Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Kulis


Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri




Toplam oy: 49
Amerika’daki şehir yapılarını incelediğimizde karşımıza hemen her bölgeye yapılan şehir kütüphanelerinin şehirleri bir metro haritası gibi sardığını görürüz. Nerede oturursanız oturun, evinizin hemen yakınlarında bir kütüphane mevcut ve sizin kütüphaneyle iletişim içinde olmanız neredeyse zaruri bir durum. Öyle ki, bir bölgeye taşınır taşınmaz ilk yapılan işlerden biri şehir kütüphanesine kaydolmak.

 

 

Kütüphaneler, çok eski zamanlardan matbaanın bulunuşuna ve günümüze toplumların zenginlik göstergelerinden biri olmuştur. Eski çağlardan itibaren sadece bilgiye sahip olma ve bilgi kaynaklarını depolama yerleri olarak kullanılmış, günümüzde ise teknolojik gelişim ve erişim yoluyla bilgiyi sunma, bilgiden bilgi üretme ve araştırma yapmak suretiyle insanlığın hafızasını da beslediği mekânlar haline gelmişlerdir. Bir ülkenin kütüphaneleri ile içinde bulunan kitapların çokluğu ile okuma oranının yüksekliği, kültür zenginliğinin en büyük göstergesi olduğu söylenebilir. Bu yazımda yaklaşık 1 yıldır bulunduğum Chicago şehri özelinde Amerika’da kütüphane kültürünün toplumda nasıl yer edindiğine dair gözlemlerimi aktaracağım.

 

Amerika’daki şehir yapılarını incelediğimizde karşımıza hemen her bölgeye yapılan şehir kütüphanelerinin şehirleri bir metro haritası gibi sardığını görürüz. Örneğin yandaki görselde Chicago’da bulunan kütüphanelerin isimlerinden yapılmış bir haritayı görüyoruz. Bu haritayı Chicagolulara sevdirmek ve zihinlerine kaydetmek için tişörtlerini de hemen her yerde bulunduruyorlar. Haritada gördüğünüz üzere, lokasyon nerede oturursanız oturun, evinizin hemen yakınlarında bir kütüphane mevcut ve sizin kütüphaneyle iletişim içinde olmanız neredeyse zaruri bir durum. Şöyle ki, bir bölgeye taşınır taşınmaz ilk yapılan işlerden biri şehir kütüphanesine kaydolmak. Nasıl bizde ikamet ilmuhabiri alınıyorsa, burada da ilk iş ehliyetin üzerindeki adresi değiştirmek ve kütüphanenin yolunu tutmak. Eğer kütüphaneye kaydolunmazsa, kısa bir zaman sonra komşularınızın bakışlarından rahatsız olabilirsiniz! Çocuklarınız varsa zaten okul sizi mecburen kaydediyor hem okul kütüphanesine hem de en yakın şehir kütüphanesine.


Kütüphane hizmetleri
Mimarisiyle, estetiğiyle, okuma ve çalışma odalarıyla, çocuk ve gençlerin okuduğu ve araştırdığı bölümlerle, çalışanlarıyla kütüphaneler, canlı, yaşayan ve sürekli gelinip gidilen yerler. Yeter ki okumak ya da öğrenmek isteyin, en yeni kitaplardan DVD, CD’lere ve belgesellere varıncaya kadar burada bulmanız mümkün. Kütüphaneler, hizmetleriyle bir nevi okul hizmeti görüyor ve toplumun aydınlanması, bilgi ve refah seviyesinin arttırılması için çalışıyor.
1-Yetişkinler için öğrenim programı: Bu bölüm birçok alt bölümden oluşmakla birlikte en çok hizmet edilen alanlardan biri. Özellikle yaşlı ve emekli çiftlerin bu bölümde gönüllü hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Alt kategorilerine göre:
a) Okumayı öğrenme sınıfları: Özellikle göçmenler için düşünülmüş okuma yazmada zorluk çekenler, gönüllü öğretmenler veya kütüphane personelinin yardımıyla küçük sınıflarda verilen derslerde okuma ve yazmayı öğreniyorlar.
b) Lise terk öğrencileri: Liseyi dışardan bitirmek için açılan sınava hazırlama kursları (Pre-GED veya GED sınıfları) ve aynı zamanda üniversiteye yerleşmek isteyen öğrenciler için yapılan sınav çalışmalarından oluşmakta.
c) İngilizce dersleri: Özellikle göçmenler için programlanan bu derslerde hangi seviyede olursanız olun İngilizcenizi geliştirebiliyorsunuz. Hatta seviye atladığınızda sertifika alabiliyorsunuz. Varacağınız en üst basamak native (yani yerel insanların) derecesinde İngilizceye sahip olmak.
d) Aile eğitim programları: Ailelerin çocuklarıyla birlikte katıldığı bu programlarda, hem komşuluk ilişkilerinin arttırılması hem de ailelerin çocuklarıyla birlikte okuma programları düzenlemesi amaç edinilmiş.
e) Genç eğitim programları: Gençlerin eğitimlerini bir adım öteye taşımak için yapılan bu aktivitelerle gençler karşılaştıkları problemleri kütüphane aracılığıyla aşmaya çalışıyor. Gençlerin kütüphane ile bağının güçlendirilmesi için okul ve okul dışı yardım sağlanıyor.
f) Sağlık eğitim programı: Bu derslerle en temel seviyede sağlık bilgisi veriliyor. Deprem gibi felaketlerde ilkyardım konuları anlatılıyor.
g) Karşılıklı konuşma dersleri: Sosyal bir aktivite olarak gelenler birbirleriyle tanıştırılıyor.
h) Her seviyeye yönelik bilgisayar öğretme sınıfları: Bilgisayar bilgisinin ve kullanma becerisinin arttırıldığı dersler düzenleniyor.
2- Yaşlılar için hizmet ve programlar: Bu bölümde yaşlı insanların sağlıklı kalabilmeleri için egzersiz ve rahatlama teknikleri, besinlerin faydalarını anlatan sınıflar oluşturuluyor. Özellikle duyma, görme problemleri olanlar için gerekli malzemeler temin ediliyor, kitap ve CD’leri kullanma konusunda eğer talep ederlerse sesli kitap okuma gibi hizmetler veriliyor.
3- Çocuk bölümü: Kütüphanelerde en çok aktivite yapılan bölümlerin başında bulunuyor. Her kütüphanede mutlaka bir çocuk bölümü var. Haftalık masal okuma etkinliklerinden hediye çekilişlerine, her türlü oyuncak ve el hamurlarına varıncaya kadar çocukların kütüphane ile bağının sürekli arttırılması amaçlanmış. Zaman zaman sanki bir çocuk yuvası şenliğini andıran bu bölümlerde çocukların aktif öğrenmesi ve keşfetmesi sağlanıyor.
Tüm bunların yanında kütüphanelerde sık sık okuma kampları yapılıyor, göçmenler için hizmetler ve iş bulmanıza yarayan bilgi merkezleri bulunuyor. Kültürel programlardan müzelere ücretsiz bilet sunulmasına, konserlerden halk sanatları gösterilerine, sesli kitap hizmetlerinden haber bülteni broşürlerine ve gezilere varıncaya kadar kütüphaneler, toplumun nabzını ölçen merkezler adeta.
7/24 açık kütüphaneler artmalı

