Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Aralık kalan son perde



Vasat
Toplam oy: 6
Furuğ Ferruhzad'ın hayatına sinema, İbrahim Gulistan ile tanışmasıyla girdi. Furuğ şüphelerle alındığı film şirketinde hemen yeteneklerini kanıtladı ve İran'ın en şiirsel belgeseli Ev Karadır'a imza attı.

İran edebiyatında ve özellikle İran şiirinde, erkek egemenliğine karşı kadın rüzgârını ilk estiren şairin sinemaya giriş macerasının ilk perdesi, iki arkadaşı tarafından bir partide İran sinema dehasına önerilmesiyle başlar. Bu sabit fikirli, dik başlı ve dahi adam, hakkında pek de iyi şeyler konuşulmayan bir kadını işe alırken tereddüt eder ve bu tereddüdünden iş arkadaşına söz eder.

 

İran’ın en güçlü sol partisi Tude’nin etkin bir üyesi olan İbrahim Gülistan siyasi faaliyetleri bırakmış ve petrol şirketinin reklam işlerini yapmaya başlamıştır, bu nedenle sol camiada arkasından epeyce konuşulur. Eşini aldatarak 'Günah' şiirinde bu aldatmanın hazzını anlatan ve herkesin tepkisini üzerine çeken şair Furuğ ile İbrahim Gülistan’ın yolları Gülistan stüdyosunda kesişir.


Furuğ için farkındalık zamanı
Furuğ’un macerasının önemli değişimlerinden biri montaj masasına geçmesiyle başlar. Furuğ’u işe alıp almamak konusunda tereddüt eden İbrahim Gülistan, kısa zamanda onun çok yetenekli bir sanatçı olduğunu fark eder, petrol şirketinden sipariş aldığı dört bölümlük belgeselin montajını Furuğ’a verir.
Furuğ, film montajında da edebiyatta olduğu gibi başarılı olduğunu kanıtlar. İbrahim, Furuğ’u, masraflarını Gülistan filmin karşıladığı bir montaj eğitimi için İngiltere’ye gönderir. Bu montaj eğitimi Furuğ’un macerasında yeni bir perdenin açılmasını sağlar. Furuğ bu eğitimden döndükten sonra petrol şirketinin siparişi olan belgesellerden biri olan Bir Yangın filminin montajını bitirir. Bu belgesel petrol şirketi tarafından fazla şiirsel bulunup kabul edilmese de İran’ın ilk uluslararası ödülünü kazanır.
Bu eğitimden farkındalığı ve duyarlılığı artmış olarak dönen Furuğ, başka konularla ilgilenmeye, onlar üzerinde çalışmaya koyulur. Belgesellerden birinin setinde yer alır, ilk yönetmenlik denemesini yapar. Bunlarla birlikte Gülistan film Keyhan dergisine kısa reklam filmleri de çekmektedir. Meşhed’de bir cüzam hastanesi açılacaktır, Keyhan dergisi bu açılıştan bir video hazırlanmasını ister. Ekip gider, çekimi yapıp döner. Cüzam hastanesinden gelen görüntüleri Gülistan izledikten sonra bundan bir belgesel yapma önerisini cüzamlılar yardım derneği başkanına iletir. Teklif kabul edilir, böylece Gülistan şirketi insani nitelikleri ön planda bir belgesel yapma amacıyla işe başlar.
Furuğ liderliğinde altı kişilik ekip cüzam hastanesine gönderilir ve orada on iki gün kalırlar. İlk iki gün ekip sadece mekâna alışmaya çalışır. On iki gün boyunca cüzam hastalarından hiç korkmadan, tiksinmeden onlara dokunarak, Ev Karadır filmindeki sahneleri çekmiştir Furuğ. Her şey olduğu gibi çekilmiştir. On iki günden sonra Furuğ ve ekip cüzamhaneden ayrılırken Furuğ, kolyesini, bilekliğini ve ekibin elinde kalan bütün parayı cüzam hastalarına vermiştir ve oradaki hastalardan bir çiftin çocuğunu evlatlık almıştır. Furuğ ölene kadar oradaki hastalarla mektuplaşmayı sürdürür. Hâlâ İran’ın en önemli ve şiirsel belgeseli sayılan Ev Karadır, prestijli Sight and Sound sitesinin 2012 yılında yaptığı dünyanın en iyi belgeselleri sıralamasında ilk sıralarda yer almıştır.
Bu film, 1963’te yapıldığı yıl Tahran Sinemacılar Birliği’nde ilk kez gösterilir ve çok sert eleştiriler alır, akabinde ilk defa sinema eleştirmenleri bir belgesel film üzerine eleştiri yazıları yazarlar dergilerde. Ev Karadır Almanya’da, Oberhausen film festivalinde 1964’te en iyi belgesel film ödülünü kazanır ve Furuğ’un ölümünden sonra bir saygı duruşu olarak festival Ev Karadır filmiyle açılır. Furuğ Ferruhzad adına festivale bir ödül konur.
Furuğ yaşarken bununla ilgili İtalyan yönetmen Bertolucci ile yaptığı röportajda şu açıklamayı yapmıştır: “Ben orada sadece cüzamhaneyle ya da cüzam hastalarıyla ilgili bir film yapmak isteseydim bu çok sınırlı bir film olurdu ama o mekân benim için, yaşadığımız dünyanın küçük bir örneklemidir."
Furuğ’un hayatı, düşündüğü ve kardeşi Feridun’a yazdığı gibi maalesef ki çok erken sona erer. Yine Feridun’a, İran’daki kadınları, İran’da kadın olmanın zorluklarını ele alan, 100 sayfa olduğunu belirttiği bir senaryodan söz eder ancak bu senaryonun başına ne geldiği, nerede olduğu bilinmemektedir. Furuğ’un hayatı da ucu açık biten bir filmdir, yapmayı tasarlayıp yapamadığı filmlerin, tiyatro oyunlarının, şiirlerin gölgesiyle kararmıştır sahne ışıkları.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.