Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

HER BAŞARILI ROMAN BİR HALÜSİNOJENDİR!



Toplam oy: 1554
Paul Auster
Can Yayınları

Görünmeyen, dünyadaki birçok eleştirmen tarafından yılın en iyi romanları arasında sayılmakla kalmadı, birçok eleştirmen tarafından Paul Auster’in en iyi romanı olarak kabul edildi. Günümüz dünya edebiyatını eksiksiz takip eden biri olmadığıma göre, bu konuda fikir yürütmeye hakkım yok. Bu tespitlere değinmeye niyetim de yok açıkçası. Görünmeyen, yılın değil, benim en iyi romanlarımdan biri mi, asıl ona bakıyorum! Ve lafı fazla uzatmadan cevabımı veriyorum: Evet. Kesinlikle evet.

Bildiğimiz gibi Auster bir dil ve kurgu ustası. İşin teknik tarafından baktığımızda, Görünmeyen’i mükemmel bir roman olarak adlandırmamak için hiçbir nedenimiz yok. Çünkü müthiş bir dil (Elbette romanı ana dilinden okumadığımız için, bunda usta çevirmen Seçkin Selvi’nin de büyük payı olduğunu söylemeden geçmemek gerek) ve mükemmel bir kurguyla karşı karşıyayız. Hayatının sadece bir yılını romanlaştırmaya çalışan birinin tuttuğu notlar romanın içindeki bir leit motif mi, yoksa bu notlar romanın kendisi de, notların dışında kalan kısım sağlam bir dolgu maddesi mi? Aslında bu roman taslağının dışında kalan kısım, yani asıl roman yazarının yazdığı bölüm, bu taslağın tamamlanmasından başka bir şey değil. Her ikisi de eklektik bir yapının parçaları. 

“Asıl roman yazarı” dedim ama, aslında romanın içindeki bu asıl roman yazarı da gerçek yazar değil, aslında bir roman kahramanı. Çünkü romanın asıl yazarı; bildiğimiz gibi Paul Auster!

Çok karışıkmış gibi görünmesi kafanızı karıştırmasın, romanda karışık olan hiçbir şey yok. Çok yalın ve çok akıcı. Sadece, şu anda benim yaptığım gibi “bu nasıl bir kurgudur” diye işi kurcalamaya başladığınızda işler karışıyor. Aslında Görünmeyen’de her şey çok açık. Sadece siz durup dururken Görünmeyen’in altını kazımaya çalışarak karışıklık yaratıyorsunuz, o kadar.

Söylediğim gibi, bunlar işin teknik tarafı. Ben tekniğe değil, işin ruhuna değinmek istiyorum asıl. Bu romanı elime aldığım andan itibaren kendimle, kendi okuma serüvenimle ilgili çok önemli bir gerçeği fark ettim. O yüzden, şu anda okumakta olduğunuz yazı bir “kitap tanıtım yazısı” değil, bir itirafname!

Roman, eğer başarılı bir romansa, bir anlamda halüsinojendir. Çok klasik bir tanım olacak ama; roman, insanı başka dünyalara, başka bir çağa, başka insanların arasına sokup sokup çıkarma özelliği taşır. Kısa süreli de olsa, gerçeklikten koparır, başka bir gerçekliği yaşama şansı tanır okura.

Ben uzun zamandır yaşamamıştım bu duyguyu. Yani ilk gençlik çağımda, özellikle klasikleri okurken yaşadığım bu kopuşlar (belki de okuma konusunda profesyonelleşmenin getirdiği bir handikap, bir okur trajedisidir bu, bilemiyorum...) nostaljik birer duygu olarak yer etmişti benliğimde. Romanın içine girip kendi gerçekliğimden kopmadan, kendimi kaptırmadan okuyordum nicedir. Yıllar sonra, Görünmeyen, özlemini çektiğim bu büyüyü yaşattı bana. Günlerce Paris sokaklarında dolaştım, Margot’la bir cafede buluştum, Adam Walker’inki sadece hayal/özlem karışımı bir şey miydi emin değilim ama; sanırım ben Gwyn’le sahiden seviştim!

Bu yazarın başarısı mı, okur kılığında dolaşan “ben”in zafiyeti mi bilmiyorum. Ama yıllar sonra biyografimi yazmaya kalkar, 1967 yılında Born’un New York’taki evinde neler konuştuğumuza da yer verirsem biyografimde, kimse beni yalancılıkla ya da bunaklıkla suçlayamaz. Çünkü kimse bunları yaşamadığımı kanıtlayamaz!

Bu romandan yola çıkarak, sıradan bir insanın, gençliğinde yaşadığı sıradan bir yılın “ne kadar sıra dışı” olabileceğinden tutun da, ensestin bazı insanlar için hayata tutunmanın bir aracı sayılabilecek kadar masumca yaşanabileceği, bazı insanların, kolay kolay çözemeyeceğimiz kadar karmaşık bir hayatı olabileceği üzerine de uzun uzun konuşabiliriz aslında. Ama bunları konuşmak, dahası, romanı çözümlemeye kalkışmak çok anlamsız ve çok gereksiz geliyor bana. Görünmeyen’i okumak, onu birebir yaşamak anlamına geliyor. Yaşarken de her şeyi anlıyor, her şeyi çözümlüyorsunuz zaten.

Şimdi başa dönüp aynı soruyu tekrar soruyorum. Görünmeyen, yılın en iyi romanlarından biri miydi sahiden? Bilmem! Benim en iyi romanlarımdan bir miydi peki? Evet. Kesinlikle evet!

Yorumlar

Yorum Gönder


Bende halüsinojen etkisi yapmasa da harika bir romandı. Okuduğum cümlenin son cümle olduğunu anladığımda , kısa süreli bir afallama yaşamadım değil ama.

40%
60%

Görünmeyen'i okurken aynı duyguları ben de hissettim. Yazarın ustaca kotardığı bu roman son zamanlarda okuduğum en güzel şeydi. Auster'dan tam beklediğim bir romandı bu. Kitabı eleştiren en güzel yazı da buydu. Teşekkür ederim.

50%
50%

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.