Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Jasmin Ramadan: Müzikte basit melodileri, edebiyatta ise daha mesafeli eserleri seviyorum


İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali'nin üçüncü yılında, Sabit Fikir her hafta festivalin katılımcısı olan bir edebiyatçıyla söyleşi yayımlayamaya devam ediyor.  Bu haftaki söyleşimiz, Almanyalı yazar Jasmin Ramadan ile…



Sizi okumamış olanlar için eserlerinizi tanıtmak istesek, genel anlamda bir bütünlük yaratabilir miyiz? Ne yazarsınız, neyi yazarsınız?


Eserlerimi kategorize etmek veya belli bir türle sınırlandırmak benim için gerçekten zor. Ayrıca eserlerimi nasıl tanımlayacağımı bile bilmiyorum. Sadece okuyucularımın ufuklarını açacak harika deneyimler yaşamalarını istiyorum.

 

Bu yıl İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nde sizi davetli yazar olarak göreceğiz. Festival teması “Şehir ve Yemek”ten yola çıkarak, bize bağdaştırdığınız bir şehir ve yemek örneği verebilir misiniz?


Münih’e ne zaman gitsem, her zaman soslu yarım ördek, patates köftesi ve kırmızı lâhana yerim. Bu tarz bir yemeği şehrin her köşesinde bulabilir, böylece o günkü randevularınızı aksatmadan bütün günü geçirebilirsiniz. Memleketim Hamburg’un klasik yemeği balık ekmek; Berlin’in yemeği ise köri soslu domuz sosisidir. Büyük şehirlerin en güzel taraflarından biri ise, içerisinde dünya mutfaklarından geniş bir yelpaze sunan ve günün her saati hizmet veren restoranların bulunması.



Gastronomiyle aranız nasıl? Yemek yapma sanatı ve edebiyat arasında bir bağlantı kurulabilir mi?


Kaliteli restoranlara gitmeyi severim ancak akşam yemeklerini genelde evde kendim hazırlarım. Eskiden, restoranlarda garson olarak çalışmışlığım ve barmenlik yapmışlığım var. İnsanın yemek yaparken yoğunlaşma şekli, yazarken yoğunlaşmasından çok daha farklı. Bana kalırsa; yemek yaparken ve yazarken beynin farklı bölgeleri kullanılıyor. Yazmak gerçekçi bir olayken, yemek yapmak daha duygusal bir eylem. Gerçi profesyonel bir aşçı, bu konuda size muhtemelen daha farklı bir şey söyleyecektir.

 

Salt yazarak hayat kazanmak mümkün mü? Hayatınızı yazarak kazanabiliyor musunuz? Ya da kazanıyorsanız, bu bir tercih mi sizin için?


Zaman zaman, öğrenciyken radyoda yaptığım işe devam ediyorum. Evde sürekli tek başıma yazıyor olduğumdan, arada değişiklik iyi geliyor. Ve elbette para kazanmak her zaman için gerekli bir şey.



Okurlar genelde, okudukları yazarların okuduklarıyla da ilgilenir. Siz kimleri okuyorsunuz?


Yirmili yaşlarımın başındayken Beat Kuşağı şiirleriyle çok ilgileniyordum. Bunun yanında, Hemingway, Nabokov, Philip Roth ve Bret Easton Ellis gibi yazarları da hayatımın bu döneminde keşfetmiştim. Houllebecq’in yazdığı ilk romanlar beni etkilemiştir. Eserlerde ağırbaşlılığı tercih ediyor, tuhaflıkları, gülünçlüğü ve trajikomikliği seviyorum. Ölümcül derecede kederli veya tumturaklı ağıtlar şeklinde yazılan kitaplar hoşuma gitmiyor. Yazarların ana karakter olduğu kitapları da sevmiyorum ama öte yandan, bu tarz filmlerden keyif alıyorum. Mesela “The Wonderboys” (2000) filmi beni en çok eğlendiren, zekice yapılmış filmlerden biridir. Filmler, genellikle yazmam için bana ilham kaynağı oluyorlar. Todd Solondz, Tim Burton, Woody Allen, Claude Sautet, Chabrol, Jim Jarmusch bazen de Haneke, Lynch gibi yönetmenlerin yaptıkları filmler bunlara örnek olabilir. Yirmili yaşlarımın başındayken, Almodovar’ın teatral, tutkulu ucuz edebiyatı beni büyülüyordu. Müzikteki ucuzluğu hala seviyorum. Rihanna, Beyonce gibi şarkıcıların şarkılarında kullanılan basit melodilere, büyük aranjmanlara bayılıyorum. Edebiyatta ise daha mesafeli ve alaycı olan eserleri seviyorum. Ama aslında pop müzikte de çok fazla ironi var.



