Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Karşılaştırmalı edebi liste okumaları

Yaz dönemi yayın dünyamızın gelenekselleşmiş kuraklığı, kıpırtısızlığı demek. Bu kuraklıktan çıkma mücadelesi çerçevesinde olsa gerek, çeşitli kaynaklardan edebiyata dair liste üzerine liste haberleri gelip duruyor. Listeler, yapılış biçimleri, edebiyatı tuttukları yer, bakış açıları ve elbette sonuçları, düşündürüyor. Buyurun karşılaştırmalı edebi liste okumalarına…

 

 

 

Türk edebiyatının efsane ismi kim?

 

Bu en son haber… Doğan Hızlan’ın Hürriyet bünyesinde yürüttüğü 'dev' anket nihayetlenmiş ve Türkiye edebiyatına damgasını vuran isim belirlenmiş: Nazım Hikmet… 6 binden fazla kişi oy vermiş, Nazım Hikmet 1461 oyla ve de ezici bir farkla Türkiye edebiyatına damgasını vuran kişi olmuş. Bu sonuca kimsenin bir itirazı olamaz, Türk dilinin büyük şairi, efsane ismi Nazım Hikmet, herhangi bir ankete gerek olmaksızın da öyle. Ancak Hızlan’ın anketine şöyle bir göz atınca, çeşitli soru işaretleri beliriyor aklımızda ister istemez. Her anketin doğası gereği bir parça öznel ve sınırlandırıcı olduğu gerçeğini de göz önüne alarak soruyoruz, Yaşar Kemal nerede, Gülten Akın, Adalet Ağaoğlu, Orhan Pamuk… ve diğerleri? Sorunun cevabı belli, Hızlan ankete yaşayan edebiyatçılarımızı dahil etmemiş. Bu dışarıdan bakınca anketi kısıtlamak adına yapılmış makul bir tercih olarak görünebilir. Ancak Türkiye edebiyatı gibi, ancak çocuk yaşına varmış bir edebiyat söz konusu olunca, bu tercihin anlaşılması güçleşiyor. Kaldı ki Hızlan da neredeyse ankete katılanlardan çok kişinin Yaşar Kemal’le ilgili tepkilerini gösterdiklerini belirtiyor. Ve Yaşar Kemal’in belli ki Türkiye edebiyatının yaşayan efsanesi olduğunu söylüyor.

 

 

Gelen oyları tartışmanın bir anlamı yok, ancak ankette yer alan isimleri Hızlan ve ekibi hazırlamışlar, söz konusu listenin oldukça kafa karıştırıcı olduğunu, düşünüyorum. 50 kişilik edebiyatçılarımızın listesinde sadece bir kadın edebiyatçı yer almış. Evet, inanılır gibi değil, 50 edebiyatçı içinde tek bir kadın adı: Halide Edip Adıvar. Listeyi hazırlayanlara göre Türkiye edebiyatına damgasını vurma ihtimali olan tek kadın. Böyle bir şey mümkün mü? Listedeki bu çarpıklığı fark edip irkilmek için kadın olmaya da, kadına dair yapılan ayrımcılığa karşı özel bir duyarlılık geliştirmeye de gerek yok. Hemen soruyoruz: Sevgi Soysal, Tomris Uyar, Sevim Burak, Nezihe Meriç, Suat Derviş, Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand, Peride Celal, Halide Nusret Zorlutuna, Tezer Özlü, Cahit Uçuk, Samiha Ayverdi neredeler?

 

 

Haydi, yine hepsini bir yana koyalım, ilk Türk kadın yazarımız Fatma Aliye, en azından bu unvanının hatırına, nerede, niye yok? Edebiyatımızda hiç mi yeri, önemi yok? Recaizade Mahmut Ekrem bu listeye girip üstelik de 500’den fazla oy alabiliyorsa Fatma Aliye’nin de en az onun kadar şansı olabilirdi. Tabii, kadını okur, erkeği yazar olarak görmekte inat eden ataerkil bakış açısı hala edebiyatımıza hakim olmasaydı. Toplumsal cinsiyetlerin cenderesinde yaşamasaydık, edebiyatı listeleyenler bir an için eril bakış açılarından çıkabilselerdi…

 

 

 

 

 

 

 

Edebiyatın bilimsel sınırları

 


Sözkonusu ikinci listemiz edebiyata bilimsel açıdan yaklaşıyor. Daha doğrusu popüler bilim açısından. Yani, hangi bilim bağlamında olduğu pek belli değil: İnsan beynini etkileyen on roman belirlenmiş!

