Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Aziz Kedi, kitabevi mi kurmuş, tarikat mı?


Biz çok profesyonel okurlar, yani 3 yaşından itibaren kitap okumaya başlamış olanlar, yazar takip etmeyiz, yayınevi takip etmeyiz. Beni çok iyi anlayacaktır benim gibi olan insanlar. Biz ne bulursak okuruz.

Aziz Kedi'yi tanıyorsunuzdur, bunun için sayısız ihtimal var, ama mutlaka tanıyorsunuzdur. Ekşi Sözlük'ten, gazete yazılarından, hiç değilse televizyon programlarından. Artık onu kitabevi sahibi, yayınevi kurucusu, hatta üniversite rektörü olarak da tanıyacaksınız! Gözleriniz sizi yanıltmasın. Ekim ayında Tomtom Sokak'ta açılışı gerçekleştirilen Aziz Kedi Kitabevi'ne heyecanla gitttik. “Kesin yayınevi de kuracaklar,” “Kim bilir ne müthiş kitaplar okuyacağız” diye heyecanla yolda yürüdüğümüzü görüp deli sananlar varsa, delirmemizin ne kadar haklı bir sebebi var, aşağıdaki röportajda okuyacaksınız. Evet, yayınevi de kuracaklar, partiler de düzenleyecekler, üniversite de açacaklar, hatta size sevgili bile bulacaklar. Gençler, adeta bir “Aziz Kedi Tarikatı” kuruluyor. Daha kitabevine ilk adımınızı atar atmaz uzaylılar sizi kaçırmış gibi hissediyorsunuz. Burası bambaşka bir yer, aramadığınız her şey burada! Dolayısıyla buraya bir şey bulma isteğiyle gitmiyorsunuz, ama size göre bir şey bulamama ihtimaliniz de hemen hemen hiç yok gibi. Sözü çok uzattım, hemen okuyun ve soluğu orada alın.

 

 

 

CEREN KAVAK

 

 

 

 

 

 

 

 

- Kitap ticareti piyasasının gittikçe tekelleştiği günümüzde butik kitabevi açma fikrini nasıl hayata geçirdiniz? Temelinde bu, düzene karşı koyma isteği mi, "açmazsam ölecektim" hissi mi?

Kitap piyasası, müzik piyasası, sanatla, eğlenceyle ilgili bütün piyasalar tekelleşiyor. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da. Fakat bizim küçük dükkancığımızın ticari faaliyeti önem sırasında 5.-6. basamakta bulunduğu için mal alıp satma, emtia el değiştirtme gibi eylemler bizde çok önemli değil, o yüzden tekelleşenler tekelleşsin, onlara zihin açıklığı diliyorum. Bizim ticari derdimiz çok fazla olmadığı için başka şeylerin peşindeyiz, pek bizi ilgilendirmiyor tekeller.

 

 

 

“Batsak da toz kaldırmayız”

 

 

 

 

 

- Kısa süre önce yine neredeyse bu sokakta Can Yayınları, İstiklal Kitabevi kapandı; bu sizi korkutmuyor mu?

 

 

 

 

Bahsettiğiniz yayınevleri ve sonra açtıkları kitabevleri, büyük hamleler, büyük hareketler, büyük paraların döndüğü, geniş stokların alınıp satıldığı, büyük büyük adımlar. Biz onlarla kıyas kabul etmeyecek kadar küçük bir hareketiz emtia anlamında. Dükkanın içine giren mal, kasadan çıkan para anlamında küçük hareketler yaptığımız için, bu dükkan batsa da hiç toz kaldırmaz. O yüzden aynı akıbeti paylaşacağımızı hiç sanmıyorum. Başka türlü, öngörülemez bir maraz çıkmazsa, bina tepemize yıkılmazsa, biz onların yaşadığı sonu yaşamayız. Çünkü biz burayı başka şekillerde destekliyoruz parasal olarak.

