Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Kulis


Kulis

Yazarlar el ele okullarda



Vasat
Toplam oy: 931

Cemal Karanlık

 

 

 

Hava biraz açınca aradım Nadir’i, yahu yetiş iki çift laf edelim, dedim. Kırmaz beni, hemen atlayıp geldi, trafiğe sövüp saydıktan sonra az soluklandı, derken çantasından meşhur bir gazetemizin son günlere ait nüshalarından birini çıkardı.

 

 

“Ey ağabey baksana ne diyorsun şimdi bu işe?” dedi.

 

 

“Ne diyeyim,” dedim, “bu güzide çalışmaya nifak sokmaya çalışanların, iyi niyyetli bir amaca yönelik bu elim suiistimali karanlık kafalarında tezgâhlayanların tıynetini biz biliyoruz. Ama! Çocuklarımızın körpe dünyalarını edebiyyatın ışığıyla aydınlatma noktasında bu organizasyonu tertib eden tüm arkadaşlarımı da canı gönülden kutlamayı şahsım adına görev kabul ediyorum.”

 

 

“Yahu Cemalciğim şimdi bırak dalgayı da, gerçekten bu ülkede her şeye bir kulp takmak adet olmaya başladı diyorum ben. Efendim ne güzel işte çocuklar kitap okuyacak; yazarlar da kitap imzalayacak, ne var ki şimdi bunda?”

 

 

“Yok tabii bir şey Nadirciğim. Biz! Hiçbir ayrım gözetmeksizin! Ülkemizin ve milletimizin tüm yazarlarına kucağımızı açmış bulunuyoruz. Kucak dediğimiz zaman bazı kötü niyyetli kişilerin aklına başka şeyler gelebilir. Fakat devletin kucağından kimseye en ufak bir zarar gelmeyeceği noktasında milletimizin içinin rahat olması, en büyük temennimizdir.

 

 

Medeniyyetimiz, sanatçıların ve gönül insanlarının yanındadır. Ancak, sanatçı görünüşü altında terör örgütlerine hizmet edenleri de hiçbir zaman affetmeyiz, affetmedik, affetmeyeceğiz.”

 

 

“Ohoo abi seninle de konuşulmuyor yani bu akşam. Gerçekten, bana kalırsa edebiyatçılar üzerinden bu tür inatlaşmaların artık bir son bulması lazım. Hodri meydan, herkes okullara gitsin, çocuklar hangisini severse onu okusun.”

 

 

“Doğru söylüyorsun Nadirciğim. Edebiyyat, insana güzel ahlak vermelidir. Bunu da biliyoruz. Sanmasınlar ki şiirden anlamak noktasında en küçük bir cehaletimiz vardır. Bu ülkede edebiyyatçılara ne büyük zulümler yapıldığını biliyoruz. Bugün! Ülkemizin her bir köşesinde öğrenci kardeşlerimiz, yavrularımız kitap kitap diye inlemekte, adeta devletimizden bir yardım beklemektedir. Yardım isteyen ele, yardım eli uzatmak bizim insaniyyetimizde vardır. Ancak, birtakım kendini bilmezlerin! Memlekete hizmet noktasında durmadan dinlenmeden önümüze engeller çıkarmaya çalışanların! Ne mal olduğunu yine milletimiz iyi bilmektedir. Değerli kardeşim! Bu malların artık sonu gelmiştir. Artık bu ülkede! Statükocu aydına yer yokkktur! Aydın dediğin, tıpış tıpış okullara gidecek, kitap imzalayacak, hizmet bekleyen yavrularımıza hizmet edecektir. Ve kitap satacaktır. Milletimiz endiiişe etmesin! Elif Şafak ve Orhan Pamuk da bizim güziiide yazarlarımızdandır. Onları da bir gün okullara göndermeye devletimiz muktedirdir. Amin!”  



Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Kulis Yazıları

İnsan yaşadığı yere benzer, doğru ama sanki eksik, yaşadığı yeri de kendine benzetir. İki taraflı bir ilişki. Değişirken, bir şeylere benzerken, siz de bir şeyleri değiştirip dönüştürüyorsunuz. Avanos’ta doğdum ve büyüdüm. Bozkır ve kasaba çocuğuyum. Memleketim gibi sessiz, hüzünlü ve içli geçti çocukluğum. Beklenmedik coşkular ve sebepsiz bir neşe de oldu elbette.

 

Son zamanlarda konuşulan iki vaka dolayısıyla intihal kavramını ele aldık. Edebiyat dünyamızda zaman zaman yaşanan bu tür iş kazaları elbette sadece Türkiye ile sınırlı değil.

 

Kulis

Ercan Kesal: ''Edebiyat, Dünyaya Tahammül Gücü Verir''

İnsan yaşadığı yere benzer, doğru ama sanki eksik, yaşadığı yeri de kendine benzetir. İki taraflı bir ilişki. Değiş ...

ŞahaneBirKitap

Uzun bir tren yolculuğunun ardından Weimar’a ulaştığımda sadece yirmi bir yaşımdaydım. Genç yaşımda yapmak istediğim, Goethe’nin hayatının bir kısmını geçirdiği şehre gitmek ve kendime belki bir parça “ışık” bulmaktı. Tam olarak ne aradığımı bilmez halde şehre indiğimde 21 yıl önceydi ve internet yaygın değildi. İstasyon görevlisine en yakın gençlik evinin nerede olduğunu sordum.

Editörden

Bugün “lüzumsuz”, “aylak” ya da Benjamin’in tabiriyle “flaneur” (boşta gezen, dolaşan) diye tarif ettiğimiz adam, bizzat şehrin insanıdır aslında. Bir şeyi “yapmamayı” tercih eder bu adam. Modernlikle yaralanmıştır ama yarasının neresinde olduğunu göstermekten acizdir. Çalışmayı da iş düzenini de reddeder. Uzun bir baygınlık hali yaşamaktadır. Her ilgisi gelgeçtir. Tutunamaz bir türlü.