Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Mehmet İnhan ile söyleşi: Kendin yaz, kendin yayınla!


Geleneksel yayıncılığın bir filtreleme, bir tercih yapma işlevi ve zorunluluğu var. Sonuçta kaynakları kısıtlı. Ancak yapılan tercih ne kadar isabetli olabiliyor? Dışarda kalanların az da olsa gerçekten satma şansı yok mu? Her şeyden önce hakkı yok mu? Yayıncılar okurun nabzını ne kadar tutabiliyor?

Mehmet İnhan ile söyleşi: Kendin yaz, kendin yayınla! 

 

Elif BEREKETLİ

 

Özyayıncılık, yani bağımsız yazarların kitaplarını doğrudan kendilerinin yayınlaması, henüz Türkiye’de yaygın bir tür değil. Ancak ABD'de, Amazon’da satılan e-kitapların yüzde 30’undan fazlasını oluşturmaya başladı bile. Üstelik, Grinin Elli Tonu'nun yazarı E.L. James gibi özyayıncı fenomenlerini sık görmeye başladık. “Avrupa’da da Books on Demand (bod.de) gibi sitelerin başarısıyla giderek yayılan bir trend izliyoruz. Çin’de çok ilginç modeller türedi. Bağımsız yazarların tefrika aboneliğine dayalı cloudary.com o kadar başarılı oldu ki geçenlerde ABD borsasında işlem görmeye başladığını duydum,” diyor çiçeği burnunda yerli özyayıncılık sitesi Publitory’nin kurucusu Mehmet İnhan. Publitory sadece Türkiye’yi hedef alan bir girişim değil. Merkezi de zaten Avrupa’da. Ancak bu topraklarda doğmuş bir proje olarak ilk deneyimini ağırlıklı olarak Türkiye’de yaşayacak. Biz bu vesile ile Mehmet İnhan’a özyayıncılığa dair merak ettiklerimizi sorduk.

 

Özyayıncılık nedir, ne değildir? Bugüne dek dünyada gelişimi nasıl seyretti?

 

Özyayıncılık, bağımsız yazarların kitaplarını doğrudan kendilerinin yayınlaması anlamına geliyor. Bu yöntemle, doğaldır ki mevcut yayıncı-dağıtımcı-perakendeci kanalını kullanmadan kitabı okuruna ulaştırmak neredeyse olanaksız. Ama böyle bir gereksinim de var. Geçmişte bazı yayıncılar bu gereksinime yönelik olarak “vanity publishing” (heves yayıncılığı) gibi küçültücü bir terimle anılan, -parasını ver kitabını basayım, hevesini al- olarak özetlenebilecek işler yapıyorlardı. Tabii bu kitapların okuruna ulaşmasını değil sadece “heves”in giderilmesini sağlıyor.

 

İnternet’le birlikte lulu.com gibi siteler, özyayıncıların kitaplarını sadece basmakla kalmayıp internetten siparişe de açtılar. Bu model ses getirmeye başladı. Asıl dönüşüm 2007’den sonra. Amazon, Kindle ile tüm kitap dükkanını okurun eline ulaştırınca, dijital yayıncılıkta hızlı bir ivme süreci başladı. Çok geçmeden özyayıncılık kanalı olan Kindle Direct Publishing açıldı. Bağımsız teriminin ingilizcesi “independent”tan türetilen “indie” kitapların okuruna doğrudan ulaşabileceği ana kanallar oluştu. Smashwords.com gibi özyayıncılara hem perakende satış hem de dağıtım olanağı sağlayan “servis sağlayıcı”lar yeni değer zincirinin kurallarını belirlemeye başladılar.

 

Dünyada şu anki durum nasıl peki? Hâlâ yükselen bir ivme var mı?

 

En hızlı gelişmeyi ABD’de görüyoruz. Çok kısa bir sürede yıllık yayınlanan özyayın adedi geleneksel yayıncılığın adetlerini yakaladı (yaklaşık 350 bin başlık). Asıl çarpıcı veri, Amazon’da satılan e-kitapların yüzde 30’undan fazlasını özyayınların oluşturmaya başlaması. Bazı kategorilerde, örneğin romans ve bilim-kurguda best-seller listesinin yarısına yakını özyayınlardan oluşabiliyor. Grinin Elli Tonu'nun yazarı E.L.James gibi özyayıncı fenomenlerini daha sık görmeye başladık. 

 

Avrupa’da da Books on Demand (bod.de) gibi sitelerin başarısıyla giderek yayılan bir trend izliyoruz. Çin’de çok ilginç modeller türedi. Bağımsız yazarların tefrika aboneliğine dayalı cloudary.com o kadar başarılı oldu ki geçenlerde ABD borsasında işlem görmeye başladığını duydum.