Arjantinli yazar Carlos María Domínguez, “Günümüzün gerçek üniversiteleri, zengin kütüphanelerdir” der. İşte Amerika, tüm şehirlerini adeta bölümlendirerek bunu yapmaya çalışmış. Çünkü kütüphanede tam bir gezgin olur, özgürce dolaşırsınız. Ardından da hayal kurma gelir. Günümüzde hayal edip üretebiliyorsanız, her zaman bir adım öndesiniz demektir. Bugün koskoca Türkiye’de yaklaşık 50 çocuk kütüphanesi var. Yine, halk kütüphanesi sayısı da çok az: 1137. Oysa çok çeşitli kitaplara (basılı ya da e-kitap), kaynaklara (dergiler, veri tabanları, filmler vs.) ulaşabilmeye, internet erişiminin olduğu sosyal mekânlara çok ihtiyacımız var. Bu rakamlar 81 milyonluk bir nüfusa göre çok çok az. Ne zaman içinde gezgin çocukların özgür bir birey olarak bilgiyle alışveriş yaptıkları kütüphanelerimiz çoğalır, işte o zaman geleceğe dair hayallerimize ve hedeflerimize de ülkece çok daha yakınlaşırız. Bugün Zeytinburnu Belediyesi’nin 7/24 açık kütüphaneleri, yine Üsküdar Belediyesi’nin açtığı 7/24 açık Nevmekan’lar bu yüzden çok kıymetli.
Son olarak değerli anne ve babalar, okuma kültürü bebeklikte başlayan bir olgu. Eğer çocuklarımıza (0-5 yaş) yüksek sesle kitap okumaz isek, onları masal ve hikâye anlatarak büyütmezsek, Dede Korkut’la, Nasrettin Hoca ile ve diğer kadim yazarlarımızla tanıştırmazsak, kütüphane ve kitap ile tanışmayı yeterince yaygınlaştıramazsak; dünyayı geriden takip etmeyi kabullenmişiz demektir. Geleneğini bilen ve geleceği okuyan çocuklar, yarın Türkiye’yi çok daha yükseklere taşıyacaklardır.


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Kulis Yazıları

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

İnsan yaşadığı yere benzer, doğru ama sanki eksik, yaşadığı yeri de kendine benzetir. İki taraflı bir ilişki. Değişirken, bir şeylere benzerken, siz de bir şeyleri değiştirip dönüştürüyorsunuz. Avanos’ta doğdum ve büyüdüm. Bozkır ve kasaba çocuğuyum. Memleketim gibi sessiz, hüzünlü ve içli geçti çocukluğum. Beklenmedik coşkular ve sebepsiz bir neşe de oldu elbette.

 

Son zamanlarda konuşulan iki vaka dolayısıyla intihal kavramını ele aldık. Edebiyat dünyamızda zaman zaman yaşanan bu tür iş kazaları elbette sadece Türkiye ile sınırlı değil.

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.