Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

İngiltere'nin ruhunda bir çentik




Toplam oy: 973
Nick Hornby // Çev. Zeynep Baransel
Sel Yayıncılık
Komik Kız, Nick Hornby hayranlarını üzmeyecek bir roman, yazarla tanışmak için de iyi bir seçim olabilir.

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

Komik Kız, öncelikle adından da anlaşılacağı gibi, başından sonuna bir kadın hikayesi. Yani Hornby bu defa kadın ruhuna değiyor. Ayrıca küçük takıntıların, ilgi alanlarının, uğraşların değil, büyük hayallerin, bütün hayatı etkileyecek, kökünden değiştirip yön verecek tutkuların başrolde olduğu bir anlatıya imza atıyor. Bütün bunların yanı sıra romanın sonuna kadar bizi takip eden bir başrol oyuncusu daha var; hikaye etme arzusu. 

 

Komik Kız’ın kahramanı Barbara, İngiltere’nin taşrasında yetişen, güzellik kraliçesi olacak kadar güzel bir genç kadın. Ancak ona küçük bir taşra şehrinde kraliçe olmak ve şehrin ileri gelen adamlarından biriyle evlenmek yetmeyecek. Çünkü Barbara’nın o zamanlar kimselerin aklına gelmeyen bir büyük hayali var: Komedyen olmak! Komik adamların yanında, güzelliğinin gölge etmediği bir şekilde, komik kız olarak var olmak… 

 

Barbara’nın kraliçe seçildiği bir güzellik yarışmasıyla başlıyor hikayemiz. Ancak kraliçeliği sadece birkaç dakika sürüyor: “Hastaneler mi? Yardım galaları mı? Ne bekliyordu ki zaten? Marie Hala’sı mağaza açılışlarından ve Noel ışıklandırmalarından bahsetmişti bahsetmesine, ama Barbara birden ortadan kaybolsa herkesi nasıl hayal kırıklığına uğratacağını hiç düşünmemişti doğrusu. Bugünden itibaren üç yüz altmış dört gün boyunca Bayan Blackpool olmaya devam edeceği aklının ucundan geçmemişti. İşte o anda bir saatliğine bile Bayan Blackpool olmayı da istemediğini anladı. ‘Nereye gidiyor?’ diye sordu Len. ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sordu babası. On beş dakika sonra, taç, ikinci olan, Skelmersdaleli uzun boylu uyuşuk kızıl Sheila Jenkison’ın başındaydı, Barbara ile babası ise taksinin içinde evlerine doğru gitmekteydiler. Ertesi hafta Barbara Londra’ya gitmek üzere şehirden ayrıldı.”

 

Bir süre Londra’da kendisi gibi taşradan akın akın gelen insanlarla birlikte sürünüyor Barbara. Tezgahtarlık yaparak geçirdiği yarı aç yarı tok günlerin yılgınlığı, içindeki arzuyu söndürmeye yetmiyor ama. Derken bir dizi tesadüf onu hayatının kırılma noktasına sürüklüyor: Yani BBC’de yayınlanacak bir komedi dizisinin başrolünü kapmaya! Ve hikaye başlıyor…

 

Toplumcu gerçekçi bir roman

 

 

Komik Kız'ın kahramanı Barbara, güzellik kraliçesi olacak kadar güzel, taşralı bir genç kadın ve o zamanlar kimselerin aklına gelmeyen bir büyük hayali var: Komedyen olmak!

 

 

 

Komik Kız için belki de toplumcu gerçekçi bir roman diyebiliriz. Hornby, 60’lı yıllardan günümüze dizi-film sektörü özelinde İngiltere’nin günbegün değişen gündelik hayatını anlatmış. Söz konusu sektördeki kadını ve farklı cinsel tercihleri olan erkekleri ezip yok eden ataerkil düzeni, eşitsiz ekonomik dağılımı, ülkenin çarpık siyaset anlayışını ve kitleleri yönlendiren hikayelerin nasıl yazıldığını en ince ayrıntılarıyla, kahramanlarının hikayesini bir an bile boşlamadan aktarmayı başarmış. 

