Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Gecikmiş Bir Merhaba

Bejan Matur
Metis Yayınları

Gecikmiş bir tanışma oldu bizimkisi. Ama bazı kişiler vardır, aslında hep tanıyorsunuzdur onu. Yalnızca karşılaşmamışsınızdır. Görüp konuşunca zaten tanıdığınızı, içinizde yaşattığınızı anlarsınız birdenbire, nasıl olduğunu anlamadan.

İşte benim Bejan Matur'u tanımam, Ayın Büyüttüğü Oğullar'ı okumam böyle bir etki uyandırdı bende. Bunda belki de zaten yaşadığımız coğrafyanın anlatılmasının, içinde olduğumuz toplumun konu edilmesinin de payı var.

Bugüne kadar dergilerden takip ediyordum şairi. Ciddi bir umut vardı içimde kitaplarını başköşeme koyacağıma dair. Fakat her nedense -muhtemelen umduğum gibi olmamasından ürkerek- bir kitabını alıp okumamıştım. Ayın Büyüttüğü Oğullar umudumu doğruladı ve şimdi şairin diğer kitaplarını okumayı özlüyorum heyecanla.

Bejan Matur, Anadolu'nun, hatta Ortadoğu'nun sesini, kaderini, kadersizliğini fısıldıyor dizelerinde. Toplumsal bilinci öne çıkarırken şiiri unutmuyor ama. "Onlara bir daha görüşemeyiz demedim. / Hepimiz biliyorduk. / O dağ oğullarını yedi. / Ve onları bir sese kapattı. / Kolu yok kiminin. / Kimi kör." derken hangi savaşı, hangi kırımı anlattığını çok da merak etmiyor okur. Her an bir çoğunu yaşadığımız anlamsız çatışmaları düşünüyor ister istemez.

"O büyük dağın eteğinde / Bir Şahmaran oturuyor. / O büyük dağın eteğinde ölüm / Doymuyor." diyor şair Şahmaran şiirinde. Bir toplumu anlatmak, bir coğrafyayı anlatmak yalnızca çağrışımlar ve imge örgüleri sayesinde gerçekleşiyor Bejan Matur şiirinde. 'Şahmaran' imgesi, kitabın bazı yerlerinde yer alan 'çoban' imgesi buna örnek olarak gösterilebilir. Ve belki de kitabın en önemli özelliğine gelelim. Her ne kadar şairin, yazarın, edebiyatçının cinsiyetinin olmadığı fikrini savunmuşsam da bugüne kadar, bu toprakların oğullarını, Ayın Büyüttüğü Oğullar'ı bir kadın yazabilirdi gibi geliyor bana. Bir dişi ses fısıldanıp duruyor sayfalar boyunca.

Gelin siz de "Sadece taşlara hayat var orada. / Zulmü hep taze kalmış. / Bu yüzden unutulmamış bir anne. / Çocuklarını karartmış, yemiş." dizelerinin şairine kulak verin.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.