Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Şahane Bir Kitap Arşivi

En çok okunanlar  

Şahane Bir Kitap


Yoldan çıkanların yazarı

"Irmağa giden yol, kasabadan kurtulunca, göz alabildiğine uzanan sayısız şeftali bahçeleri arasından geçerdi. Haziran içinde bile taşkın dere ayaklarının çamurlu, ıslak tuttuğu bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, kızgın güneşl, ağaçların tepelerinde meyveleri pişirirken, rutubetli toprakta birbiri arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı.


Geniş açıda devam eden dar zamanlar

Edebiyatseverler bilirler Dar Zamanlar'ın yeri ayrıdır Adalet Ağaoğlu okurları için. Özellikle de Ağaoğlu'nu bizle tanıştıran ilk romanı Ölmeye Yatmak, düşünülürse. Bir saat yirmi dakika süren o uzun, bir ömürlük hikaye, düşünülürse...


Vicdana dokunduğu yerden edebiyat

Bazı edebiyatçılar vardır, varlıklarıyla yüksek edebiyat, alçak edebiyat tartışmalarını gölgeler, para, kariyerizm, yayın dünyası, piyasa koşulları, popülerlik tartışmalarını silip süpürürler. Hem okurun hem de eleştirmenlerin kalbini kazanır, edebiyatı hayatın içine yerleştirirler. İşte bu edebiyatın nadir görünen parlama anlarıdır. Yaşar Kemal'dir, Murathan Mungan'dır, Nâzım Hikmet'tir.


Rüya'sız geçen bir gecede...

Psikanaliz bize der ki, her erkek çocuk yaşayabilmek için babasını öldürmek ister. Babasını öldürmek ve annesine sahip olmak. Peki ya anne ne hisseder? Anne çocuğunu öldürmek ister mi? Ya da şöyle soralım: Bir anne çocuğunu öldürmek isterse, çocuğunu öldürürse ne olur? Çok iyi biliriz ki “anne” sözcüğü, içinde kutsallığı taşır. Dil, kültür, toplum bunu söyler bize.


Maceranın ruhuna değen...

Bu haftanın şahane bir kitabı oldukça sıradışı. Hem yazarı hem yayınevi hem de türü itibariyle öyle. Şahane Bir Kitap okurları çocuk edebiyatına karşı temkinli olduğumu bilirler. Ama bazen tedbiri elden bırakmak geriyor, heveslerin önüne geçilemiyor. Çünkü eleştiri konusunda ne kadar cimri olursam olayım, iş çocuk kitapları ve masal okumaya geldi mi, kendimi durduramam.


Teyel teyel üstüne, Pala Hayriye...

Edebiyatımızda pek sık görülen bir şey değildir kadın kahramanların hikayeleri. Özellikle son dönem genç edebiyatımızda bile yine eril bakış açısının, erkek yazarların, erkek kahramanların görece hakimiyeti düşünülürse… Ondandır ki, derin bir soluk alarak başlıyorum Figen Şakacı’nın Pala Hayriye’sine. Bir büyüme, olgunlaşma hikayesiyle baş başayız.


Çıkış yolu

Bilmem ki siz de benim gibi, geçirdiğimiz dünün ardından dişil bir dünya bilgisinin eksikliğini iliklerinize kadar hissediyor musunuz? Çıkış yolunun siyasi- toplumsal erkle, güçle, kâr- zarar hesaplarıyla, kılıçla, asayla açılmayacağını bir kez bir kez daha hüzünle fark ediyor musunuz?

 


Karanlık bir tesadüf: Silo içimizde yaşıyor!

"Her kitabın kendi kaderi vardır." Türk edebiyatının büyük yazarlarından birinden işittiğim bu sözü zaman zaman hatırlarım. Doğru söze ne denir? Kimi zaman çeviri kitaplar için bile böyle olabildiğini düşünürüm. İşte Silo da bana bu kaderi düşündüren kitaplardan biri.


İnatla; şimdi ve daima: Direniş!

Derin bir adaletsizlik duygusunun harekete geçirdiği, o adaletsizlik duygusundan kurtulmak isteyen kadınlar…

 

Radikal, aşırı, konformizm karşıtı, özgür düşünen kadınlar…

 

Kuralların var olduğunu bilen ve o kuralların dışında yaşamayı seçmiş kadınlar…

 

Sadece sıradışı olan, sadece var olan isyankar kadınlar…

 


"Hayattır. Sen buna roman dersin"

Daha önce de söylemiştim, Uzun Harmanlarda Bir Davetiz Misafir'i okuduğum günden beri Türk edebiyatında beni en çok şaşırtan yazarlardan biri olageldi Sezgin Kaymaz.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.