Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

62'den Tavşan Mı Yapalımi 191817161514131210'dan Tren Mi?




Toplam oy: 2
62’den Tavşan, matematik ödeviyle cebelleşmeye hazır bir çocuğun, duvar gibi önünde duran sayılara bakarken 62 sayısından hareketle hayal dünyasındakileri çizmeye başlamasını konu ediniyor. Ve macera başlıyor: 14’ten bir küvet, 143’ten sabun fabrikası, 4687’den bir diş fırçası, 191817161514131210’dan tren, 75’ten akvaryuma düşmüş bir paket badem ezmesi, 9876’dan mavi gözlüklü küçük bir kız çocuğu çiziyor…

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar. Daha çok büyükler için yazdığı denemeleriyle tanısak da çocuklar için yazdığı ve daha önce de aynı isimle yayınlanan 62’den Tavşan isimli hikâye kitabı büyük-küçük herkesin elinden düşüremediği metinlerden oluşuyor. Çocukluğunun kozasını ördüğü bu kitabın üzerinden yıllar geçmiş olsa da yeniden Vadi Çocuk Yayınları’ndan çıktığını görünce bu kitabı ilk gördüğüm anki kadar mutlu oldum. Bu arada Vadi Yayınları çocuk kitapları yayınlamaya başladı ve bu kitap da çocuk edebiyatı serisinin ilk kitabı.

 

Kitapta yer alan on nefis hikâyeyi daha önce kaçar kez okudum hatırlamıyorum ama bu yenilenmiş baskıyı görünce yeniden okudum ve lezzetinden hiçbir şey kaybetmediğini fark ettim. Çünkü bir çocuğun göz hizasından konuşan ve sade diliyle okuru kitabın içinde yaşatan bir yazarla karşı karşıyayız. Hayıflandığım tek şey Gökhan Özcan’ın çocuk hikâyelerine niye devam etmediği... Umarım bu kitap çocuklar için yazmasına vesile olur ve çocuklar onun yeni hikâyelerini okuma bahtiyarlığına erişirler.

Ezberbozan hayalci
Kitaba ismini veren ilk hikâye, hepimizin bildiği bir deyim aslında ve çocukken matematik derslerinde istisnasız yaptığımız bir muziplik. 62’den Tavşan, matematik ödeviyle cebelleşmeye hazır bir çocuğun, duvar gibi önünde duran sayılara bakarken 62 sayısından hareketle hayal dünyasındakileri çizmeye başlamasını konu ediniyor. Ve macera başlıyor: 14’ten bir küvet, 143’ten sabun fabrikası, 4687’den bir diş fırçası, 191817161514131210’dan tren, 122’den kuyruğuna musluk (muslu yazılmıştı, musluk sanırım bu) takılmış bir deve, 75’ten akvaryuma düşmüş bir paket badem ezmesi, 9876’dan mavi gözlüklü küçük bir kız çocuğu, 060908070302’den şişmanlar için imal edilmiş körüklü bir otobüs çiziyor. Sadece buraya aldığım bu örneklerin bile ne kadar muzip ve yüksek hayal gücü barındırdığını anlamışsınızdır herhalde. Ya da Abidin’in Resmi hikâyesindeki şu renklerin isimlerini okumanız bile nasıl bir yazarla karşı karşıya olduğunuzu gösteriyor: Eriyip akmış şeker rengi, kirli bisiklet tekerleği rengi, çürük armut rengi, leblebi tozu rengi, bağıran kız kardeş rengi ve ıspanak böreği rengi...
Kitapla ilgili itiraz edeceğim tek şey çizimleri olacak. Bu kadar hayal gücü yüksek hikâyelere kitaptaki resimlemeler pek olmamış. İllüstrasyon tarzında çizimler tercih edilmeliyken karikatüre kaçan çizimlerin olması hikâyelerin atmosferini zedeliyor. Daha önce bu kitap için Ersin Şahin’in çizdiği illüstrasyonların kullanılması daha isabetli olurdu. Günlük hayatın içindeki sıradan bir olayı çocuksu kalemiyle ters yüz ederek bütün ezberleri bozan bir üsluba sahip Gökhan Özcan. Ve bu da bütün çocukların bayılacağı bir şey!
Metinlere dalıp gitmişken bazen hüzünlenip bazen kahkahalar atarak ve illâki altını çizecekleri cümleleri biriktirerek okuyacak çocuklar bu kitabı. Sadece çocuklar mı? Şimdi haksızlık ve oyunbozanlık etmeyelim. Bütün büyükler de buradaki naif hikâyelere bayılarak ve çocukluklarını anımsayarak okuyacaklar 62’den Tavşan’ı..
1 PARA İLE NE SATIN ALINIR?
Çocuklar küçük yaşta paranın değerini ve hangi parayla neler satın alınıp alınamayacağını merak edip dururlar. Ve parayla her şeyin satın alınabileceğine inanırlar. Kitabımızın kahramanı da eline ilk kez geçen madeni 1 para ile ne alacağına karar veremiyor. Ve o parayla neler yapıp yapamayacağını keşfediyor.
Parayı saklamak zor olduğu için en kolay yolun onu harcamak olduğunu düşünüyor.
Ama istediği şeyler için 1 paranın yetmediğini fark ediyor. Hatta en sonunda bazı şeylere sahip olmak için paranın pek de önemi olmadığını anlıyor.
Çocuklara para ile satın alınacak şeylerden ziyade satın alınamayacak şeylerin olduğunu öğreten sade, akıcı ve güzel bir hikâye.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.