Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Okumadan yargıladılar!


Yalın Alpay’ın kaleme aldığı, Barış Keşoğlu’nun resimlediği Genç Mustafa geçen günlerde gündemimizi oldukça meşgul etti. “Felsefe, şeyler üzerine değil, şeylerin düşünülmesi üzerine düşünmektir. Bu kitap da Atatürk ile değil, Atatürk’ü algılama biçimleri üzerine bir çalışmadır. Bu nedenle ülkemizde bulunan pek çok farklı Atatürk algısı ile hesaplaşan bir Atatürk portresidir” diyen kitabın yazarı Alpay’la kitabı ve aldığı tepkiler üzerine konuştuk.

 

 

 

Genç Mustafa’nın yayımlanması ile ilgili kaygılarınız oldu mu? Bu tepkileri bekliyor muydunuz?

 

 

Genç Mustafa, tarihsel belgeleri temel alan bir senaryo kurgusudur. Siyasi bir kişilik olan Atatürk’ü konu alması nedeniyle siyaset, tarihî olayları dile getirmesi nedeniyle tarih, geçmişi felsefe aracılığıyla irdelemesi anlamında felsefe, dipnotlu bir makale olarak değil de, kurmaca biçiminde kaleme alınmış olması dolayısıyla edebiyat ve son olarak da içerdiği çizimler bağlamında resim alanlarına göndermeler yapan Genç Mustafa’nın üzerine tartışılabilecek pek çok konu bulunuyordu.

 

Bununla birlikte, Genç Mustafa şu ana kadar yalnızca Atatürk’e yapılan işkencenin görüntüleri bağlamında tartışıldı. Üstelik de bu görüntüler, üzerindeki yazılardan bile soyutlanarak tartışmaya açıldı. Ne yazık ki çok sığ bir tartışma ortamı oluştu ve daha çok, işkence sahneleri imajları ile “kutsal değerler” uyumluluğu sorgulandı. Bunun en büyük nedeni, kitabın hemen hemen tartışan hiç kimse tarafından okunmamış olması. Bugün medyada tartışılan kitap benim mi değil mi, açıkçası bu belki de en büyük tartışma konusu olan şeyin ta kendisi.

 

Diyelim ki Genç Mustafa gerçekten içerik olarak basının anlattıkları gibi olsaydı, “madem bizim gibi düşünmüyorlar, o halde bunları 4,5 yıl hapse kapatalım da akılları başlarına gelsin” görüşü ile suç duyurusunda bulunmaya hakkımız var mıydı? Herkes, her yapıt, her kurum özgürce eleştirilebilir. Genç Mustafa’nın yayımlanması ile ilgili hiçbir kaygım olmadı. Çünkü bu ortamda düzeltilmesi gereken benim kitabım değil, eleştirel düşüncenin ve ifade özgürlüğünün karşısında duran baskıcı ve statükocu düşünce pratiğidir.

 

 

 

Barış Keşoğlu ile birlikte hakkınızda suç duyurusunda bulunuldu. Nasıl tepkiler aldınız?

 

 

 

Hilmi Hacaloğlu’nun haberinin yayınlandığı aynı gün 7 Ocak'ta, Hürriyet, Milliyet, Habertürk ve Vatan gazeteleri, Hacaloğlu’nun haberini isim vererek birebir yayımladılar. Fakat “Bu kitap çok tartışılır” başlığını değiştirerek “Atatürk’e Dayak Yedirdiler” manşetini çektiler. Değil kitabı okumak, yazan haberi bile okumak zahmetine katlanmayan binlerce kişi beni ve çizeri Atatürk düşmanı, rejim karşıtı, yurtdışından finanse edilen bozguncu ilan etmeye başladı.

 

Genç Mustafa, kendisi üzerine yapılan bir yorumdan yola çıkan gazetecilerin yazdıklarını bir başlığa göre değerlendiren bir güruh tarafından çarmıha gerilmek istendi. Yazık ki bunların arasında benimle ilgili suç duyurusunda bulunan da oldu.

