Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

			


Yordam Kitap

Diyalektiğin Dansı




Toplam oy: 253

“Diyalektiğin Dansı” yazarı Bertell Ollman Amerika’da az rastlanan ilginç bir aydın. Diyalektik yöntem ve sosyalist teori üzerine New York Üniversitesi’nde dersler veriyor.

Yabancılaşma: Marx'ın Kapitalist Toplumdaki İnsan Anlayışı (1978), Toplumsal ve Cinsel Devrim (1978), Diyalektik Soruşturmalar (1993), Pazar Sosyalizmi: Sosyalistler Arasındaki Tartışmalar (1998) isimli kitapların yazarı ve dünyanın ilk Marksist masaüstü oyunu olan Sınıf Mücadelesi’nin yaratıcısı.
Yordam Kitap tarafından yayımlanan Diyalektiğin Dansı/Marx’ın Yönteminde Adımlar,  ABD’de 2003’de yayımlanan önemli kitaplarından biri.
Kitabın en başına alınan bir Marx alıntısı, adına da esin vermiş: Marx’ın “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Giriş”inden alınan cümleler şöyle: “Olduğu yerde donup kalmış koşulları, kendi şarkıları eşliğinde dans etmeye zorlamalıyız.”
Ollman kitap boyunca tam da “dans” benzetmesine uygun biçimde diyalektiğin, canlı, hareketli, esnek ve kıvrak bir düşünme yöntemi olduğunu gösteriyor. Yer yer anlamayı ve düşünmeyi kolaylaştıran şemalaştırmalar yaparken,  karmaşık sorunları derinlikli ve bütünlüklü çözümlemelerle sadeleştiriyor.
Her tür yenileştirme ve geliştirme çabasının onsuz yapamayacağı şeylerden biri, daha önce sorulmayan soruları sormak ve onları yanıtlamaya çalışmaktır. Olman kitabın daha başında şu soruyu soruyor:
 “Marx’ın kapitalizmin içinde komünizmi keşfetmesini mümkün kılan şey nedir ve Marx’ın düşüncesi nasıl hem kapitalizmin bir eleştirisi hem de onu ortadan kaldırmanın bir reçetesi olabilir?”  Yanıtı şöyle: “Her bilimin temelinde birtakım ilişkileri, özellikle de ilk bakışta çok net olmayan ilişkileri açığa çıkarmak yatar ve Marx’ın kapitalizm üzerine çalışmalarında yaptığı şey de varolanın ne olduğu, ne olabileceği, ne olmaması gerektiği ve onun hakkında ne yapılabileceği arasındaki ilk bakışta net olmayan ilişkileri açığa çıkarmaktır. Tüm bu ilişkiler mevcut olmasaydı elbette Marx bunlardan söz edemezdi; fakat kapitalizm üzerine çalışan çoğu düşünür sadece görüntülerle (ki bu görüntüler hatalı bir şekilde olgular olarak nitelenir) ilgilenirken Marx’ın tüm bu gizil ilişkilere vakıf olmasını sağlayan şey onun diyalektik yöntemidir. Diğer pek çok düşünür zihindeki parça parça algıları birbirinden ayırmaya razı olurken, Marx’ın tüm bunları birbirine sıkı sıkı bağlamasını sadece olanaklı değil aynı zamanda zorunlu da kılan şey diyalektiktir ve özellikle de Marx’ın diyalektiğidir.” (s.17)
