Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Péter Zilahy: Yakından baktığınızda tüm yazarlar, kendileri hakkında yazmış olurlar


İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali'nin üçüncü yılında, Sabit Fikir her hafta festivalin katılımcısı olan bir edebiyatçıyla söyleşi yayımlayamaya devam ediyor.  Bu haftaki söyleşimiz, Macar yazar Péter Zilahy ile…


Sizi okumamış olanlar için eserlerinizi tanıtmak istesek, genel anlamda bir bütünlük yaratabilir miyiz? Ne yazarsınız, neyi yazarsınız?


Yalnızca beni en çok ilgilendiren şeyler hakkında yazıyorum ve yazarken de bu yazdıklarımın bir kısmı değişime uğruyor. Yazma eylemi, açıklanamayan dediğimiz şeyle boşlukları anlatmadır. Hiçbir şey anlatmasanız bile. Yakınlaşırsınız. Ve sonuna geldiğinizde niyetinizin de bir önemi yoktur aslında. İronik şekilde, çok çok uzaklaşarak mesafenizi yitirmeye çalışırsınız, ama eninde sonunda, yakından baktığınızda tüm yazarlar, kendileri hakkında yazmış olurlar.



Bu yıl İTEF - İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nde sizi davetli yazar olarak göreceğiz. Festival teması “Şehir ve Yemek”ten yola çıkarak, bize bağdaştırdığınız bir şehir ve yemek örneği verebilir misiniz?


Bir keresinde, tangoyla aşk yaşadığım dönemlerde Buenos Aires’teyken, küçük bir restoranda biftek yediğimi hatırlıyorum. Hiçbir zaman bir tango dansçısı olamadım, ama o sulu bifteği hiç unutmuyorum. Beklenmedik bir şeydi benim için, başlangıç seviyesinde bir hazdı. Bifteği kahkaha atarak ve mutlu bir şekilde, tamamen kendimi kaybederek yemiştim. Yemeğin sonuna geldiğimizde tüm restoran, son lokmalarımı götürürken beni izliyordu. Bu görüntü, hemen akabinde az önce çıkardığım kontrol edilemeyen seslerden daha gürültülü olduğunu düşündüğüm derin bir sessizliğe dönüşmüştü.



Gastronomiyle aranız nasıl? Yemek yapma sanatı ve edebiyat arasında bir bağlantı kurulabilir mi?


Şiir ve yemek pişirmek eş anlamlıdır bence. Yemek pişirmek karıştırma, dengeleme ve zamanlama sanatı olduğundan, şairler muhteşem aşçılar olabilir. Şiir için de aynı şey geçerli. Yan yana getirdiğinizde ortaya daha büyük bir şey çıkaran ve varlığından bi’ haber olduğunuz bir harmoni oluşturan, birbiriyle uyumlu elementleri seçiyorsunuz. Ve başlar başlamaz tadını alıyorsunuz. Bizler okur ve aynı zamanda da onu tadan kişileriz. Yemek yapamayan bir şairin varlığına inanmıyorum açıkçası.



Salt yazarak hayat kazanmak mümkün mü? Hayatınızı yazarak kazanabiliyor musunuz? Ya da kazanıyorsanız, bu bir tercih mi sizin için?


Yazdığım kitaplarla hayatımı kazanıyorum. Daha önce hiç işim olmadı. Patronum da, çalışanım da. Etrafımdakilere doğru noktadan bakabilmek için, kendi özgürlüğüme ihtiyacım var. Ve en önemlisi, düşünmek için zamana ihtiyacım var. Başka türlüsünü de düşünemiyorum zaten. Hiç denemedim. İhtiyacım olan tek şeyin bu olduğunu biliyordum, öyle de yaptım.



Yazarların her okuyucudan daha çok başucu kitabı vardır. Siz hangi kitabı yazmış olmayı isterdiniz?