Yazarların her okuyucudan daha çok başucu kitabı vardır. Siz hangi kitabı yazmış olmayı isterdiniz?


Kibirimi bağışlayın ama sonraki kitabımın yazarı olmak isterdim… Belki de önemli bir felsefi eseri yazmış olmak isterdim ki bu da inanılmaz derecede bilgili olduğumu gösterirdi; ama bu tarz kitapların birçoğu, anlaşılabilir bir şekilde yazılmıyor. Bir roman yazarı olarak söyleyebilirim ki; anlaşılabilirlik, kaliteli bir eser yazılmış olduğuna işaret eder.  Sonuç olarak yazdığım şeyleri, ne kendim ne de elitler için yazıyorum.



Alelâde bir obje hakkında yazarak, bir çok şeyi değiştirebileceğinizi söyleseler, hangi objeyi kullanırsınız?


Irkçılık.



Okuyucular, yazarların kendilerini gördüğünde farklı tepkiler veriyor. Kimi şaşırıyor, kimi hayal kırıklığına uğruyor, kimi hayatının aşkını bulmuş gibi oluyor. Okuyuculara önsöz takdim etmek adına bize, ne giyersiniz, ne yersiniz, ne içersiniz kısaca anlatabilir misiniz?


Gününe, saatine ve etkinliğe göre değişiyor. Sadece akşamları dışarı çıkmak istediğim zaman şık giyinmeye dikkat ediyorum, yüksek topuklu ayakkabılar giyiyorum, makyaj yapıyorum vb. Sigara ve alkolü de sadece böyle zamanlarda kullanıyorum. Üniversitedeyken, makyajla ve topuklu ayakkabılarla gezen öğrencileri gördüğümde gerçekten şaşırıyordum. Bol pantolonlar ve spor ayakkabılarla bile her gün kampüse gitmek benim için yeterince rahatsız ediciydi. Yemek konusundaysa, yeni şeyler tatmayı çok severim, çeşitliliğe ihtiyaç duyuyorum.  Pişirdiğim akşam yemeklerinde, bir hafta içinde iki akşam aynı yemeği yaptığım olmaz. Ayrıca, kahveyle tuzlu bir şey yemeyi veya tatlı bir içecekle tatlı bir şey yemeyi sevmem. Bunun gibi garip huylarım var.

 

 

 


 

 

Jasmin Ramadan kimdir?



Biri Mısırlı, diğeri Alman olan anne ve babanın kızı olarak dünyaya gelen Jasmin Ramadan, 2004 yılında, Hamburg Üniversitesi, Almanca ve Felsefe bölümlerinden mezun oldu. Şimdilerde Hamburg’da yaşamaya devam eden Ramadan, öğrenci olduğu 2000 yılında, Kuzey Almanya Radyo/TV Yayınları’nda serbest olarak çalışmaya başladı. Genellikle kısa öyküler ve romanlar yazan Ramadan’ın Murks isimli öyküsü, 2009 yılında The Hamburger Abendblatt gazetesi tarafından yayımlandı. Eser, web sitenin anasayfasında yayınlanmıştı. 2006’da, Hamburg Kültür Departmanı’nın verdiği Yılın Genç Yazarı Ödülü’ne layık görülen “A Penguin on the Antenna” (Antenin Üzerindeki Penguen) romanıyla Ramadan, jüri tarafından, kitaptaki karakterlerin, aşkın ve yazarın onlarla oynama şeklinin sıcaklığı ve gerçekçiliğiyle övüldü.



Yazarın ilk bağımsız kitabı “Soul Kitchen”, Blumenbar Yayınevi tarafından 2009 yılında basıldı. Fatih Akın’ın komedi filmi “Soul Kitchen” (2009)’a bir tanıtım gibi duran kitap, ilgi gördü. Bunun yanında, Philipp Baltus’un okumasıyla, kitabın ses kitap versiyonu da çıktı. Eylül ayı sonunda, Literaturhaus Salzburg (Salzburg Edebiyat Evi), Avusturya’da eserini tanıtan Ramadan’ın, 2010 yılında “Literature Quickie” ismiyle bir kısa öykü derlemesi yayınlandı. Yakında çıkması beklenen The Rude Suicide ise, yazarın ikinci bağımsız kitabı.




Toplam oy: 647

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.