Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Blog yazarları edebiyata zarar mı veriyor?


İster katılın, ister katılmayın, bu yıl Man Booker Ödülü jüri başkanlığı görevini üstlenen Peter Stothard, edebiyat bloglarının ciddi eleştirinin sesini bastırdığı ve bunun da edebiyata zarar verdiği konusunda bir uyarıda bulundu. Kendisi de bir blog yazarı ve editör olan Stothard, “edebi eleştirinin iyiyi ve istikrarlıyı belirleyebileceğini ve bunun neden iyi olduğunu açıklayabileceğini” savunuyor. Öte yandan, blog yazarlarının tabiri caizse “çatlak sesler” çıkardığını düşünüyor.

Stothard'a edebiyat dünyasından, özellikle de blog yazarlarından gelen tepkiler çoğalırken, biz de bu durumu bizimkilere bir soralım dedik. Bu ay 'Sorduk' bölümünde bu konuyla yakından ilgili üç cepheyi ağırlıyoruz. Türkiye'deki blog yazarları, yazarlar ve yayınevleri mevzuyu nasıl karşılıyorlar, görelim.

 

 

CEREN KAVAK

 

 

 

 

Stothard'a edebiyat dünyasından, özellikle de blog yazarlarından gelen tepkiler çoğalıyor.

(Görsel çalışma: Onur Atay)

 

 

 

Gülşen Çetin (Blog yazarı)

 

Stothard’ın kitap bloglarının edebi eleştiriye zarar verdiğine dair görüşlerine ne yazık ki hiç katılmıyorum. Beş yılı aşkın bir süredir blog yazan ve yoğun olarak okuyan bir insan olarak; bugüne dek klasik yazılı basında göremeyeceğim birçok eleştiriye, tavsiyeye ve uyarıya bloglar sayesinde ulaştım. İnternetteki her şeyde olduğu gibi bloglar konusunda da iyiyi ve kötüyü mutlaka ayırt etmek gerekiyor tabii ki, fakat bu işe gönül verenler bunu herhangi bir maddi motivasyonla değil tamamen sevdikleri için yapıyorlar. Bir yayında yer almak ya da eleştirdikleri eserin yazarının bu düşünceleri görüp görmeyeceğini düşünmek gibi dertleri genellikle yok. Bu yüzden de çoğunlukla samimiler ve gerçek düşüncelerini yazıyorlar.



Stothard’ın bloglarda yazılan yazıları “eleştiriye açık olmayan fikirler” olarak yorumlaması kendisinin bloglara farklı bir gözle baktığını işaret ediyor bana kalırsa. Kendi adıma konuşmam gerekirse; blogumda yazdığım yazılara iyi ya da kötü yorumlar gelmesi beni her daim memnun etti bugüne kadar. Fikirlerin pek azının “belli bir dayanağa” sahip olduğu yorumu ise gerçekten üzücü, lise edebiyat derslerinden aklımızda kalan “sanat için sanat mı yoksa halk için sanat mı” polemiğine benziyor. Kitaplar insanların okuması için yazılıyorsa, okuyan insan fikirlerini ifade ettiğinde kitabın kendisinden başka bir dayanağa daha ihtiyaç var mıdır gerçekten? Hiç kimse kitap bloglarına akademik çalışmalara verilen değerin verilmesini beklemiyor (ve dahi istemiyor tabii ki) ama insanın aklına ister istemez bu uyarının edebiyat dünyasındaki hâkimiyeti kaybetme korkusuyla ilgisi olabileceği geliyor.

 

 

 

Onur Caymaz (Yazar)

Bay Stothard yanılıyor. Edebiyatın geleceğini asıl etkileyen şeyin bu tarz demeçler olduğunun farkında değil... Edebiyat eleştirisini sadece kendilerinin yapabileceğini düşünmeleri de oldukça vahim. Kalitenin sınırlarını kendileri belirleyecek demek. Gide, Proust’u yayınlamayı kabul etmemişti. Gerçek edebiyat eleştirisini üreten şey internetin sokakları, duvarları diyebileceğimiz bloglardır asıl. Orada ısmarlama yazı yazılmaz. Alberto Manguel’in Kelimeler Şehri adlı kitabının sonunda bu konuyla ilgili nefis bölümler var. Beyefendiye tavsiye olunur.

