Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ayrılık Çeşmesi Sokağı: Zıpır Ve Kallavi Roman



Gayet iyi
Toplam oy: 13
Selçuk Altun’un yeni romanı Ayrılık Çeşmesi Sokağı, ana karakteri II. Mahmut’un soyundan gelen kurmaca bir akademisyen Ziya Adlan’ın hayat hikâyesinden renkli sayfalardır. İşte burada ana başlıktaki zıpırlık devreye girer. Selçuk Altun’un romanlarında kahramanların hayatlarında hep bir zıpırlık, hinlik söz konusudur. Bu da okurun hikâye akışındaki takibini renklendirir, sürprizler yapar ve okura keyifli anlar yaşatır.

Teknolojik gelişmeler neticesinde hayatımızdaki okuma normları artık kısaldı malum; yüz kırk karakterde (yakın geçmişte iki yüz seksen karakter oldu gerçi) meramımızı anlatmaya çalışıp, yüz kırk karakterde insanların meramlarını okuyup anlamaya çabalarken, artık eskisi gibi 500 sayfalık romanlara vakti ancak yaz tatillerinde ya da alacağımız yıllık izin günlerine bırakıyoruz. Salgın sebebiyle evlerde kaldığımız şu günlerde bile bol vakit bulunca okumayı hedeflediğimiz hacimli (sayfaca) kitapların sayfalarını çevirir gibi yapıp sonra teknolojiye yenildik, kısa ama hacimli (pahada) kitaplara tercihimizi yönlendirir olduk. Buraya kadar yazıklarım tabii görecelidir ve gözlemlerimi bağlar, katılmayabilirsiniz. Son zamanlarda çokça rastladığım sayfası kısa anlattığı kallavi kitapların arasından Selçuk Altun’un yeni romanı Ayrılık Çeşmesi Sokağı bu yazının konusu olacak. Selçuk Altun’u bence artık uzun bir zamandır (elli yaşından sonra ilk kitabını yazıp yayınladığını düşünürsek) , sadece dönemine damga vuran Yapı Kredi Yayınları’nın efsane Yönetim Kurulu Başkanı olarak değil başarılı romanların yazarı olarak da anıyoruz. Hadi sözünü açmışken kısaca bahsetmeden geçmeyelim: Selçuk Altun Türkiye’deki kültür sanat dünyasına büyük katkılar sağlamış, vesile olmuş bir bankacı. Yapı Kredi Yayınları’nın kültür sanat alanında ataklar yapmasına vesile olmuş, kitap dostu, bibliyofil, koleksiyoner ve yazmaya geç başlasa da kısa sürede okurunu kazanmış bir yazar aynı zamanda.

 

Z. Adlan’ın renkli yaşamından pasajlar

 

Selçuk Altun’un bu yeni romanı Ayrılık Çeşmesi Sokağı, ara başlıktan da anlaşılacağı üzere, ana karakteri II. Mahmut’un soyundan gelen kurmaca bir akademisyen Ziya Adlan’ın hayat hikâyesinden renkli sayfalardır. İşte burada da ana başlıktaki zıpırlık devreye girer. Selçuk Altun’un romanlarında kahramanların hayatlarında hep bir zıpırlık, hinlik söz konusudur. Bu da okurun hikâye akışındaki takibini renklendirir, sürprizler yapar ve okura keyifli anlar yaşatır. Ve kısa sayfalı romanlarının bir solukta bitmesine üzülür ama estet bir yazarın kaleminden çıkan kallavi bir hikayeyi okuduğunuzun ayırdına sayfalar bittiğinde varırsınız.

 

Ziya Adlan, Cenevre’de okuyup, profesörlüğe kadar yükselip ailesinden koptuğu konağa geri döner. Kanserdir ve biz onun son günlerine tanıklık ederiz. Osmanlı Hanedanlığı’na mensup olan Ziya Adlan, son günlerini yanına aldığı yardımcısı Artvin’e anlatır.

 

Artvin, isminden anlaşılacağı üzere, nevi şahsına münhasır bir karakterdir. Doktora öğrencisidir ve tek tutkusu saksafon çalmaktır. Azmederek giriştiği bu zor müzikal sürecin tam meyvelerini toplayacağı sırada, kimliği belirsiz kişilerce dövülür ve sol elinin iki parmağını kaybeder. Bu trajik olay hayatını ve kaderini değiştirir Artvin’in. Maceralı süreçlerde ona bu işkenceyi yapanları bulmakla geçer hayatı. Bu serüvenin ortasında Ziya Adlan’la yolları kesişir. Ziya Adlan’ın da kendi hayatındaki maceralarını sırtlanarak kader yoldaşlığı yaparlar Adlan’ın kanserden kısa kalan ömründe. Ve hikâyelerinin sonuna doğru büyük bir sürprize ilerlerler birlikte.