 

 



- Bir diğer handikap da yayın dünyasının dijitalleşmeye doğru yol alması...

 

 

 

 

Edebiyat piyasasının dijitalleştiği falan yok. O, şu anda Amerika’da, Avrupa’da kıpırdanan, kayda değer çıkışa geçmiş bir durum olsa da Türkiye’de Türkçe içeriğin dijitalleşmesinin, bunun son tüketiciyle buluşmasının herhalde bir 50 yılı var. Bildiğiniz gibi kitap bir fetiş objesi olduğu için, İstanbul da çok büyük bir şehir olduğu için, onun bize değmesi hakikaten bir 50 yılı bulur. O yüzden bizim için bir tehlike yok.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

- Peki, Aziz Kedi neler okur, hangi yayınevlerini takip eder?

 

 

 

 

 

Biz çok profesyonel okurlar, yani 3 yaşından itibaren kitap okumaya başlamış olanlar, yazar takip etmeyiz, yayınevi takip etmeyiz. Beni çok iyi anlayacaktır benim gibi olan insanlar. Biz ne bulursak okuruz. İlk gençliğimizde şu çevirmen daha iyi, bu çevirmen daha kötü diyecek halimiz dahi yoktu. Çünkü, Türkiye’de yayıncılık gerçekten emekliyor hala. Daha yeni yeni başlıyor profesyonel çevirmenler, doğru dürüst kapak tasarımları… Biz ne bulursak okuduk. Ben 250 sayfalık Karamazov Kardeşler okuduğumu da bilirim. Ne kadar güzelmiş deyip, 5000 sayfalık iki ciltle karşılaşınca aklımı yitirdiğimi de bilirim, meğerse bu buymuş diye. Biz ne bulursak okuduğumuz için size şunu severim, bu yayınevini takip ederim diyemeyeceğim. Çünkü bir adamın yetişemeyeceği kadar çok kitap, yetişemeyeceği kadar üstün yazar söz konusu Türkiye’de ve dünyada. Elime ne geçerse okuyorum ama tabii ki şimdi ismini vermeyeceğim bazı yayınevlerinin daha özenli, daha iyi iş çıkardıkları da mutlaka belirtilmeli.

 

 

 


- "Aradığınız tüm kitapları başka kitapçılarda bulabilirsiniz. Aramadığınız kitapları burada bulacaksınız" mottosunun uyduğu durum nedir?

 

 

 

 

Bu dükkanı açarken ve bu dükkanın temsil ettiği birçok şeyi yaparken kullandığımız felsefe budur. Eskiden müşteri okur, bunları bilirdi, artık kalmadı eşyanın tabiatı gereği. Endüstriyel kitapçılarda bu durum bitti. Bilgisayarın başına bir tane çocuk koyuyorlar, şu kitap var mı diyorsunuz, o çocukcağız kafasını kaldırmadan bakıyor yok diyor, siz de gidiyorsunuz. Rastgele bir şey bulursanız alıyorsunuz. 80'lerde 70'lerde doğmuş büyümüş herkes bilir ki, müzik mağazalarında, küçük-büyük kitapçılarda, sahaflarda, müşteriyle satıcı arasında bambaşka bir ilişki vardı. Bakkaldan deterjan almak gibi bir şey değil o. Satın alacağın kitap hakkında konuşursun, satın almayı hiç hayal etmediğin halde adamın sana önerdiği kitap hakkında konuşursun. Kitap konusunu bir yana bırakıp kadınlara geçersin, oradan politikaya geçersin. O sözünü ettiğiniz cümle tam olarak bunu hedeflemektedir. Biz size tavsiyede bulunabiliriz, çok sevdiğimiz kitapları size önerebiliriz. Yoksa yeni çıkan kitabı faaliyet gösteren her kitapçıdan bulabiliyorsunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Yayıncılığa da gireceğiz, edebi etkinliklerin de ardı arkası kesilmeyecek”

 

 

 

 

- Sırada ne var? Yayıncılığa da giriş yapmayı düşünüyor musunuz? Edebi etkinlikler bekliyor mu bizi?

