Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			


Optimist Yayın Dağıtım

Harvard Business School'da Size Ne Öğretirler? (Kapitalizmin Mutfağında Geçirdiğim İki Yıl)




Toplam oy: 623

İngiliz the Daily Telgraph gazetesinin 31 yaşındaki Paris büro şefi, 2004’te gazeteciliği bırakarak MBA öğrenimi yapmak üzere Harvard Business School’a (HBS) başvurur. Kabul edilmek için zorlu bir sınavı geride bırakır, çeşitli kişilik testlerini geçer, mülakatları başarıyla atlatır ve okula girebilen az sayıdaki insandan biri olur.

Kendi finansal kaderini ve daha da önemlisi zamanını kontrol edebilmek için işletmecilik öğrenmek isteyen Philip Delves için burası, çoğu kişi için kapalı bir kutu olan iş dünyasının dilini ve düşünme tarzını öğrenebileceği en iyi yerdir. Ve orada geçirdiği iki yılın ardından, dünyanın bu en merak edilen okulu hakkında bir kitap yazmaya karar verir.

Bir okul düşünün ki, Michael Porter, Robert Kaplan, Rossabeth Moss Kanter gibi dev isimlerin dersler verdiği dünyanın en iyi üniversitesi olmakla kalmıyor, 15 milyon kitabıyla dünyanın en büyük akademik kütüphanesini de barındırıyor. Okulun mezunları arasında başkan Obama, ABD hazine bakanı, Dünya Bankası başkanının yanı sıra, General Electric, Goldman Sachs ve Procter and Gamble gibi şirketlerin CEO’ları yer alıyor. HBS mezunları Fortune 500 şirketlerinin en tepe konumlarını dolduruyor. Dünyanın bu en iyi işletme okulu, iş dünyasında başarılı olmak için gereken liderliğin politika, eğitim, sağlık, sanat gibi başka alanlara da uygulanabileceği garantisini veriyor.

Dolayısıyla Harvard’da MBA üzerine yazılan bu kitap,  MBA yapmış ya da yapmayı düşünenlerden çok daha geniş bir kitlenin ilgisini hak ediyor. Şurası bir gerçek ki, işletme mastırı eğitiminde öğretilen dil, uygulamalar ve liderlik tarzları hepimizi etkiliyor. İşletme okulları artık sadece iş dünyası liderleri yaratmıyor. MBA’ler çoğumuzun süreceği yaşamı, çalışma saatlerimizi, çıktığımız izinleri, aldığımız sağlık hizmetini ve çocuklarımıza sağlanan eğitimi belirliyorlar. Yapılan araştırmalar, MBA yapanların daha yüksek maaşlar ve daha iyi işler bulduğunu gösteriyor. Bu üç değerli harf, iş dünyasında başarı için bir kartvizit yerine geçiyor...

VE OKUL BAŞLIYOR...

16 bölümden oluşan kitabın 1. bölümünde, okulun ilk günlerinin hayal edilebileceğinden çok daha yoğun olduğunun altını çizen Delves, Harvard Business School’daki mücadelenin ilk birkaç haftasını şöyle anlatıyor:

“...HBS’de birbirinin aynısı otuz sınıf bulunuyordu. Kâr marjı ve kaldıraç oranı tartışmalarıyla çınlayan bu sınıfların her birinde 90 kadar masa, iki geçitle bölünmüş, yarım daire şeklinde beş sıra halinde yükseliyordu. Çoğu penceresiz ve acımasızca aydınlatılmış sınıflarda oturmak dış dünyaya dair hiçbir şeyin farkında olmaksızın, zaman ve uzamdan kopmuş bir halde, bir kumarhanede olmaya benziyordu. Her birimize iki dizüstü bilgisayarlık alan ve birer döner sandalye verilmişti.

...Sınıfta bize ayrılan masalara geldiğimizde profesörlerin bizi tanıyabilmesi için isimlerimizin yazılı olduğu beyaz bir lamine kartı masamızın önündeki yuvaya sokuyorduk. Sağımda kimya doktorası bulunan ve daha önce bir biyoteknoloji şirketinin araştırma merkezini yöneten Alaskalı Laurie vardı. Solumdaysa New York Parklar idaresinin eski bir çalışanı olan Ben oturuyordu. Laurie, matematik kampının iki haftasını sabit bakışlı bir dehşet içinde geçirecekti. Bariz zekâsına rağmen, bir profesörün ona soru sormasından korkuyordu.  Profesörler on sıraya yakın durur ya da geçitlerde ve sıralar arasında dolaşarak öğrencileri konuşmaya teşvik ederlerdi.

...Harvard Business School, eğitim tekniği olarak Harvard Hukuk Okulunun vaka yöntemini benimsemişti. Dersler habersiz sözlüyle başlar ve profesör bir gece önce hazırladığımız vakayı tanıtmak için bir öğrenci seçerdi. İki ile on beş dakika arasında süren bu tanıtım öğrenci için asap bozucu bir deneyim olabilirdi. Habersiz sözlü bittikten
sonra, herhangi bir öğrenci yorum yapmak için elini kaldırabilirdi. Yorum bir soru, profesörün ya da başka bir öğrencinin söylediği bir şeye yanıt ya da kişinin mevcut problemi açıklığa kavuşturacağını düşündüğü kişisel bir deneyim olabilirdi. Tek şart, yorumun sınıfın bilgisini artırmasıydı. Okul bizi sakinleştirmek için gerekli önlemleri almıştı. İlk yıl vizelerinden önce moral konuşmaları yaparak nasıl bir not alırsak alalım, yine de MBA totem direğinin üstlerinde olduğumuzu söylüyorlardı.

...Burada tüm Wall Street zırvalarına sıkı bir şekilde saldırılacaktı ve biz de sahip olabileceğimiz tüm önyargılardan sıyrılmaya çalışacaktık. Finans bildiğini zannedenlerimiz her şeyi tepeden tırnağa yeniden öğrenecekti. Hiçbir şey bilmeyenlerimiz ise muhteşem bir maceraya adım atıyordu. Hocalarımız, sadece HBS’ye girmekle bile “kazandınız” diyorlardı. Söylediklerine bakılırsa HBS, okul olduğu kadar bir markaydı ve buraya gelerek kendimizi iş dünyasının en muhteşem markalarından biriyle özdeşleştiriyorduk. Öğrenmemize ve şirketler kurmamıza yardım edeceklerdi. Hatta gerekirse, çocuklarımızın HBS’ye girmesine bile yardımcı olacaklardı..."

Philip Delves’in bir sinema filmine veya bir romana yaraşır anlatımı, ilerleyen bölümler boyunca hız kesmiyor, aksine giderek tırmanıyor. Bu ünlü okulu içeriden yazan birinin tanıklığı ve güçlü kalemi hiçbir detayı atlamıyor. Konferans vermeye gelen ünlü CEO’lar, mezuniyet dönemlerinde eleman devşirmek için okula akın eden dev şirketler, tuhaf profesörler, dünyanın dört bir köşesinden gelmiş hırslı öğrenciler ve Harvard’ın dillere destan eğitim müfredatı...

Kimi zaman eleştirel, ama genel olarak eğlenceli ve bilgi dolu bu kitap, sizi Harvard gerçekliğine davet ediyor...



Bu kitabı idefix'ten sayın alın

Yorumlar

Yorum Gönder

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.