 

Üstelik karakterleri aracılığıyla sınıfsal bir anlatı kurmuş. Popüler kültürün etkisiyle durmaksızın manipüle edilen, kendi sınıfları ile popüler kültürün pompaladıkları arasında kalan ve bunun etkilerini, bunun gerilimini bütün bir ömür boyunca yaşayan karakterler var etmiş. Ve nihayetinde onlar aracılığıyla orta sınıf ahlakının iki yüzünü, ikiyüzlülüğü cesur bir şekilde ele almış, eleştirmiş. Sözgelimi romanın kahramanı Barbara’nın taşradan şehre, tezgahtarlıktan milyonların sevgilisi olmaya giden hikayesini klasik bir başarı hikayesi olarak sunmuyor bize. Nihayetinde şahane bir anne-kız hesaplaşmasıyla kahramanının psikolojik derinliğinin altını çiziyor. Ya da eşcinsellerin eşcinsel oldukları için tutuklandıkları yıllarda, senaristlerden birinin cinselliğini özgürce yaşarken, diğerinin evlenip çocuk yapıp orta sınıf geleneksel aile yapısı içinde saklanmasını kınamıyor. Yazarın kalemi her iki taraf için de tarafsız kalabiliyor roman boyunca. Ve gösteri dünyasının gösterişsiz yüzünü, karakterlerin kaygılarından hırslarına, özel hayatlarından hayal kırıklıklarına uzanan dikkatli bir sadelikle ele alıyor.

 

Hikaye etme arzusu

 

Bir hikaye nasıl yazılır, nasıl ele gelir ve nasıl kitlelere ulaşır, kitlelere ulaşırken ne gibi eksiltmelerden, fedakarlıklardan geçer? Hornby’nin karakterleri sanatla popüler kültür, siyasi baskı ile demokratik özgürlük, ekonomik yaptırımlar ile yaratıcı zekaları arasında asılı kalmış, toplum nezdinde başarılı, kendileri içinse durmaksızın uçurumun kenarında dans eden karakterler. Her an güzelliklerini, zekalarını, ünlerini, cinsel kimliklerini, ekonomik özgürlüklerini ve ahlak anlayışlarını sorgulayarak yaşıyorlar. Ve bütün bu gerilimden pek çok kişi gibi sıradan koca bir ömür yaratıyorlar. Onları diğerlerinden ayıran şey ise başta da belirttiğim gibi, içlerinde hiç sönmeden yanan hikaye etme arzusunun kendisi. İşte tam da bu noktada karakterlerine yaklaşıyor Hornby ve hiçbirinin hakkını yemeden hepsinden bir parça koparıp kendisine dönüştürüyor.

 

Komik Kız, Nick Hornby hayranlarını üzmeyecek, yazarla tanışmak için de oldukça iyi bir seçim olabilecek bir roman. Roman ve öykünün çağdaş edebiyatta bir taraftan nasıl yavaş yavaş dümeni yeniden toplumcu gerçekçi bir anlayışa doğru kırdığını göstermesi açısından da dikkat çekici olacak şüphesiz.

 

 


 

* Görsel: Tayfun Pekdemir

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Uzun bir tren yolculuğunun ardından Weimar’a ulaştığımda sadece yirmi bir yaşımdaydım. Genç yaşımda yapmak istediğim, Goethe’nin hayatının bir kısmını geçirdiği şehre gitmek ve kendime belki bir parça “ışık” bulmaktı. Tam olarak ne aradığımı bilmez halde şehre indiğimde 21 yıl önceydi ve internet yaygın değildi. İstasyon görevlisine en yakın gençlik evinin nerede olduğunu sordum.

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.