Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


İlk cümlenin peşinde: İncipit


Octavio Paz, ilk cümlenin ya Yaratıcıdan ya da gizemli başka bir şeyden armağan olduğunu söyler.

Geçtiğimiz haftalarda bir "enstitü" kuruldu, adı İncipit. Tüm romanların ilk cümlelerini biriktiren bu enstitü, 2006 yılında fikir bazında ortaya atılmış ve bu senenin başından itibaren okurlarla dünya üzerindeki her kitabın ilk cümlesini buluşturan bir arşiv haline gelmiş. Siteye girip baktığınızda karşınıza James Joyce'un Ulysses'inden de bir cümle çıkabilir, Salâh Birsel'in Kurutulmuş Felsefe Bahçesi'nden de, Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz Büyücüsü’nden de... İncipit'in anlamını soracak olursanız, Latincede "ile başlar" demek.

 

 

Her geçen gün gerek okurlar, gerek yazarlar tarafından desteklenerek büyüyen bu arşivin arkasındaki isim, Zaman Gazetesi’nde Kültür Sanat Muhabirliği ve Kitap Zamanı’nda yazarlık yapmış olan Musa İğrek. Enis Batur’un 2006’da ortaya attığı fikri sahiplenip büyüterek bugünlere taşıyan bu isim, "en büyük hayalim" dediği İncipit Enstitüsü'nü okurların yardımları ile geliştiriyor. İngiliz şair ve yazar Samuel Johnson ile Enis Batur'un dolaylı işbirliği sayesinde tetiklenen fikir, bugün kocaman bir arşiv. Şimdilik 3 kola yayılan İncipit, önümüzdeki günlerde sürprizlere açık olmamız konusunda bizleri uyarıyor!

 

 

 

Su Bahadır

 

 

 


Nereden çıktı İncipit Enstitüsü?

 

Usta yazar Enis Batur, 2006’da yazdığı bir yazısında yeryüzünde bugüne dek yazılmış bütün kitapların ilk cümlelerini bir araya toplamak, onları sınıflandırmak, biçimlendirmek, ilişkilendirmek ve yorumlamak amacıyla kurulmuş bir merkez hayalinden bahsediyordu. Bu fikir pek çok edebiyat meraklısı gibi beni de heveslendirmişti, hatta kimi yazarlar da Batur’a destek olmuştu, bu enstitü fikri için. O günden beri,  enstitünün kurulacağı hayaliyle ilk cümleler biriktirmeye başladım. Eş, dost ziyaretinde ilk uzandığım yer kütüphaneleri olurdu. Kimseye hissettirmeden, küçük küçük notlar tutardım. Bir tutku haline dönüşmüştü bu bende.

 

En son, geçtiğimiz Ocak ayında, İngiliz şair, yazar Samuel Johnson’ın müzeye dönüştürülen evini ziyaret ettiğimde kendisinin hazırladığı 40 bin kelimelik İngilizce sözlüğü ve bu muhteşem eserinde yer verdiği alıntıları görünce, Incipit Enstitüsü fikri yeniden zihnimi kurcalamaya başladı. Nihayetinde, Incipit Enstitüsü’nü internette kurmaya karar verdim. Böylece dünyanın dört bir yanından herkes dilediği zaman bu ilk cümlelere erişebilecekti. Sonrasında Türkiye’den ayrılırken kimini yanımda getirdiğim eski defterler açıldı, çok geçmeden de Incipit Enstitüsü kapılarını araladı.  

 

 

 

 

İlk cümle neden bu kadar önemli?

 

Octavio Paz, ilk cümlenin ya Yaratıcıdan ya da gizemli başka bir şeyden armağan olduğunu söyler. İlk cümlenin böyle gizemli bir yönü olduğuna inanıyorum. İlk cümlenin metnin tüm sesini ele verdiğini, hem okur hem de yazar için kışkırtıcı bir tarafı olduğunu söylemek mümkün. Yazarın o ilk cümleyi bulmak için çektiği sancıyı tanımlamak zor, fakat tüm açıklığıyla yazarı hemencecik ele verdiği kesin.