Ollman, yaşadığımız dünyayı kavramadaki üç önemli soruyu şöyle sıralıyor: Dünya nasıl bir yerdir, “biz” kimiz ve dünyayı nasıl inceleliyoruz? Bu sorulara yanıt vermeden önce,  bilim insanlarına, meslektaşlarına son derece yerinde bir eleştiri yöneltiyor: “Gerçekten de bilgiyi, her biri yalnızca kendisine ait bir dizi sorunsal ve yönteme sahip, birbiriyle alakasız ve hatta birbirine karşı husumet içinde olan disiplinlerin dar alanlarına hapsederek parçalara ayıran günümüz akademisi bizi, vaat ettiği gibi ‘hidayete erdirmektense’, birbiriyle uyumsuz notaların çıkardığı kulak tırmalayıcı seslerin boğukluğuna terk ediyor. Böyle bir karmaşa içerisinde de bilgi ve eylem arasındaki asırlık bağlantı kayboluyor ve olabildiğince az şey bilmeyi marifet sayan akademisyen ve aydınlar bilmekten gelen sorumluluklarından rahatlıkla feragat edebiliyorlar. İşte bu mevcut durumu eleştirmek ve bütünleşmiş bir bilgi gövdesi geliştirmek adına bugün artan sayıda araştırmacı yüzünü Marksist diyalektiğe dönüyor.” (s. 29)
Ollman, Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’da (1859), kendi yöntemini gerçek somut’tan (yani kendisini bize sunduğu biçimiyle dünyadan) başlayarak soyutlama süreci aracılığıyla (yani bütünü ayrıştırarak, ussal parçalara ayırarak) düşüncedeki somuta (yani soyutlamayla usta yeniden oluşturulan ve kavranan somuta) ilerlemek olduğunu söylediğini anımsatıyor. (47)
 “Soyutlama” kavramını şöyle açıyor: “ ’Soyut’ (abstract) Latince’de ‘çekip almak’ anlamına gelen ‘abstrahere’ sözcüğünden gelir. Keza bizim bağlamımızda soyutlamanın yaptığı şey parçayı bütünden  ‘çekip almak’ ve onu geçici olarak tek başınaymış gibi algılamaktır.”(47)
 “Marx’ın soyutlamalarını ayrıksı kılan en önemli şey bu soyutlamaların kapitalist dönemde ortaya çıktıkları biçimleriyle hem değişime, hem de etkileşime (veya sisteme) odaklanması ve bunları birbirleriyle bütünleştirmesidir.” (53)
Bertell Ollman, Marx’ın diyalektiğinin nasıl bir diyalektik olduğunu ele almadan önce, diyalektiğin ne olmadığını söylemek gereğini duyuyor. Ollman’a göre, diyalektik her şeyi açıklamaya gücü yeten katılaşmış bir tez-antitez-sentez üçlemesi, tarihin motoru vb. değildir. Daha çok gerçek yaşamda ortaya çıkabilecek olası bütün önemli değişim ve etkileşimleri gözümüzün önüne seren bir düşünce biçimidir. İncelemeye çalıştığımız gerçekliğe ait öğeleri nasıl düzene sokacağımızı, bu gerçekliğe ilişkin elde edilen çıkarımları genellikle diyalektik bir şekilde düşünmeyen diğer insanlara nasıl aktaracağımızı gösteren bir klavuzdur.