 

 

 

 

Tuğba Eriş (Notos Kitap Yayın Koordinatörü)

 

“... yeniliklere karşı dikkatli olmalıyız,” diyor Peter Stothard. Sanırım asıl korkutucu olan bu cümle. Teknolojik gelişmenin belli dönemlerde çeşitli kaygılara yol açtığını gördük. En son e-kitap konusunda yaşandı bu. E-kitap kullanıcılarının sayısının gün geçtikçe arttığı bir gerçek. Yenilikler yavaş ve emin adımlarla olursa sanırım korkularımız da azalacak. Biraz zaman gerek sadece. Yayımlanan kitap çeşidinde ve sayısında büyük bir artış var. Neyi, nasıl, niye okuyacağı konusunda öneriler ve yönlendirmelerle de yol alıyor birçok okur. Mesela sevdiği bir yazarı sosyal medyada takip ediyor ve önerdiği bir kitabı okumak için can atıyor. Bu çok da endişelenecek bir durum gibi gelmiyor bana. Nihayetinde bir blog kuşağı, sosyal medya kuşağı bu ve herkesin kendi rotasını çizmeye hakkı var. Evet, nitelikli eleştiri konusunda bir sıkıntı olduğu muhakkak ve bloglarda da büyük bir çeşitlilik var ama mesele, popüler ilgilerin alanına girmeden nitelikli edebiyattan/bloglardan uzaklaşmamak kanımca.

 

 

 

 

 

 

 

 

 




Toplam oy: 1052

Yorumlar

Yorum Gönder


aslında bu oldukça komplike bir mevzudur, kendisi de bir blog yazarı olan peter stothard'ın söylediklerini, değişik açıdan düşünmek gerekir, elbette ki nitelik açısından oldukça iyi durumda bloglar var ve belki de bu yüzden bu blog yazarları subjektif tepkiler geliştiriyor, edebiyatın olmazsa olmaz yaratıcı eğilimi ve bunun yanında yıkıcı ve yok edici ya, ya da yeniden oluşturucu eleştiriden muaf tutulmasına neden oluyor mu bloglar, ki oluyor, durum aslında bu minvalde değerlendirilse belki anlaşılır bir durumla karşı karşıya gelinecektir, daha kolay ve popüler olan blog ya da blogculuk, özeleştiriden ve en önemlisi yapıcı eleştiriden uzaktır, belki de stothard'ın söz ettiği de budur, ben hiç bir bloğun, bu blokta yazan birine karşı tepki olmadan gündeme geldiğini hatırlamam, ali veli'ye şahsi bir nedenden ötürü kızmıştır ve doğalında o blogla alakalı eleştirecek malzeme bakınmıştır ortalarda, aslında bu blog mevhumu edebiyat aleminden pek de ayrı bir yerde değildir, edebiyat ortamında bu kadar rahat iletişimin olmamasından kaynaklanan bir kapalı toplum tutumu vardır ve bu da daha korunaklı kılar onu o kadar, blog ortamının rahatlığı, kafasından geçenleri anında aktarma eğilimi biraz daha kişiselleşen fikirler de dikkate alındığına maalesef ki peter stothard'ın dediklerinde haklılık payı varmış gibi görünüyor, elbette ki nitelikli bloglar elbette vardır ve istisnadır ve kaideye uzak bir mevkide tasnif edilmişlerdir..

53%
47%

Blog yazarları olmasa da eskisi gibi kendimiz çalıp kendimiz söylesek diye buyurmuş bence akademik elit!

48%
52%

Yeni yorum gönder

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.