Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Müjdeler olsun, kapitalizm kıyameti kapımızda

David E. Lowes
Versus Kitap Yayınları

 

 

Zizek, Badiou, Harvey… Felsefeciler ne zamandır kapitalizmin çöküşünü muştuluyorlardı ya, ne vakit astrologlar 21 Aralık vesilesiyle kapitalizmin çökeceğini televizyon kanallarından zikretmeye başladılar, işte o an inandım ben kıyamete. Kapitalizmin sonu kimin kıyameti olacak, o belli ama, bizim olamayacağımız kesin. "O zaman müjdeler olsun," diyelim ve yeniçağa girişi kolaylaştıracak bir kitap tavsiyesine girişelim. Yok, sakın korkmayın,  sanıldığı gibi yanınıza alacağınız mumun türü, içindeki enerjiyle doyduğunuzu ve ısındığınızı nasıl anlarsınız gibi bir yeniçağcı kişisel gelişim kitabı değil, önereceğim. Müjdelenmesini elimiz yüreğimizde beklediğimiz kapitalizm kıyameti sırasında antikapitalistler için bir başvuru kaynağı: Antikapitalist Sözlük.

 

 

Askeri-Endüstriyel Kompleks, Biyokorsanlık, İmparatorluk, Gerçek İlerleme Göstergesi, Makine Kırıcılar, Merdivenaltı Atölyesi, Derin Ekoloji, Sanal Korsanlık Aktivizmi, Silah Ticareti, Türlerarası Nakil, Ütopya, Yabancılaşma, Zapatistalar… Bunlar hep sözlüğün maddelerinden… Evet bu tür maddelerden de çıkarabileceğimiz gibi Antikapitalist Sözlük aslında bir politika sözlüğü değil. Aslında kavramlar, konular, eylemlilik ve örgütler arasındaki bağlantılar arasında gezen, bunlar arasındaki ilişkiyi açıklayan ve bu şekilde ilerici antikapitalizmi güçlendirme amacını taşıyan bir çalışma. Antikapitalizm kuşkusuz kapitalizmle birlikte varolmuş bir kavram. Ancak sözlüğün yazarı David E. Lowes, 1999 Seattle’ı işaret ediyor bize. 99’da başlayan ve süreklilik gösteren protestolara, antikapitalist rahatsızlığın yeni dışavurumuna…

 

 

 

 

 

 

 

Alfabetik bir formatta ilerleyen ve tematik maddeler halinde derinleşen Antikapitalist Sözlük’ü okumak için belli bir yol takip etmeniz gerekmiyor. İstediğiniz şekilde sayfalar arasında gelişigüzel gezinmeyi tavsiye ederim. Ve sözü uzatmadan birkaç zihin açıcı maddeden parçalara geçerim…

 

 

 

 

Bırakınız Yapsınlar Politikası: Bu doktrinin modern versiyonu daha çok 1970’lerin düşük üretim-yüksek enflasyonuna bir tepkidir, parasalcı ve neoliberal fikirlerle eşanlamlı kullanılır. (…) Dünya Ticaret Örgütü tarafından desteklenen ve Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası tarafından reçete olarak sunulan politikalar günümüzün bırakınız yapsınlar düşüncesinin pratik birer sonucudur. Bu önerilerin gündelik gerçeklikleri, örneğin ihracat işleme bölgelerinde işveren ve çalışanlar arasındaki sözde eşitliğin çıplaklığında ortaya çıkar.

 

 

 

 

 

 

 

 

Demokrasi: Günümüz kapitalist jargonunda, bir yönetim sisteminin kabul edildiğini ve onaylandığını ima eden bir değer yargısı olarak kullanılan çapraşık bir kavramdır.

 

 

 

Kyoto Sözleşmesi: 1997’de benimsenmiş, iklim değişikliğiyle nasıl başa çıkılacağına ilişkin temel uluslar arası anlaşmadır. (…) Çevreciler, Yeryüzünün Dostları, Greenpeace ve benzeri örgütlenmeler Protokolün hükümlerinin etkinliği hakkında ciddi tereddütleri olduklarını ifade etmişlerdir. Eleştirmenler küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı yüzde 80 oranında bir salınım indiriminin gerekli olduğunu ve dolayısıyla Kyoto Sözleşmesi’nin, iklim değişikliğini ele alan bir çaba olmaktan ziyade politik bir anlaşma olduğunu savunurlar.

 

 

 

Merdivenaltı Atölyesi: Koşulları şunlardan bir veya birden fazlasını içerir: Çocuk emeği, işçilerin sindirilmesi, uzun çalışma saatleri, fazla mesaiye zorlama, düşük ücretler, bağımsız emek örgütlenmesinin ezilmesi, cinsel taciz, zorla yaptırılan doğum kontrolleri, güvenli olmayan çalışma koşulları, kötü havalandırma ve tuvalet aralarının sınırlandırılması. Kısacası, bunlar kapitalizmin ve sömürü sürecinin en berbat bazı özelliklerini temsil ederler.

 

 

 

Ütopya: Genel olarak içinde insanın eksiksiz kendini gerçekleştirmesi, Eşitlik, Özgürlük, Adalet ve başka tercih edilen standartların yer aldığı ideal bir toplum biçimi hakkındaki görüşlere atıfta bulunmak için kullanılır. (…) Neoliberal serbest ticaret ve bırakınız yapsınlar politikası önerilerinin ütopyacı doğasını fark etmekte apaçık bir isteksizlik mevcuttur, bilhassa Şirketler, bireyler ve uluslar arasında tekeller, sübvansiyonlar ve gümrükler şeklinde var olan refah ve güç eşitsizlikleri bunları hayalci kılmaktadır.

 

 

 

 

 

 

(Manşetteki görsel çalışma Kennard Phillipps'e aittir.)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

 

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.

Kişinin kendisi olmaktan vazgeçip başka birisi olmaya karar verdiği o an, modern edebiyata göre bir kahramanlık sergilediği andır. Kişi bu kahramanlığa ulaşmak için evinden çıkıp bir yolculuğa atılır. Yolculuk boyunca başından türlü felaketler geçer. Her felaket, yolun sonunu getirebilmek için aslında bir duraktır.

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta

 

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.