara önsöz takdim etmek adına bize, ne giyersiniz, ne yersiniz, ne içersiniz kısaca anlatabilir misiniz?


Moda tasarımcısı bir eşe sahip olmama rağmen, çok şık giyindiğim söylenemez. Sadece, ne giydiğim konusunda çok dikkatli olmam gerekiyor o kadar. Aslında ceket, kot pantolon ve beyaz tişört gibi hoş kıyafetler giymeyi seviyorum. Sebze, meyve, etin her türlüsü ve özellikle patates tüketiyorum. Ve tabi ki kek ve şekerlemeler. Yemeğin yanında şarap ve konyak tüketiyorum ve bunların dışında da bol buzlu Jameson viski içerim.

 

Söyleşi: Sevgi Demir

 

 

 


 

 

 

Vladislav Bajac kimdir?


Vladislav Bajac, 1954 yılında, Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da doğdu. Belgrad Üniversitesi'nde Yugoslav Filolojisi ve Dünya Edebiyatı eğitimi alan yazar, daha sonra gazetecilik yaptı. İngilizce'den Sırpça'ya düzyazı ve şiirler çeviren Bajac, "Beat Kuşağı Şairleri" (1979) , "Gezi. Çağdaş Amerikan Şiiri İçin Bir Kılavuz" (1983) gibi antolojilerin, ve ayrıca Leonard Cohen'in "Kölelerin Enerjisi" (1981) isimli şiir derlemesini de çevirdi. Kendi şiirleri, 1972 yılında, "Koji put do ljudi vodi" (Hangi Yol İnsanlara Götürüyor) ismiyle basıldı. Ayrıca Bajac, 1991 ve 1993 yıllarında, Tokyo'daki Uluslararası Itoen Haiku Şiir Yarışması'nı da kazandı. Ardından, 1998'deki "Boğa'nın Sırtındaki Avrupa" isimli derlemesiyle kısa öyküler yayınlayan yazar, bu derlemesiyle, Sırp Stevan-Pešić-Ödülü'nü de yılın en iyi düzyazı eseri olarak aldı. İlk romanı, "Bambu'nun Kitabı" bir sene sonra ortaya çıktı. Son romanı "Hamam Balkanija" (2008) ise Uluslarası Balkan Edebiyat Ödülü'nü alarak, bu ödülü alan ikinci Sırp olmasını sağladı. Belgrad'da yaşayan Bajac, Serbian P.E.N. Merkezi'nin başkan yardımcılığını ve Belgrad'daki Geopoetika Publishing'in kurucusu olmakla beraber başkanlığını da sürdürmektedir.




Toplam oy: 774

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.