Diyalektiğin Dansı’nı çeviren Cenk Saraçoğlu’nun önsözde yazdığı gibi, Ollman Marx’ın “kafasının nasıl çalıştırdığını” anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.
Ollman’a göre Marx’ın yöntemi birbirini izleyen beş aşamadan oluşmaktadır. Bunlar, ontoloji, epistemoloji, araştırma, düşünsel yeniden inşa ve sergilemedir. 
Maddi varlık üzerine çalışan ontolojik aşamada “gerçeklik nedir?” sorusunun yanıtı aranır. Dünyanın hangi parçalardan oluştuğu, bunların birbirleriyle nasıl ilişkilendikleri, parçaların ait olduğu bütünün niteliği araştırılır. “Bütün” Marksist diyalektiğin ilk düşünme aşamasıdır.
Marx’ın epistemolojisi (bilgi teorisi), bilginin nasıl elde edildiği, bilinenlerin nasıl örgütlendiği, kavramların, kategorilerin, soyutlamaların anlamı ve ilişkisi üzerinedir. Ollman’ın deyişiyle, her toplumun kendini anlayış biçimi, kategorilerine yansır. Her şey birbiriyle ilişkilidir. “Soyutlamalar olmadan kavramlar boştur; kavramlar olmadan soyutlamalar sağırdır.” (168) Bütün ile parça arasında dört türlü ilişki vardır:  1. Bütün, parçaları bu bütün içinde daha işlevsel hale getirmek için şekillendirir. 2. Bütün, her bir parçaya bu işlev açısından bir anlam ve bu işleve nazaran bir önem atfeder. (Kapitalizmin yasaları, yalnızca kapitalist toplumun sürmesini sağlayan yapının öğeleri olarak anlaşılabilir ve bu yapıya yaptığı katkı ölçüsünde önemlidir.) 3. Bütün, kendini parçalar aracılığıyla gösterir. Bu nedenle parça bütünün bir biçimi olarak görülebilir. 4. Parçaların birbirleriyle yukarıda önerilen anlamdaki ilişkisi, bütünün sınırlarına ve anlamına bir biçim verir, bütünü bir tarihi, bir amacı ve bir etkisi olan, süregiden bir sisteme dönüştürür.(164-165)
Araştırma, karşılıklı bağımlılıkların geniş dış sınırlarını açığa çıkarmak için toplumsal ilişkiler olarak düşünülen birimlerin aralarındaki ilişkilerin izinin sürülmesidir.
Marx’ın yönteminin dördüncüsü aşaması olan “düşünsel yeniden inşa süreci”, Marx’ın gerçekte var olduğunu bildiği ama tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmediği için tüm özelliklerine vakıf olmadığı bütünü, kendi kavrayışında “zengin ve somut” bir bütünlük olarak yeniden kurmasıdır.
Ollman, aşamaları ve tanımları böyle tek tek tanımlayarak veriyor, diyalektik yöntemle düşünmeyi, daha doğrusu, Marx’ın nasıl düşündüğünü,  birçok somut örnek vererek zihnimizde canlandırıyor. Belki daha önemlisi, yaptığı çarpıcı soyutlamalarla, üzerinde uzun tartışmaların yapıldığı karmaşık sorunların özünü ortaya koyuyor. Son söylediğime iki örnek vereceğim. Birinci örnek: Ollman Marx’ın düşünsel yeniden inşayı nasıl gerçekleştirdiğini anlatırken şunları söylüyor: “Marx’ın yeniden inşasının başarıyla yerine getirilmesi için sadece ana parçaların birbirleriyle bağlantılandırılması yetmez, aynı zamanda her bir parçada işleyen tüm bir sistemin resmini yakalayabilmek gerekir. (İtalikler benim-HY)” (s.178)  İkinci örnek: “Marx tamamıyla özgün bir dünya görüşünü sadece iki yeni ifade kullanarak aktarmayı başarmıştır: ‘üretim ilişkileri’ ve ‘artıdeğer’.” (223) Marx’ın büyük katkısını iki kavramla ifade edebilmek soyutlamayı soyutlama gücünün işaretidir.
Bertell Ollman “diyalektikçi” yanılgıları üzerinde de duruyor. Diyalektiği benimsememiş düşünürlerin genelde ağaçlara bakarken ormanı gözden kaçırdıklarını, diyalektik düşünürlerin ise çoğunlukla tam tersini yaptıklarını, bütünsellik ve genellemelere ulaşmak uğruna parçaları, ayrıntıları önemsemediklerini, değişimin hızını abartmaya ve buna koşut olarak değişimi sekteye uğratabilecek şeyleri azımsamaya  eğilimli olduklarını yazıyor. (41)
Kitabın başka bir yerinde, Aristo’nun bir çalışma yürütürken ele alınan konunun niteliğinin olanaklı kılacağından daha fazla kesinlik beklentisi içinde olunmaması gerektiği uyarısını anımsattıktan sonra üzerinde enine boyuna düşünülmesi gereken şu değerlendirmeyi yapıyor: “Sosyalizmin kapitalizm içindeki potansiyeli yeterince gerçektir, fakat hem tam olarak hangi biçimlerin gelişeceği hem de beklenilen değişimlerin nasıl bir zamanlamayla gerçekleşeceği genellikle belirsiz ve her zaman da kesinlikten uzaktır. Kısacası, geleceği bugünün içinde irdelerken, asla tutturulamayacak bir bilgi standardı üzerinde ısrarcı olmamaya dikkat etmeliyiz.” (200)
Ollman’ın diyalelektik üzerine görüşleri bana İsac Deutscher’in yazdıklarını anımsattı. Deutscher diyalektiği gramere benzetmiş, gramerin yaşayan dille öğrenilmesi gibi, diyalektiğin de, formüller üzerinde düşünülerek değil, tarihteki ve günceldeki sorunların özgül, geniş ve yaşamsal konuları yakalanarak ortaya konulabileceğini yazmıştı.
Diyalektiğin Dansı’nın toplu iletisi de benzerdir: Diyalektik yöntem, sorulara, olgulara, süreçlere hazır yanıtlar veren bir maymuncuk değil, somutun zenginliğinin, ele alınan olgu ve süreçlerin, bunlar arasındaki ilişki ve etkileşimlerinin derinliğine araştırılmasına ve sentezleştirilmesine yol gösteren bir klavuzdur.


Haluk Yurtsever



Bu kitabı idefix'ten sayın alın

Yorumlar

Yorum Gönder

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.