 

Özyayıncılığın nasıl bir iş modeli var; geleneksel yayıncılıktan farkları neler?

 

Geleneksel yayıncılığın bir filtreleme, bir tercih yapma işlevi ve zorunluluğu var. Sonuçta kaynakları kısıtlı. Ancak yapılan tercih ne kadar isabetli olabiliyor? Dışarda kalanların az da olsa gerçekten satma şansı yok mu? Her şeyden önce hakkı yok mu? Yayıncılar okurun nabzını ne kadar tutabiliyor? Geleneksel yayıncılıkta bir verimlilik sorunu olduğunu best-seller listelerindeki yüksek özyayın oranları gösteriyor. Özyayıncılık okurun karar vermesine daha fazla olanak sağlıyor. Blogcuların patlamasında bu fenomeni yaşadık. Böyle bir fark var.

 

Ancak bu kadar hızlı ivmeyi açıklayan en belirleyici fark bence yazarın fiyatını kendi belirlemesi ve gelirin de yüzde 60-80 aralığında bir payını alabilmesi. Geleneksel yayıncılıktaki yüzde 10-15 ile karşlaştırınca oldukça teşvik edici. Buna karşılık, kitabın geliştirilmesinde ve pazarlanmasında iş daha çok yazara düşüyor. Sosyal medya, bireysel kitap pazarlamanın ana mecralarından biri oldu doğal olarak. Servis sağlayıcılar da birçok pazarlama olanağı sağlayabiliyorlar.

 

 

Peki telif hakları açısından durum nedir? Her istediğimizi basabilecek miyiz Publitory aracılığıyla?

 

Özyayıncılık modelinde yazarın kendisi yayıncı olduğundan haklarını kimseye devretmiyor. Sadece dilediği platformlarda münhasır olmayan (non-exclusive) sözleşmelerle satış yetkisi veriyor, dilediği zaman da satıştan kaldırabiliyor. Geleneksel yayıncılıkta yazarın tüm haklarını kimi durumlarda on yıl gibi çok uzun sürelerle tamamen devretmesi durumuyla kıyaslandığında doğal olarak yazar açısından çok önemli bir özgürlük bu. Münhasır hak devri olmayınca çoğu özyayıncı yazarın kitabını aynı anda birden çok platformda satışa çıkarması genel bir uygulama halini aldı.

 

Bir de hibrid yazarlık kavrami çıktı, o nedir?

 

Beş yıl önce özyayıncılık yazarlığa adım atmak isteyen bağımsız yazar için “son çare” olarak algılanıyordu. Artık ilk yapılması gereken iş olarak görülmeye başlandı. Hibrid yazarlık biraz da bu fenomeni ifade eden bir terim. Yani bağımsız yazar önce kendi e-kitabını özyayıncılık platformlarında kendi yayınlayıp kendi çabası ve sosyal medya gücüyle okur kitlesi yaratıyor. Belirli bir okur sayısına ulaştıktan sonra istatistikleri ile birlikte yayıncılarla masaya oturup baskı kitabı için anlaşabiliyor.
Bu model, telif hakları açısından da önemli bir yeniliği getiriyor. Yazara artık dijital haklar ile basılı hakları ayrı ayrı değerlendirme olanağına kavuşmuş oluyor. Yayıncıyla anlaşırken sadece basılı hakları üzerinden bir sözleşme yapıp dijital haklarını kendi elinde tutabiliyor ve özyayıncılık platformlarında değerlendirebiliyor.

 

Bağımsız yazarlar kapak, redaksiyon, editörlük vs. gibi konularda nereden destek alacak?

 

Bağımsız yazar, yayıncının sağladığı birçok hizmeti yeni durumda kendisi edinmek durumunda. Bu konuda geleneksel yayıncılığın kısıtları nedeniyle açıkta kalan ciddi bir freelance işgücü devreye girebiliyor. Bibliocrunch gibi kimi siteler sadece bu konuda hizmet veriyorlar. Yani yazarlarla profesyonelleri buluşturuyorlar.



Uzun yıllardır Türkiye’de yayın sektöründe çalışıyorsunuz; dünyayı da yakından takip ediyorsunuz. Sizce özyayıncılığın gelişimi ile birlikte yayıncılık sektöründe ne değişir?

