Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

“On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık ‘İyi̇ Geceler’ di̇leyerek yatmaya gitti̇. Büyükanne de uykuya daldı. Ama küçük bir balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamadı. Sabaha kadar denizi̇ düşündü hep.”

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.

 

Melville’in Moby Dick’ine ise ilk gençliğimden beri hiç ısınamamışımdır. Metnin içinde gezinen o koskocaman beyaz balinayı avlamak adına gemideki insanların içini dolduran intikam duygusunu anlayamam bir türlü. Kaptan Ahab’ın “kendini amacına adamış insan” motifini düşünelim. Bu “monomanyak” karakter, modern insan için biçilmiş kaftan. Bir amaç uğruna gemideki herkesi felakete sürükleyebiliyor. Başlarda balina avlamak gibi bir güdüyle çıkılan yolculuk, korkunç bir kin ve öç alma duygusuna evriliyor. Ahab güya içinde bastırdığı duygularla yüzleşir. Nedir o duygu? Aslında çok basit, bugün her bir veçhesiyle yüzleştiğimiz modern Batı düşüncesidir; kültürün doğayı yendiği, haklının değil güçlünün yaşamını sürdürebildiği aç gözlü bir dünya… Başkasını bilmem ama Ahab benim gözümde odur.

 

İnsanlar o yıllarda balinaları sadece etleri için avlamıyorlardı. Balina yağı da çok değerliydi. Yakıt olarak da kullanılabiliyordu yani. Sanayi devrimini başlatan denizlerdeki bu “madenciler”dir aslında. Tarih kitaplarında “coğrafi keşifler” diye anılan ama “ırkçılığın” ve “sömürünün” başlangıç tarihi olan denize açılmak fikri, kendi gücünü sadece denizde ispatlamak değil, aynı zamanda diğer güçsüz insanlar üzerinde de ispatlamak güdüsüyle donanmıştır.

 

Zor denizlerde ayakta kalmaya çalışan bu insanların içindeki mücadele duygusu, her meridyende giderek daha da vahşileşiyordu. Moby Dick’te de işlenen İspermeçet balinası gemileri batırabiliyor, birçok insanı sakat bırakıyordu. Hem bir efsane idi balina avı, hem de insanla doğanın “amansız mücadelesi” için bir metafordu. Romanın sonunda her şey altüst olur. Ahab kendi hırsı içinde boğulur. Biz de olanları bir tabuta tutunarak hayatta kalan İsmail’den dinleriz. Cioran, “Küçük bir kültürde doğmuş adamın gururu yaralıdır” der. Ahab’ın yaralı gururunun karşısında küçücük bir balığın denize kavuşmak için gösterdiği çaba… Birinde doğayı yenmek arayışı, savaşı; diğerinde doğanın içinden geçerek, büyük umutlarının peşinde hırsa ve kine kapılmadan denizi aramak çabası. Siz hangi tarafı seçerdiniz?

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

 

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.