Orhan Pamuk’un dediği gibi ilk cümle kitabın bütün ruhunu, gideceği yolu, okura vereceği ruh hallerini sezdirmeli. İlk cümle bir anlamda okuru da metne çeken bir kanca gibidir. Orhan Pamuk’tan devam edersek, insanları Yeni Hayat'ın ilk cümlesini (Bir gün bir kitap okudum hayatım değişti.) bilenler veya bilmeyenler diye ikiye ayırmak bile mümkün belki de, zira bıraktığı etki bu denli derindir. Hatta romanın bu ilk cümlesi kitabın tamamından rol çalmıştır denilebilir.

 

Gabriel García Márquez, Kafka’nın Dönüşüm adlı eserinin ilk cümlesinin, kendisini yataktan fırlattığını ve onu yazmaya ittiğini söyler. Ayrıca, yayınevine bir dosya götürdüğünüzde sizden istedikleri ilk 30-40 sayfadır. Yayınevleri, editörler ve edebiyat ajanları bu kısacık metne bakarak bir karar verirler. Belki bu yüzden özellikle Batı’da yazarlık kurslarında ilk cümle üzerinde günlerce durulur. Sadece bununla sınırlı değil, ilk cümle üzerine ciddi anlamda kafa yoranlar var.

 

Mesela, İngiliz yazar Edward Bulwer Lytton adına yaklaşık 30 yıldır, romanına “Karanlık ve fırtınalı bir geceydi” diye başladığı için “en kötü giriş cümlesi” yarışması düzenlenecek kadar ileriye gidebiliyor bu ilk cümle meselesi.

 

 

 

Şu an İncipit Enstitüsü'nde neden sadece roman, deneme ve öykü kategorileri mevcut? Zamanla başka türler de gelecek mi?

 

Edebi bir tür olarak şiir üzerine hali hazırda pek çok güzel eser var. Özellikle ülkemizde romanların, öykülerin ve denemelerin ilk cümleleri üzerine her hangi bir çalışma yok, bu yüzden Enstitü ‘şimdilik’ sadece bu üç türle yola koyuldu. Fakat yakın zamanda şiir kitapları da Enstitü’de yer alacak, sadece biraz zamana ihtiyaç var.

 

 

 

 

 

Arşiv kapsamında ilk cümlesi alınan kitaplarda belirli bir zaman aralığı sınırlaması var mı yoksa herhangi bir tarihte yazılmış her kitap kabulünüz mü?

 

 

Incipit Enstitüsü arşivinde herhangi bir zaman sınırlaması yok. Seneler önce basılmış bir eser ile daha yeni yayımlanmış bir kitabı yan yana görmek mümkün. Bu bir anlamda, has edebiyat dediğimiz, dil zevki veren, değerli ve kalıcı metinleri bir araya rafta toplamayı amaçlıyor. Ayrıca, bu ‘dağınıklık’ yolu Incipit Enstitüsü’ne düşen herkesi edebiyatın büyülü bir o kadar da sürprizli dünyasını özgürce keşfe davet ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Incipit Enstitüsü'nün kurulma evresi ne kadar sürdü ve ne gibi zorluklar yaşandı? İngiltere’de yaşıyor olmanız çok sorun yarattı mı?

 

 

Geçtiğimiz Ocak ayının başında, senelerce biriktirdiğim ilk cümleleri yavaş yavaş derleyip toparlamaya koyuldum. Sonrasında ise tek tek sanal ortama aktarma süreci başladı. İki haftalık yoğun bir telaşın ardından da Enstitü’nün kapıları aralandı. Master tezimden çaldığım zamanları saymazsak, açıkçası herhangi bir zorluk yaşanmadı. Sadece İngiltere’de bulunuyor olmam, özellikle yeni yayımlanan kitaplara ulaşma konusunda biraz sıkıntı oluşturuyor. Fakat Türkiye’nin dört bir yanındaki incipit gönüllüleri bu boşluğu, gönderdikleri onlarca e-postayla dolduruyor.

 

 

 

 

 

 

İNGİLİZCE İNCİPİT DE YOLDA

 

 

İncipit Enstitüsü'nde yapılacak olan başka geliştirmeler mevcut mu? Ne gibi yenilikler düşünüyorsunuz?

 

 

Incipit Enstitüsü yakın zamanda başka edebi türlere de yer verecek. Bunun yanı sıra İngilizce olarak yayın yapmaya başlayacak, çünkü İtalya’da, İspanya’da ve İngiltere’deki bir avuç incipit meraklısını saymazsak, böyle bir Enstitü fikri yok. İngilizce siteyle Türkçe edebiyattan başka dillere çevrilen eserler başta olmak üzere, İngilizce yazılmış eserlere yer vermek Enstitü’nün yapılacaklar listesinde.