 

Yayıncılık sektörünün huzuru dijital yayıncılık patlaması ile birlikte epey bozuldu. Kolay değil Amazon gibi küresel bir dev oyunun kurallarını çok ciddi olarak sarsmış durumda. En son, etiket fiyatlarını yayıncıların belirlediği iş modeline karşı açtığı davayı da kazandı ve sektöre fiyatları perakendecinin belirlediği “reseller” modelini de kanunen dayattı. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi bir de özyayıncılık çıktı, yazarlara musallat oluyor. İlk bakışta böyle algılanabilir.

 

Özyayıncılık aslında yayıncıların dışarda bıraktığı bir alanı harekete geçiriyor, ticarileştiriyor ve yayıncılara da yeni yeteneklere erişim, yeni okur eğilimlerinin farkındalığını sağlıyor.  Kimi yayıncılar yeni koşullara uyum sağlayarak bu kanalları kendileri açıyorlar. Örneğin Penguin ve Random House’ın Author Solutions platformu.

 

Ajansların rolü de değişiyor mu peki?

 

Elbette. Ajanslar da özellikle yeni yazarları için daha önce bahsettiğim gibi özyayıncılık platformlarını “ilk çare” kanalı olarak kullanarak atıl kapasitelerini harekete geçirebilir ve gelirlerini artırabilirler.

 

Birçok yazar teknik arabirimlerle uğraşmak istemeyebilir. Onların hızla özyayıncılık platformlarına çıkabilmelerini kolaylaştırmak ajansların işi haline gelecek. Ajansların biraz “yayıncılaşmasını” da getirecek bu süreç. Öyle düşünüyorum.

 

Türkiye'de tüm yayıncılık trendleri birebir karşılık bulmadı bugüne dek, Özellikle dijital yayıncılık alanında bir tıkanıklık mevcut. Duruma bu gözle bakarsanız yine de şans veriyor musunuz özyayıncılığa?

 

Türkiye’de dijital yayıncılığın doğum sancılı sürecini birebir yaşadığım için sorunun arkasındaki vurguyu çok iyi anlıyorum. Ancak özyayıncılık tam da bu yüzden büyük potansiyele sahip bence. Dijital arz tarafında sorunlu olan geleneksel yayın ve dağıtım kanallarına alternatif bir potansiyeli harekete geçirerek hızlı bir gelişme gösterebilir. Özellikle online dükkan entegrasyonu olan e-kitap cihazlarının piyasaya henüz yeni çıkmaya başladığı düşünülecek olursa özyayıncılığın ihtiyaç duyduğu perakende kanallar da hızla artacak önümüzdeki dönemde. Uzun vadede ise başlıbaşına bir işkolu olacağı kesin.

 

Türkiye'de yayıncılığın kanayan yarası sansür... Özyayıncılık bu anlamda nasıl bir perspektif sunuyor? Örneğin Publitory uzerinden her türlü yayını yapabilecek miyiz, bir kontrol sisteminiz olacak mı? 

 

Publitory, sadece uluslararası hukukta suç sayılan unsurlar içeren kitapları satışa açmama hakkını saklı tutar. Nedir bunlar? Telif hakları ihlalleri, çocukların korunması, dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı, nefret suçları gibi unsurlardan bahsediyorum. Yazarlarını zamanında uyarmak açısından kitapları gözden geçirir. Ancak Publitory yayıncı değil sadece bir dükkan. Yayıncı, yazarın kendisi olduğundan tüm sorumluluğu kendisi üstleniyor. Avrupa hukuku açısından suç sayılmadığı sürece herkes dilediği konuda kitabı rafa koyarak satışa veya ücretsiz paylaşıma açabilir. Müstehcen içerikli eserlerin mutlaka 18+ olarak işaretlenmesi gerekiyor. Çocukların korunması açısından dükkanda görüntülenme ve önizleme gibi konular da zorunlu bir kısıtlamaya tabi. Onun dışında bir sınırlama yok.

 

 

Biraz da Publitory'e gelelim… Hedefleriniz neler?

 

Publitory yeni açıldı ve henüz beta, yani test aşamasında ancak ticari faaliyete başlamış durumda. Sadece Türkiye’yi hedef alan bir girişim değil. Merkezi de zaten Avrupa’da. Ancak doğal olarak ilk deneyimini ağırlıklı olarak Türkiye’de yaşayacak. Amaç bir özyayıncılık topluluğu ve işbirliği ortamı yaratabilmek. Özyayıncıların gereksinimlerine topluluk içinden çok yönlü yanıt verebilmek. Buna profesyonel hizmetler, pazarlama desteği ve perakende kanallara dağıtım dahil.

 

Dergiler de yayın yapabilir mi Publitory üzerinden?

 

Yakında. Bu konu çok keyifli. Üzerinde çalışıyoruz.

 

 


 


* Görseller: Sedat Girgin

 





Toplam oy: 976

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.