 

 

 

 

Sorunuzun ikisine de cevabımız evet. Makul bir süre sonra yayıncılığa da gireceğiz. Edebi etkinliklerin de ardı arkası kesilmeyecek. Çünkü biz edebi etkinlikleri sıkıcı, fularlı adamların gelip “eh... möh...” yaptığı etkinlikler olarak görmüyoruz. Biz bunlara parti diyoruz haddizatında. Edebiyatçıların, yazarların, eğlenceli adamların gelip okurlarıyla, takipçileriyle, birebir buluşacakları partiler yapacağız. Bunların içinde tabii ki imza alanları da olacak, tabii ki sohbet şansı da bulacaklar ama önemli olan okurun adama gelip burada dokunabilmesi. Bizim dükkanın içinde bulunduğu sokak da lojistik olarak buna çok destek veriyor. Çünkü içe kapalı bir sistem var burada. Bütün mekanlar kardeş, hepimizin patronu bir. O patronların üstünde de sevgili Mehmet Gözüpek var, hepimizin patronu. -Mehmet Gözüpek burada çok utanıyor  :)- Dolayısıyla çok şey yapacağız. Ayrıca kış aradan çıkmadan biz burada bir üniversite kurmak niyetindeyiz. Bu üniversiteyi bu röportaja sığdıramam. Büyük bir komünite, bildiğimiz anlamda bir üniversite. Sadece bir sertifika vermeyecek, kimseyi mezun etmeyecek, kimseden ücret almayacak. Bunun dışında müfredat açısından, kampüs açısından standart bir üniversiteyle aynı olacak. Yani bu dükkanla entegre sonsuz sayıda projemiz var. Hepsi de insanların ve yardıma muhtaç gençlerin (sadece ekonomik anlamda söylemiyorum) yek vücut olacağı bir harekete dönüşmeyi hedefliyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

- Adınızda "kedi" gibi edebiyatla pek sık ilişkilendirilen bir hayvancağızın ismi varken, logonuzda hiç kullanmamanızın nedenini merak ettim.

 

 

 

 

Çünkü adım, adım değil zaten. O bir takma isim, artık adım gibi oldu. Bir anda kafadan salladığım bir isimdi. Hiçbir anlamı ve derinliği yok. Bir yazar olarak, özellikle yıllarca televizyonda, gazetelerde mizah veya mizaha çalan şeyler yazmış biri olarak kullanışlıydı. Dükkana isim aradığımız süreçte de dünyanın en çirkin isimlerini bulduk. İsim bulunamıyor böyle yerlere. Dolayısıyla dedik ki bu madem takma bir isim, dükkanın da takma ismi olsun. Çünkü bir şey demek zorundasın dükkana, o yüzden koydum. Edebiyatla ilişkilendirilen bir hayvandır, değildir gibi bir niyetim yoktu. Logoya kedi koysaydım da bunu sayısız kere yapmış insanların arasına katılacaktık. Logoya hiçbir şey koymayıp sadece tipografi kullanmak bize daha doğru geldi.

 

 

 

 

- Parti haberine bayıldık! SabitFikir'in en sevdiği işler bunlar!

 

 

 

Aralık'ın ilk haftası Altay Öktem'in Mehmet Abi'yle yeni kurduğu yayın çizgisinin açılış partisiyle başlıyoruz. Sonra, çok satması az satması önemli değil, bizim toplu olarak saygı duyduğumuz bütün yazarların, bütün şairlerın, bütün amatör yazarların, hayatında hiçbir şey yazmamış yetenekli çocukların hepsini ilgilendiren sayısız parti yapacağız. Mutlaka bekleriz!

 

 

 

 

 

 

Fotoğraflar: Doğacan Dilcun Doğan



Vasat
Toplam oy: 1222

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.