 

 

 

 

 

 


Zaman Gazetesi'nin kültür sanat muhabiri olarak İncipit Enstitüsü konusunda esinlendiğiniz projeler oldu mu? Mesleğiniz sebebiyle sanatla iç içeydiniz, size ilham veren noktalar nelerdi?

 

 

Kültür sanat muhabirliğinin yanı sıra Kitap Zamanı’nın ekibinde yer aldıktan sonra yazarları, kitapları ve edebiyat dünyasını daha yakından tanıma imkânım oldu. Gazeteciliğe başlamadan önce özellikle yayımlanan her yeni kitabın peşine düşerdim. Fakat bu işe başladıktan sonra kitaplar bana gelmeye başlamıştı. Haliyle bu sevindiriciydi, zira kapı kapı kitapçı gezmeleri, gizliden gizleye ilk cümleleri telaşla not etmeler geride kalmıştı. En önemlisi saatlerce vakit geçirdiğim kitapçı dükkânlarındaki görevlilerin, şüpheli bakışlarından kurtulmuştum artık.

 

 

 

 

 

KİTAPLIĞA EKLENEN HER İNCİPİT BÜYÜK BİR KEŞİF

 

 

Arşivi bir kenara koyarsak... Sizin en beğendiğiniz kitap giriş cümlesi hangisi?

 

 

Açıkçası zor bir soru. Incipit Enstitüsü’nün kitaplığına eklediğim her incipit benim için büyük bir keşif. İlk cümlenin açıldığı o koca dünya yüzlerce incipit yan yana dizince fark ediliyor. Kimi zaman ıskalanan, kimi zaman yeni keşfedilen yeni ilk cümleler karşısında haliyle karar vermek ‘şimdilik’ mümkün değil benim için. Daha da ötesinde Hulki Aktunç’un dediği gibi “Yan yana gelmemiş / Sözcükler var daha."

 

 

 

 

 

Edebiyat alanında Türkiye'de örneği olmayan proje okurlardan nasıl bir destek görüyor? Okurlar arşivin gelişmesine ne kadar katkıda bulunuyor?

 

 

Her gün, Incipit Enstitüsü’ne uzun uzun ilk cümle listelerinin olduğu e-postalar geliyor. Herkes, ucundan kıyısından Incipit Enstitüsü için seferber olmuş durumda. Incipit Enstitüsü sayesinde yeni kitaplarla tanıştığını her gün heyecanla siteyi ziyaret ettiğini ileten e-postalar geliyor. Enstitüsü’nün kurulması pek çok edebiyatseveri mutlu etmişe benziyor diyebilirim. Bunun yanı sıra, Enstitü’yü resmi bir kurum olarak görüp, onlarca çalışanı olduğunu düşünen ve ekibe dahil olmak için hangi şartların arandığını soranlar bile var. Böyle güzel hikâyeler de birikiyor bir taraftan.

 

 

 

 

Hali hazırda üzerinde çalıştığınız “İncipit Enstitüsü”ne benzer projeleriniz var mı? Devamı gelecek mi böyle çalışmaların?

 

 

Incipit Enstitüsü en büyük hayalimdi ve o ilk cümleleri çocuksu bir heyecanla her gün siteye eklemek öyle tarifi pek de kolay olmayan bir mutluluk benim için. Özellikle Türkiye’den eğitim için ayrılıp geride bırakmak zorunda kaldığım kitaplarımı düşündükçe Enstitü büyük bir sığınak. Özellikle Batı’da edebiyata dair “keşke bizde de olsa” denilen çok güzel projeler var. Yeni projeleri hayat geçirmek için öncelikle Incipit Enstitüsü’nden emekli olmam gerekiyor. Fakat arşive eklenmesi gereken binlerce güzel ilk cümlenin varlığını ve her gün yayımlanan yeni kitapları düşününce emeklilik mevzusu biraz hayal sanki.  Belki Incipit Enstitüsü çatısı altında yeni projeler gün yüzüne çıkabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

(Söyleşide yer alan Musa İğrek fotoğrafı Zaman gazetesinden alınmıştır.)




Toplam oy: 1007

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.