Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Fikri Sabit

Fikri Sabit

Her güne beş roman



Toplam oy: 896
Kula, bunca roman yazılmasını topraklarımızın kültürel bereketine yorsa da, kanımca, fena halde yanılıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Prof. Dr. Onur Bilge Kula, Diyarbakır Kitap Fuarı’nda bir açıklama yapmış: "Türkiye'de her gün 5 roman yayımlanıyor. Bu olağanüstü bir edebiyat üretimidir." *

 



Bu haberin olağanüstü olduğu kesin. Geçtiğimiz yıl bu topraklarda tamı tamına 1851 roman yayımlanmış. Bunu devletimizin de bir noktada fark etmiş olması oldukça hoş. Neden hoş? Devletin fark etmiş olması demek edebiyatçılara ödenek ayrılacak demek de ondan… Buna edebiyatı teşvik programı deniyor. Bakın ne diyor Kula:


“Bu programın yönetmeliği yayımlandı. 2013 yılından itibaren edebiyat kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan bir 'değerlendirme ve seçme kurulu' oluşturulacak ve bu kurul başvuruları değerlendirecek. Edebi bakımdan nitelikli bulunan başvurulara ayda 3 bin liradan fazla destek vereceğiz. Dolayısıyla bu edebiyat üretimini kaynaktan destekleyerek, kalıcılığını sağlamaya çalışacağız. Kimisine 3, kimisine 6 ve kimisine ise 1 yıllık destek verilebilir. 1 yıllık destek olursa 37 bin lirayı aşkın destek olmuş olacak. Bu önemli bir miktardır. Yazarlarımızdan Ahmet Ümit, bir programda bu desteğin önemini vurgulayarak, romanlarını yazarken çalışmak zorunda kalmasının roman yazmasına sekte vurduğunu anlatmıştı.”

 

 

 

Yazarken çalışmanın, çalışmak zorunda kalmanın edebiyata sekte vuran bir şey olduğu aşikar. Çoğu edebiyatçı, ya edebiyatla ilgili olmayan işlerde çalışarak zamanını ve yaratıcılığını ziyan ediyor ya da dergicilik, yayıncılık gibi sektörlerde kalarak azın da azı bir parayla geçimini sağlamaya çalışıyor. Edebiyat yoluna atılan adım, ömür boyu para kazanmadan yaşamaya atılmış bir adım demek bizim kültürümüzde, toplumsal şartlarımızda. En azından bundan bir on yıl öncesine kadar böyleydi. Kula, bunca roman yazılmasını topraklarımızın kültürel bereketine yorsa da, kanımca, fena halde yanılıyor. Kitabı metalaştıran, yazarı bir 'çoksatan' kahraman haline getiren yeni algının genç yazarları kendine çektiği biliniyor çünkü. Ortada birkaç insanın çevresinde de olsa büyük paralar dönüyor, yazarlar artık reklam filmlerinde oynayarak hayatları hakkında yalan söylemeye, halkı tüketmeye teşvik etmeye teşne… Burada tartışılması gereken tek şey, her zaman ihtiyaç duyduğumuz gibi, edebiyat, saf edebiyat. Ticari başarı kaygısından azade, tarih ve toplum mühendisliğine soyunmamış, buna soyunanlara, herhangi bir siyasi yönelime alet olmayacak gerçek yaratıcı eserler… Acaba teşvik programı, saf  edebiyatı mı destekleyecek yoksa sözgelimi muhafazakar sanat manifestosunun kriterlerine göre mi hareket edecek. Bu manifestonun yayımlanma tarihi Kula’nın açıklamaları doğrultusunda, sizi de şüpheye düşürmedi mi? Ben her zamanki gibi bütünüyle kuşkudayım…  

 

 

Diğer yandan sinemalara, tiyatrolara, cümle sanatçılara devletin verdiği desteğin tartışıldığı bugünlerde edebiyata teşvik programının gündeme gelmesi de gayet çelişik görünüyor, biliyorum. İşte bu çelişki ki, bizi ister istemez, destek ama neye, kime göre, sorusuna götürüyor. 2013 itibariyle bu sorunun yanıtını hep beraber öğreneceğiz. Merakla bekliyoruz… Bekliyoruz ya yine de çalışmaktan dolayı yazamayan, yazım güçlüğü çeken istisnasız tüm edebiyatçıların bu türden kuşkulara düşmeden, yılmadan, bu teşvik programını takip etmeleri, mümkünse yön vermeleri ve katılmak için başvurmalarının, bir takım şeylerin daha en başında şekillenmesine ve kim bilir olumlu bir şekilde değişmesine yol açacağına dair de bir umut da hep var.  Neden olmasın…

 

 

* (Bknz. Sabit Fikir, 25-05.2012 tarihli “Türkiye’de her gün beş roman yayımlanıyor”, başlıklı haber.)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.

Eren Aysan, Hande Gündüz, Gaye Boralıoğlu, Şebnem İşigüzel, Menekşe Toprak ve Latife Tekin. Bu yıl hemen tüm edebiyat ödülleri kadın yazarlarımızın! Her şeyi bir yana koyup edebiyat adına ne kadar sevinçli bir yıl içinde olduğumuzu konuşacağız kanımca uzun bir süre.

Kadının yaratıcı gücünün, doğurganlığının önüne geçmek için yazılan bütün hikayelerde erkeğin kadını ve kendisini öldürüp kendisini kendisinden yeniden doğurması var. Âdem Havva’yı kaburgasından yaratıyor, Athena babasının kafasından doğuyor. İsa, kadınlardan doğup berbat ettiğimiz bu hayat için ölümü ve yeniden doğuşu müjdeliyor.

Yaşar Kemal bir destandı, gözlerini hayata kapadı, hepimizin başı sağolsun. Şimdi bizim için, şimdi dilimiz, sözümüz, edebiyatımız için yas zamanı. Bu, Anadolu’nun, bu halkın yası. Şimdi dilden dile, sözden söze bir destan dolaşıyor içimizde. Yaşar Kemal, bir destandı, dünya üzerindeki son büyük destan anlatıcısıydı. Orta okuldan terk, “romancı olan ilk köylü” yazarımızdı.

Geçtiğimiz günlerde zaman bize nitelikli okurun kendi kendisinin eleştirmeni olması gerektiğini söylüyor demiştim.

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.