Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Kulis


Kulis

Gülenay Börekçi İntihal mi, Esinlenme mi? ''Ben bu kitabı daha önce okumuştum!''




Toplam oy: 58

 

Son zamanlarda konuşulan iki vaka dolayısıyla intihal kavramını ele aldık. Edebiyat dünyamızda zaman zaman yaşanan bu tür iş kazaları elbette sadece Türkiye ile sınırlı değil.

 

Şair T.S. Eliot’ın bir sözü var: “Olgunlaşmamış şairler taklit eder, olgun şairler çalar. Kötü şairler aldıklarını tahrif eder, iyi şairlerse onu kusursuz, en azından bambaşka bir şeye dönüştürür.”

 

Buradan şairlere bir öğüt çıkarabilir miyiz acaba: Madem herkes çalıyor, sen de çal ama bu işi öyle güzel yap ki ortaya çıkardığın metin eskisinden bambaşka bir şey olsun ve eserinden çaldığın şairin niyet etmediklerini de içersin. Yani hayranı olduğun şairin şiirini aynen alıp kopyalamaya cüret etme. Anlarlar. Küçük düşersin. Başka bir şey yazamayacak hale gelirsin. Yeni şiirler yazsan bile, bastıracak yayınevi bulamazsın. (Buraya “umarım” diye eklemek istiyorum çünkü edebiyatta intihalin sonu bu tip tekil olaylarla, rezil oluşlarla gelecekmiş gibi görünmüyor. Öyle ya! Ne skandallar yaşandı da unutuldu.)

 

Mesela çok değil birkaç ay önce Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi adlı romanı Nurşen Karayanız imzalı Kıyamet Çiçeği’ne dönüştü, anlı şanlı bir yayınevi de bunu bastı. Edebiyat dünyamızda bu tür iş kazaları zaman zaman yaşanıyor. Sebepler muhtelif: Kitaplar hızlı basılıyor, çoğunlukla hiçbiri iyi editörlükten geçmiyor, yazarın ve yayınevinin varlık sebebi olan okurlar ciddiye alınmıyor, “kimse anlamaz” kolaycılığına sığınılıyor, en önemlisi eleştiri mekanizması artık çalışmıyor…

İntihalle suçlananların başında, Harry Potter dizisinin yazarı J.K. Rowling de geliyor. Onun kendinden önceki yazarlara karşı hiç de zarif ve saygılı davranmadığını ilk kez Ursula K. Le Guin dile getirmişti: “Rowling denen bu genç hanımın birçok meziyeti olabilir ama aralarında özgünlük yok.”

Harry Potter çalıntı mı?
Tabii olağanüstü zeki bir kadın olan Rowling onlarca başka kitaptan sayısız ayrıntı aparttığı için, onu suçlayanların işi zordu. Harry Potter’ı Neil Gaiman’ın Books of Magic adlı kitabından (ç)aldığı rivayetleri hâlâ etrafta dolanıyor. 1990 tarihli o kitabın siyah saçlı, ufak tefek ve gözlüklü bir çocuk olan kahramanı Tim Hunter, dünyanın en güçlü büyücüsü olma potansiyeline sahip, ayrıca bir haberci baykuşu var. Kötücül Kont Voldemort’un hikâyesi bile özgün değildi. 1986 tarihli korku filmi “Troll”den alınmıştı, üstelik filmin bir başka karakteri de ismiyle Rowling’in kitaplarının baş köşesine kuruluvermişti. Neydi o isim diye soruyor olmalısınız. Harry Potter dersem, ikna olur musunuz?
Lakin açıkçası bu intihal konusunu daha derin işlesek, kimse kimsenin yüzüne bakamayacak hale gelebilir. O yüzden çağdaş edebiyatımızın önemli yazarlarından İnci Aral’ın Unutmak adlı söyleşi kitabından bir bölümle bitireceğim yazıyı. Her daim açık sözlü olabilen İnci Aral şöyle söylüyor: “Karanlıkta yolumu arayıp kaybolacağıma benden öncekilerin yolumun üstünde yaktığı ışıklara bakarak yürümekten çekinmem ben. Bu yüzden yazarken masamın üstü kitaplarla dolar. Başkalarının da böyle yazdığını biliyor, en azından öngörüyorum. Fakat tabii işin ‘intihal’ denen bir boyutu da var. Eğer bir yazar okuyup ilham aldığı metinden yararlanmayı bilmiyorsa, o malzemeyi dönüştürmeyi beceremiyorsa iş rahatlıkla ‘aşırma’ sanatına girer. Uygun ve etkileyici biçimde, göndermelerle yapıldığında buna karşı değilim. Sonuçta ortaya çıkan metnin özgünlüğü ve niteliği belirleyici olacaktır. Mitler tarihinden bu yana anlatılmamış, işlenmemiş konu ve insanlık hali de yoktur. Yazar kendi dilinin ve yorumunun sahibi olabilmek için bu birikimden haberdar olmalı ve yararlanma yollarını bilmelidir.”
BİZDEN ÖRNEKLER
Peyami Safa, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını Leon Frapye’nin Taşra Muallimesi romanından aparttığını öne sürmüş. Necip Fazıl Kısakürek ise başka bir vesileyle Peyami Safa’nın “çaldığı” Batılı romanları sıralamış. Kısakürek’e göre Safa’nın Karşıki Evin Işığı adlı öyküsü, Luigi Pirandello’nun Öteki Evin Işığı adlı öyküsüyle birebir aynı. (Murat Ertaş’ın Necip Fazıl: Tenkitler, Polemikler, Kavgalar kitabından.)


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Kulis Yazıları

 

 

 

- Üretken bir yazarsın ama seyrek kitaplar yayınlıyorsun, neden?

 

 

 

 

Fatih Baha Aydın: Yaşadınız Öldünüz, Bir Anlamı Olmalı Bunun... Romanın daha eski bir macerası var bildiğim kadarıyla. Bekleyen eskizler vs. Ne oldu da 2020’de yazıldı bu kitap?

 

 

 

 

 

 

 

 

Keder göğsümü sıkıştırıp ezdiğinde; Derim ki: Belki dağılırlar günün birinde; Yoldaşım bir kedi, sadık dostum Kitaplar, lambaysa sevgilimdir (Ahmed Ibn Fâris, ö. 932)

 

 

 

 

 

 

 

Letaifü’l-İşarat bir tefsir. Farkı zannediyorum Abdülkerim Kuşeyri’nin kimliğinde. Kuşeyri bir mutasavvıf. Girişte, “fıkıhakide alanında ikincil yorum, ahlak alanında ise birincil yorum anlamına gelen bir işari tefsir” diyorsunuz. Biraz açabilir misiniz bunu?

 

 

 

 

Modern öykünün öncü, yol açıcı öykücülerinden Jorge Luis Borges’in (1899-1986), Türkçedeki en iyi öykü toplamlarından biri çevirmenleri Tomris Uyar, Fatih Özgüven, Fatma Akerson, Peral Bayaz olan Alef adlı eseridir. Onun özellikle temel vurguları olan labirentler, rüya ve zaman bu kitaptaki öykülerde belirgin bir şekilde yer alır.

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.