 

 

 

Hakkınızda yapılan suç duyurusunda Şahin Mengü “bu kitap hesaplaşmanın ürünüdür” iddiasında bulunuyor. Böyle bir hesaplaşma içine girdiniz mi kitabı yazarken?

 

 

 

Şahin Mengü ile Ntv’de Mirgün Cabas’ın programında canlı yayında biraraya geldik. Bu programda Sayın Mengü’nün yüzüne önemli olan her şeyi söyledim. Şahin Mengü kitabı bile okumamış. “Hesaplaşma” meselesine gelince, Mengü bunu da kitabın tek okuduğu yeri olan önsözden elde etmiş.

Benim kaleme aldığım önsözün bir yerinde “Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopup da, Atatürk ile bir şekilde hesaplaşmaya girmeyen hiçbir ulus yoktur. En şiddetli hesaplaşmalar ise doğal olarak kurucusu olduğu Türkiye‘de gerçekleşmektedir.” yazıyor. Mengü’nün bahsettiği “hesaplaşma” terimi buradan kaynaklanıyor.

 

 

 

Atatürk’ü bu bakış açısıyla anlatarak yapmak istediğiniz neydi? Göstermek istediğiniz Atatürk nasıl bir Atatürktü?

 

 

 

Benim kurguladığım Atatürk, tam bir varoluşçudur. Yaşamın ve kaderin kendi üzerindeki etkisini hafife alır. Kendi yaşamını çevresel etkenlere değil, kendi felsefesine, özgür düşüncesine bağlı olarak kurar. Yaşamın Mustafa Kemal’e etkimesinden çok, Mustafa Kemal yaşama etkir.

 

Benim kurguladığım Genç Mustafa portresi, yaşam üzerine önce entelektüel olarak düşünce üreten ve belli savlar ortaya koyan, ardından tüm yaşamını bu üretilmiş entelektüel savlara uygun olarak planlayan ve planlarından da, çevresel etkenler ne olumsuzluk gösterirse göstersin vazgeçmeyen bir kişidir. İşkence sahneleri de, Genç Mustafa’nın bu özelliğini edebiyat dilinde göstermenin tepe noktasıdır. Zira Atatürk, böyle bir işkenceye maruz kalmasına rağmen izlediği yoldan dönmeyecek ve sonunda da kendisine bu işkenceyi yapan saltanatı 1923 yılına gelindiğinde ortadan kaldıracaktır.

 

 

 

Toplum olarak Atatürk algımızda bir eksiklik var mı sizce?

 

 

 

Hiç şüphesiz... Bir değil, pek çok eksiklik var. Ben de bu kitabı, bu eksiklerin en azından bir kısmını doldurması için kaleme aldım. Merak edenlere tavsiye ederim.

 

 

 

Kitap 20 ciltlik bir serinin ilk kitabı. Aldığınız tepkiler planlarınızı aksattı mı?

 

 

 

Yirmi ciltlik bu Atatürk biyografisini aksatabilecek şey tepkiler değil, ancak olsa olsa kâr/zarar cetveli olabilir. Bu kitap için hiçbir yerden mali destek almadım, tüm masraflarını da kendi cebimden karşıladım. İkinci cildi yazmaya başladım. Ne beni, ne de çizerimizi hiçbir tepki, hiçbir suç duyurusu istediğimizi yaşama geçirmekten alıkoyabilir. Biz de bu konuda Atatürk’ü örnek alıyoruz. Kadere değil, kendimize inanıyoruz. Yaşamlarımızı bize dışarıdan dayatılan şeyler değil, bizzat biz kendimiz belirleriz. Tüm Türkiye’nin de bu özgürlüğe kavuşması için üzerimize düşen görevleri yerine getireceğiz.

 

Kaynak: Taraf Gazetesi / Esra Karataş




Toplam oy: 830

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.