 

 

 

Johann Wolfgang von Goethe - Genç Werther’in Acıları (1787)

Jane Austen - Aşk ve Gurur (1813)

Nathaniel Hawthorne - Kızıl Damga (1850)

Gustave Flaubert - Madam Bovary (1856)

George Eliot - Middlemarch (1870)

Lev Nikolayeviç Tolstoy - Anna Karenina (1877)

Virginia Woolf - Mrs. Dalloway (1925)

Toni Morrison
- Sevilen (1987)

J.M. Coetzee - Utanç (1999)

Mohsin Hamid
- Gönülsüz Kökten Dinci (2007)

 

Elbette ki edebiyat beynimizi, toplumsal ilişkilerimizi, ruhumuzu etkiliyor. Ancak bu liste hangi türden bir araştırmaya göre yapılmış. Bu romanları kimler okumuş, yoksa tüm insanlık mı okumuş? Beynimiz bu eserlerden ne şekilde etkilenmiş? Sorular çok, yanıtları yok. Edebiyatla bilimin arası, edebi açıdan parlak ve ilhan vericiyken, bilimsel açıdan hep iğreti,
hep limoni…

 

 

 

En zor okunan romanlar

 


İşte karşımıza çıkan en mantıklı, en tutarlı ve dolayısıyla en ilgi çekici liste. Teker teker edebiyatçılara sormuşlar, en çok hangi romanları, hangi yazarları okurken zorlandınız diye ve yanıtlarını almışlar. Bunun bir yabancı, bir de yerli versiyonu var. Yabancı versiyonunda Virginia Woolf, James Joyce, Jonathan Swift gibi edebiyatçılar göze çarpıyor. Habertürk’ün yaptığı araştırmada da Selim İleri, Semih Gümüş, Elif Şafak, Cemil Kavukçu, Hakan Günday, Celil Oker gibi isimler ağırlıklı olarak Vüs’at O Bener, Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Sevim Burak, Şule Gürbüz, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi edebiyatçıların kitaplarını zor okunur bulduklarını belirtmişler. Listelerde yer alan çalışmaların Türk ve dünya edebiyatına damgasını vuran eserler oldukları düşünülünce zorluk derecesinin, bir eserin parlaklığını etkilemediğini söylemek mümkün sanırım. Okur olarak, yılmamak gerek.

 

 

 

İngiliz dilinin en şahaneleri

 


Son listemiz 125 edebiyatçı tarafından hazırlanmış. Kişisel beğenileri ekseninde çağdaş İngiliz ve Amerikan edebiyatı bünyesindeki en şahane romanları, öyküleri, şiirleri ve oyunları seçmiş yazarlar. En iyi romanlar The Top Ten: Writers Pick Their Favorite Books (En iyi on roman: Yazarların favori kitapları) adı altında toplanmış. Listeler şöyle:



20. yüzyılın en iyi 10 romanı:


1. Lolita – Vladimir Nabokov


2. Muhteşem Gatsby – F. Scott Fitzgerald


3. Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust


4. Ulysses – James Joyce


5. Dublinliler – James Joyce


6. Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez


7. Ses ve Öfke – William Faulkner


8. Deniz Feneri – Virginia Woolf


9. Bütün Hikayeler – Flannery O’Connor


10. Solgun Ateş – Vladimir Nabokov

 

 

 

19. yüzyılın en iyi 10 romanı:


1. Anna Karenina – Leo Tolstoy


2. Madame Bovary – Gustave Flaubert


3. Savaş ve Barış – Leo Tolstoy


4. Huckleberry Finn’in Maceraları – Mark Twain


5. Anton Çehov’dan Hikayeler – Anton Çehov


6. Middlemarch – George Eliot


7. Moby-Dick – Herman Melville


8. Büyük Umutlar – Charles Dickens


9. Suç ve Ceza – Fyodor Dostoevsky


10. Emma – Jane Austen

 

 

Ne kadar sorunlu olursa olsun edebiyat üzerine yapılmış hemen her liste dönemin bakış açısına ve temel yönelimlerine dair edebiyat üzerinden dikkate değer izlenimler veriyor. En mühimi de kendi kişisel listelerinizi yapmamızı, ister istemez edebiyat üzerine düşünmemizi sağlıyor. Listesiz kalmayalım, derim.

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.

Bugün “lüzumsuz”, “aylak” ya da Benjamin’in tabiriyle “flaneur” (boşta gezen, dolaşan) diye tarif ettiğimiz adam, bizzat şehrin insanıdır aslında. Bir şeyi “yapmamayı” tercih eder bu adam. Modernlikle yaralanmıştır ama yarasının neresinde olduğunu göstermekten acizdir. Çalışmayı da iş düzenini de reddeder. Uzun bir baygınlık hali yaşamaktadır. Her ilgisi gelgeçtir. Tutunamaz bir türlü.

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.