Beckettvari bir serüven
Selçuk Altun’un her romanında karakterler yanlarına bilgeliklerini de alırlar ve bizi kendi hikâyelerinin yanında bilgeliklerinden de ipuçları paylaşarak metni daha da eğlenceli kılarlar.
Altun’un bu romanının az önce anlattığım iki hayat ve iki hikayenin yanı sıra çevresinde İrlandalı oyun yazarı, eleştirmen ve şair Samuel Beckett dolanır. Felsefe profesörü Ziya Adlan’ın tutkusudur Beckett. Onun Godot’yu Beklerken adlı ünlü oyununun şifresini çözer. Önce neden Beckett bu romanın gizli üçüncü kahramanıdır, ona bakalım isterseniz. Selçuk Altun kitabına dair verdiği bir söyleşide şöyle açıklıyor konuyu:
“Beckett entegre, estet ve gizemli bir kültür-sanat kişisi; 20’nci yüzyılın Shakespeare’iydi. Değil yapıtlarını irdelemek, hayat hakkında da konuşmazdı. Mektuplaşmayı yeğlerdi; 20 binden fazla yazmıştır. Oyunlarından Catastrophe 7 dakika ve Breath 45 saniye sürer. Kendisi değil, ama başyapıtı Godot’yu Beklerken ıskalandı. Verdiği onca ipucuna rağmen akademisyen ve izleyiciler oyunu çözemeyince o da içinden güle güle gitti. Romanımın bir parçasıdır bu olgu; ıskalanacağına bahse girerim!”
Gelelim çözülen şifreye! Selçuk Altun bize oyun oynar burada. Çünkü aslında şifreyi çözen kişi Ziya Adlan değil, yazarımız Selçuk Altun’dur.
2011 yılında basına haber olan bir konudur bu aslında. Selçuk Altun, uzun çalışmasının sonucunda Godot’yu Beklerken’in şifresini çözmüş ve bu konu hem Türkiye’de hem de dünyada ses getirmişti. Beckett’in ünlü oyunundaki sır şuydu, Ziya Adlan’dan, pardon yazarımız, Selçuk Altun’dan dinleyelim:
“Bir biyolojik terim olan symbiosis aynı ortamda buluşan iki değişik organizmanın birbirinden etkilenmesi anlamına geliyordu. Aklıma birden; buyurgan bir filozof ve traji-komikleşme arasında gelgitler yapan Estragon ve Vladimir nam karakterler geldi. Godot’yu çözmüştüm; o God (Tanrı) ile Idiot (Budala) sözcüğünün son iki harfinin birleşmesiydi. Bu ipucunun üstüne bir de Estragon’un takma adıyla (Gogo) ile Vladimir’inkilerini (Didi) ekledim. Orada da Godot’ya yakın bir sufle vardı. Evet, Godot’un gelmesine gerek yoktu; o zaten sahnedeydi. İki arkadaş bir absurd oyuna yakışır şekilde aralarında şakalaşıyor, izleyiciye tuzak kuruyorlardı; Godot onlardı!”
Selçuk Altun’un Ayrılık Çeşmesi Sokağı adlı bu yeni romanını bir an önce edinmenizi öneririm. Hem kısa, hem kallavi hem zıpır bir roman okuyacaksınız. Romanı okurken pek çok sürprizle, bilgiyle ve evet bir de Ziya Adlan’ın üniversiteden arkadaşı Enis Batur’la karşılaşacaksınız.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yaklaşık 500 yıl önce; 20 Eylül 1519’da İspanya’dan 5 gemi ve 265 kişi ile yola çıkılıp, 3 yıl sonra 6 Eylül 1522’de 1 gemi ve 18 kişiyle geri dönülerek dünya tarihi yeniden yazılmıştı. Çünkü “başlangıçta baharat vardı!”

 

Türkiye’de Japonya denildiğinde akıllara kültüre dair sayısız başlık gelse de Japonya son yıllarda edebiyat alanında da adından sıkça söz ettirir hale geldi. Japon edebiyatına artan ilgi edebi alanda üretimi beraberinde getirdi ve bu başlık altında çok sayıda kitap, makale vs. yazımını mümkün kıldı.

Hayatla ölüm arasında pencereden bir sınır

 

Kendimi bildim bileli kelimelerle uğraşıyorum. Kelimelerle uğraşmayı sevdiğimi ilkokulda keşfettim. Şen şakrak bir çocuktum ve yaptığım şakaların çoğu, kelime oyunları üzerine kuruluydu. Kimi zaman kelime oyunlarım o kadar dolaylı olurdu ki onları açıklamak zorunda kalırdım. Tabii esprinin esprisi kalmazdı o zaman da. Fakat benim için kelime sadece oyun demek değil elbette.

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.