Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Fikri Sabit

Fikri Sabit

Kiran Desai'yi kimler, niye okuyacak ya da magazin edebiyatı öldürür mü?



Toplam oy: 6
Kiran Desai'yi kimler, niye okuyacak ya da magazin edebiyatı öldürür mü?

Kiran Desai’yi hiç okumadım, ama okuyacaktım; belki İngiltere’nin en saygın edebiyat ödülü Man Booker’ı alan en genç yaştaki kadın yazar olduğu için, belki Türkçeye çevrilen romanı Kaybın Türküsü ilgilendiğim bir konu olan göçe, göçmenliğe dair olduğu için, belki de sırf Can Yayınları romanı yayın programına dahil ettiği için... Okuyacaktım, tabii bütün bunlardan önce yazarın Orhan Pamuk’un kız arkadaşı olduğunu öğrenmeseydim... Önce bu dile gelmiş gönül ilişkisinden haberdar oldum, sonra öğrendim Kiran Desai’nin kim olduğunu... Şimdi sapla samanı birbirine karıştırmış düşünüyorum; gazeteler, dergiler, internet siteleri Pamuk’la Desai’nin romantik tatil haberlerinden, yazarların birbirlerinin romanlarına dair yaptıkları tespitlerden geçilmiyor, hatta Desai’nin bikinili hallerine dair yorum yapan köşe yazarları bile var. Ve tam bunun üzerine Desai’nin romanı Türkçeleştiriliyor, Türk edebiyat camiası kapak kapak yeni yıldızının tanıtımlarını yapıyor.

Kiran Desai Orhan Pamuk’un sevgilisi olmasaydı, dört yıl önce ödül almış romanı şimdilerde Türkçeleşir miydi mesela diye soruyorum kendi kendime. Ne de olsa bu ödül her yıl veriliyor ve ne ödüllü yazarlar var, hatta ödül bir yana ne sağlam yazarlar var henüz dilimize çevrilmemiş. Elbette Desai Türkçeye çevrilmeseydi diye düşünmüyorum, sadece magazin etkisinin yayın dünyamızdaki ve okur eğilimleri üzerindeki etkilerini tahayyül etmeye çalışıyorum. Magazin olmasaydı Türk okuru da benim gibi söz konusu yazarı daha tanımadan kendisi hakkında düşünmeye, karar vermeye kalkmazdı hiç şüphesiz.

Bir yandan baktığımda Kiran Desai için magazinin kötü bir yanı olmasa gerek, diyorum. Genç, son derece hoş bir kadın, başarılı bir yazar ve dünya çapında başarılı olmuş bir yazarın sevgilisi. Dolayısıyla ilgi çekiyor, hatta tüm gazeteciler de belli ki bu bağlamda kendisine hayran, öyle ki bu hayranlık haber dillerine de bolca yansıyor. Peki, ya edebiyat? Acaba yazdıkları bu hayranlık perdesinin ardında gerçek anlamda değerlendirilip, tartışılıyor mu ona göre, eleştiriliyor mu acaba? Hayranlığın da körü körüne beğenilmeme gibi yazarlara ve edebiyata zararlı olduğunu düşünenlerdenim ben. Orhan Pamuk da ülkemizde bu dertten mustarip yazarların başında gelir kanımca, eleştirmenlerin çoğu ona ya körü körüne hayrandır ya da düşmanlığa varacak derecede kendisini beğenmezler. Ve yapıtları, haklarında ne kadar yazılıp çizilse de gerçek anlamda bir eleştiriye tabi tutulamazlar. Kim bilir bundandır ki Pamuk’un kendi kitapları hakkında bunca çok yazması, kitapları üzerinde yaptığı çalışmaları bunca çok anlatması. Bence bir yazar olarak, o da haklı...

İleriki yıllarda Desai’nin de yapıtları hakkında kaleme alacağı pek çok yazı olacağına dair bir kehanette bulunabilirim bu bağlamda. Duruşuyla, edebiyatıyla Pamuk’un gölgesinde kalma hissiyatı duymayacağına ama kör hayranlığın çevrelediği gerçek eleştirinin açlığını çekeceğine iddiaya girebilirim. Magazinin edebiyatı öldürmeyeceğine, ama eleştiri üzerinde körleştirici bir etki yaratacağına kaniyim.

Bir eleştirmen olarak üzerime düşen sözünü ettiğim yazarın yapıtını alıp okumak, yazarın magazinel yanına hiç değinmeden, yapıtına odaklanan bir yazı yazmaktı belki. Ama bir okur olarak, durup düşünmeyi tercih ettim önce, Kiran Desai’yi niye okuyacaktım, hangi etkiyle, hangi seçim sürecinden süzülerek gelecekti yazarın romanı ellerime? Ona verdiğim öncelikle kimler haksız yere tali kalacaktı? Ya da okumama kararıyla, sırf çok magazinel olduğu için bir yazara, bir yapıta sırt çevirmekle neler kaybedecektim?

İşin doğrusu hala da düşünüyorum, kim bilir belki ileriki haftalarda Kaybın Türküsü’nü okuyup, eleştiririz bu köşede, birlikte... 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Bir gün bir edebiyat profesörü incelediği mesnevide bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder. Daha doğrusu mesnevi türünde daha önce görmediği bazı tuhaflıklar vardır şiirde. Anlamadığı ifadeler vardır.  O, kendinden önceki araştırmacılar-edebiyatçılar gibi yapmaz ama. Okuyup geçmez, anlamadıklarından vazgeçip, anladığı yerler üzerine yoğunlaşmayı tercih etmez.

Dostoyevski, Sibirya’da esir tutulduğu dört yılın, içinde insanlığın geleceğine dair büyük bir iyimserlik uyandırdığını söyler. Çünkü ona göre, insan bir hapishanenin dehşetini yenebiliyorsa, her şeye katlanabilecek bir varlık olmalıdır.

İki sezondur televizyonda izliyoruz Hürrem Sultan’la Sultan Süleyman’ın aşkını. Bu ay içinde evlenecekler kısmetse. Üstelik tarihe bağlı kalarak ilerlerse senaristler, nikahları şehzadelerin sünnet düğününde (Bknz.

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun