Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Kulis


Kulis

Gülenay Börekçi İntihal mi, Esinlenme mi? ''Ben bu kitabı daha önce okumuştum!''




Toplam oy: 34

 

Son zamanlarda konuşulan iki vaka dolayısıyla intihal kavramını ele aldık. Edebiyat dünyamızda zaman zaman yaşanan bu tür iş kazaları elbette sadece Türkiye ile sınırlı değil.

 

Şair T.S. Eliot’ın bir sözü var: “Olgunlaşmamış şairler taklit eder, olgun şairler çalar. Kötü şairler aldıklarını tahrif eder, iyi şairlerse onu kusursuz, en azından bambaşka bir şeye dönüştürür.”

 

Buradan şairlere bir öğüt çıkarabilir miyiz acaba: Madem herkes çalıyor, sen de çal ama bu işi öyle güzel yap ki ortaya çıkardığın metin eskisinden bambaşka bir şey olsun ve eserinden çaldığın şairin niyet etmediklerini de içersin. Yani hayranı olduğun şairin şiirini aynen alıp kopyalamaya cüret etme. Anlarlar. Küçük düşersin. Başka bir şey yazamayacak hale gelirsin. Yeni şiirler yazsan bile, bastıracak yayınevi bulamazsın. (Buraya “umarım” diye eklemek istiyorum çünkü edebiyatta intihalin sonu bu tip tekil olaylarla, rezil oluşlarla gelecekmiş gibi görünmüyor. Öyle ya! Ne skandallar yaşandı da unutuldu.)

 

Mesela çok değil birkaç ay önce Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi adlı romanı Nurşen Karayanız imzalı Kıyamet Çiçeği’ne dönüştü, anlı şanlı bir yayınevi de bunu bastı. Edebiyat dünyamızda bu tür iş kazaları zaman zaman yaşanıyor. Sebepler muhtelif: Kitaplar hızlı basılıyor, çoğunlukla hiçbiri iyi editörlükten geçmiyor, yazarın ve yayınevinin varlık sebebi olan okurlar ciddiye alınmıyor, “kimse anlamaz” kolaycılığına sığınılıyor, en önemlisi eleştiri mekanizması artık çalışmıyor…

İntihalle suçlananların başında, Harry Potter dizisinin yazarı J.K. Rowling de geliyor. Onun kendinden önceki yazarlara karşı hiç de zarif ve saygılı davranmadığını ilk kez Ursula K. Le Guin dile getirmişti: “Rowling denen bu genç hanımın birçok meziyeti olabilir ama aralarında özgünlük yok.”

Harry Potter çalıntı mı?
Tabii olağanüstü zeki bir kadın olan Rowling onlarca başka kitaptan sayısız ayrıntı aparttığı için, onu suçlayanların işi zordu. Harry Potter’ı Neil Gaiman’ın Books of Magic adlı kitabından (ç)aldığı rivayetleri hâlâ etrafta dolanıyor. 1990 tarihli o kitabın siyah saçlı, ufak tefek ve gözlüklü bir çocuk olan kahramanı Tim Hunter, dünyanın en güçlü büyücüsü olma potansiyeline sahip, ayrıca bir haberci baykuşu var. Kötücül Kont Voldemort’un hikâyesi bile özgün değildi. 1986 tarihli korku filmi “Troll”den alınmıştı, üstelik filmin bir başka karakteri de ismiyle Rowling’in kitaplarının baş köşesine kuruluvermişti. Neydi o isim diye soruyor olmalısınız. Harry Potter dersem, ikna olur musunuz?
Lakin açıkçası bu intihal konusunu daha derin işlesek, kimse kimsenin yüzüne bakamayacak hale gelebilir. O yüzden çağdaş edebiyatımızın önemli yazarlarından İnci Aral’ın Unutmak adlı söyleşi kitabından bir bölümle bitireceğim yazıyı. Her daim açık sözlü olabilen İnci Aral şöyle söylüyor: “Karanlıkta yolumu arayıp kaybolacağıma benden öncekilerin yolumun üstünde yaktığı ışıklara bakarak yürümekten çekinmem ben. Bu yüzden yazarken masamın üstü kitaplarla dolar. Başkalarının da böyle yazdığını biliyor, en azından öngörüyorum. Fakat tabii işin ‘intihal’ denen bir boyutu da var. Eğer bir yazar okuyup ilham aldığı metinden yararlanmayı bilmiyorsa, o malzemeyi dönüştürmeyi beceremiyorsa iş rahatlıkla ‘aşırma’ sanatına girer. Uygun ve etkileyici biçimde, göndermelerle yapıldığında buna karşı değilim. Sonuçta ortaya çıkan metnin özgünlüğü ve niteliği belirleyici olacaktır. Mitler tarihinden bu yana anlatılmamış, işlenmemiş konu ve insanlık hali de yoktur. Yazar kendi dilinin ve yorumunun sahibi olabilmek için bu birikimden haberdar olmalı ve yararlanma yollarını bilmelidir.”
BİZDEN ÖRNEKLER
Peyami Safa, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını Leon Frapye’nin Taşra Muallimesi romanından aparttığını öne sürmüş. Necip Fazıl Kısakürek ise başka bir vesileyle Peyami Safa’nın “çaldığı” Batılı romanları sıralamış. Kısakürek’e göre Safa’nın Karşıki Evin Işığı adlı öyküsü, Luigi Pirandello’nun Öteki Evin Işığı adlı öyküsüyle birebir aynı. (Murat Ertaş’ın Necip Fazıl: Tenkitler, Polemikler, Kavgalar kitabından.)


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Kulis Yazıları

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

İnsan yaşadığı yere benzer, doğru ama sanki eksik, yaşadığı yeri de kendine benzetir. İki taraflı bir ilişki. Değişirken, bir şeylere benzerken, siz de bir şeyleri değiştirip dönüştürüyorsunuz. Avanos’ta doğdum ve büyüdüm. Bozkır ve kasaba çocuğuyum. Memleketim gibi sessiz, hüzünlü ve içli geçti çocukluğum. Beklenmedik coşkular ve sebepsiz bir neşe de oldu elbette.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.