Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Hayat, sen ne güzelsin...

Susanna Tamaro
Can Yayınları

Susanna Tamaro’yla ise 'Yüreğinin Götürdüğü Yere Git' kitabıyla tanıştım. Hayat hikyesi beni etkilemişti. Ben de sürekli hastalıklarla boğuşmak zorunda kaldığımdan belki, bilmiyorum. Şimdi de çok farklı bir kitap, 'Aklı Bir Karış Havada' çıktı karşıma. Bitirince şöyle dedim: 'Olayların bu kadar mı başka yüzü olur?'

On-iki yaşında bir çocuğun sabrı, hiçbir şeye karşı çıkmayışı... Bazı duyguların önemini vurguladı benim için. Acımasız bir öykünün anlatıldığı 'Aklı Bir Karış Havada', bir o kadar da komik... Bir o kadar da düşündürücü... Bir o kadar da alaylı...

Susanna Tamaro, bu kitabında, düşle gerçek arasında, gerçeküstü öğelerle dolu bir masal anlatıyor. Ve kitabın sonunda 'Güzelliğe Övgü' ile, herkesin güzellik kavramının farklı olabileceğini, bu yüzden kimsenin, birinin 'güzel' dediğine 'çirkin' deme hakkı olmadığını vurguluyor. Evet, bu düşünceye ben de katılıyorum: 'Benim beğendiğimi kimse beğenmek zorunda değil ve başkalarının beğendiğini de ben beğenmek zorunda değilim.'

Hayat, sen ne güzelsin...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.