Kimsenin yazamayacağı türden kitaplar yazmaya çalışıyorum. Yazarlarının yalnızca ben olabileceğim şekilde kendimle alakalı kitaplar. Bu yüzden de yazarları olmayı tercih ettiğim kendi kitaplarım dışında, yazmayı istediğim bir kitap yok. Asıl olay daha derinleri keşfetme çabası. Aradığınız şey de bir başkası ya da onun eseri değil. Hem neden böyle bir şey yapasınız ki?



Okuyucular, yazarların kendilerini gördüğünde farklı tepkiler veriyor. Kimi şaşırıyor, kimi hayal kırıklığına uğruyor, kimi hayatının aşkını bulmuş gibi oluyor. Okuyuculara önsöz takdim etmek adına bize, ne giyersiniz, ne yersiniz, ne içersiniz kısaca anlatabilir misiniz?


Okuyucuların tüm bunları bilmesinin pek de önemli olduğunu düşünmüyorum aslında. Şu an aklıma gelmeyen şeyler için de beni google’da aratabilirsiniz zaten. Günlük şeyler giymeyi tercih ediyorum ama kaliteli şeyleri seviyorum. Beyaz en çok tercih ettiğim renk. Aksesuar yok. İyi şeyler yemeyi tercih ederim, her gün dışarıda yerim ama yemek pişirmeyi de seviyorum. Misafirim olduğu günler yemekleri ben yaparım. Çoğunlukla şarap içerim ve sürekli etrafımda yemek ve ruh halini tamamlamak için farklı şişeler bulundururum. Harcadığım emeği ve zamanı düşünürsek, evet, yemek benim için oldukça önemli bir yere sahip hayatımda. Her zaman öyle olmuştur.

 

Söyleşi: Sevgi Demir

 

 

 


 

 

Péter Zilahy kimdir?


Péter Zilahy, 1970 yılında, Macaristan, Budapeşte’de doğdu. Farklı yönleri ile dikkat çeken bir yazar olarak sık sık geniş seyirci kitlelerinin önünde sahneye çıkan Zilahy’nin, yazıları ve şiirleri birçok dile çevrildi. Ansiklopedik roman olarak nitelendirilen en başarılı kitabı, The Last Window-Giraffe, 22 dile çevrildi. Kazandığı pek çok ödülün yanı sıra, Ukrayna’nın “Yılın Kitabı Ödülü”nü de 2003 yılında kucakladı. Bu eser, daha sonra Kiev’in sokaklarında Turuncu Devrim eylemcileri tarafından bazı bölümleri sahnelenerek, devrimi direkt olarak etkileyen unsurlardan biri haline getirildi. Zilahy, Avrupa’nın her yerinde sergiler açtı ve kitabından (ve The Last Window-Giraffe CD-ROM’undan) yola çıkarak, 28 ülkede, güncel medya sunumlarını sahneledi. 1998 yılından beri, önce Jak Books’ta, sonraysa Gondolat Publishers’ta Dünya Edebiyatı Serisi’nin baş editörlüğünü üstlenen Zilahy, 2001 yılında New York Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi sıfatını aldı. Budapeşte’de, 2002 yılında, Ludwig Müzesi’nde, seçilen fotoğrafları ve interaktif eserleri sergilendi. 2007 yılında ise, yedi türde yazılmış olan, Three plus 1 başlıklı derlemesi yayımlandı. 2007 yılının mayıs ayında, tiyatro oyunu Der lange Weg nac nebenan, Berlin’de Volksbühne’de sahnelendi ve bir sene sonra da kitabı basıldı. Macar yazarlar futbol takımı kaptanlığını yapan yazar, 2008 yılında Viyana’da yapılan, Yazarlar Avrupa Şampiyonası’nı kazandı. Zilahy’nin hikayeleri ve denemeleri düzenli olarak the Guardian, the Financial Times ve the Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yayımlanmaktadır. Péter Zilahy’nin The Last Window-Giraffe adlı romanı, sonbahar aylarında Versus Yayınları’ndan çıkacak.




Toplam oy: 606

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.