Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bakışlarımızdaki Boşlukları Neyle Doldurduk?



Şahane
Toplam oy: 53
Bakış Boşluğu, Yahya Kurtkaya’nın üçüncü şiir kitabı. Barınma Felsefesi ve Azalan Kuş Nüfusu kitaplarından sonra Kurtkaya, sözü ve şiirine taşıdığı meseleleri daha rafine söyleme derdinde

İnsan neyle doluysa onunla bakıyor hayata. Ne eksik ne de fazla. Şiir bu bakıştaki asaletin, derinliğin, çelişkilerin, hüzünlerin bir toplamını verir bize. Şiirle bakmaz insan, baktığı dünyanın içindeki şiiri görür. Görmekle bakmak arasındaki o malum sarkaç bize ilk elde bunu öğretir: İnsanın insana uzaklığı. Yahya Kurtkaya, son kitabı Bakış Boşluğu’nda bu uzaklığın ve elbet yakınlığın sınırlarını yoklayan/sorgulayan bir dili kurmanın peşinde daha çok. Bakış Boşluğu terkibi, öncelikle hayatımızı çevreleyen binlerce göz ormanı içinde nereye bakmakta olduğumuzu imliyor aslında. Bakışlarımızın hemen ucunda beliren büyük boşluklar var ve biz o boşlukları neyle dolduruyoruz? Bakış Boşluğu’ndaki şiirler ana hatlarıyla bize bu sorunun içinde kaynayan cevapları çağrıştırıyor daha çok.

 

Bakış Boşluğu, Yahya Kurtkaya’nın üçüncü şiir kitabı. Barınma Felsefesi ve Azalan Kuş Nüfusu kitaplarından sonra Kurtkaya, sözü ve şiirine taşıdığı meseleleri daha rafine söyleme derdinde. Dil açısından ilk dikkatimi çeken husus bu oldu.

 

Barınma Felsefesi, dünyada şairâne mukim olan insanın, kendine durmaksızın korunaklar arayan insanın temel arayışları ve çelişkileri çevresinde bir hayat fotoğrafı vermişti bize: “Görüyoruz işte konuşunca barınamıyor insan / ancak susunca katlanabiliyor biri bir diğerine” (Barınma Felsefesi, s.25)

 

Azalan Kuş Nüfusu’nda ise yaşama gerekçelerini kaybeden insan için tehlike çanlarının çalmakta olduğunu ima eden sorgulayıcı bir dil hâkimdi. Azalan kuş imgesinin bize çağrıştırdığı anlam daha çok böylesi bir dünyanın görüntüleriyle iç içedir zaten: “Son kuş gelip konacak uzamış dilimizin ucuna / uzamış dilimiz hükmü düşen samurayın kılıcı” (Azalan Kuş Nüfusu, s.48) Kavga insanla insanın arasında değil, insanın kendi içindedir aslında. Kurtkaya, işbu gerçeğin pençesinde ayakta durmaya çalışan insanı arıyor daha çok. Aslolan hayatta kalmak değil ayakta kalmaktır çünkü: “seni alıyor işte sana verdiğini sanırken yalancı dünya” (Kısırlaştırılmış Kedinin Hikâyesi, s.56)

 

GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ KUCAKLAYAN SES

 

Kurtkaya, kendiyle ve dünyayla kavgalı, rahatsız bir gönle her zaman inşirah verecek olan o kadim sesi arıyor daha çok. Geçmişi ve geleceği kucaklayan o ses bir güzelliğin inşasında kurucu bir görev üstlenecek aynı zamanda. Bakış Boşluğu’ndaki şiirler o kadim sesin izini sürüyor. O sesi besleyen en temel kavram merhamettir.

 

Kitaba başlarken ilk eleştirel duruş burada kendini gösteriyor: “Merhameti saklıyor herkes korkuyor şöyle rahîm durmaktan” (Kayıp Mızrapla Peşrev, s.3) Kurtkaya, umut imgesine doğrudan değil de dolaylı yoldan bir gönderme içeren bu ilk şiirde yürekleri körelmekten ve dünyanın yüklerinden koruyacak bir ruhun izini sürüyor. Dünya ömrümüzden çalmakta, hakkımızdan gelmektedir ve bunun önüne geçmek için şair bir uyarı atışı yapar: “Kerem eyle bizlere dişlerini bileyen hayvan bizi yutmadan” (Kayıp Mızrapla Peşrev, s.3)

 

Kurtkaya “bekleme” imgesini daha bir seviyor bana kalırsa. Varoluş kaygısı içinde kendini arayan insanın yegâne azığı beklemek belki de. Kendini bekleyen, umudu bekleyen, hem geçmişi hem geleceği bekleyen insan: “Benim sen böyle yağmuru beklediğimi düşün sevgilim” (Makas Değiştiğinde, s.27)

 

Kurtkaya’da geçmiş imgesi çeşitli veçheleriyle geleceğe dönüşme potansiyeli taşıyan bir ana öz gibi nerdeyse. Bir nostalji, bir yazıklanma duygusundan ziyade insanı geleceğe ve geleceğin saldırılarına karşı koruyacak bir kalkan gibi görüyor geçmişi. Burası önemli. Çünkü dozu iyi ayarlanmadığında geçmiş, şimdi’den, an’dan rahatsız olan insanın gözünde pasif bir atalete dönüşme riski taşır her zaman. Kurtkaya, şiirini duygudan ziyade düşünsel bir temele yaslama derdinde daha çok. Düşünceyi bir amaç olarak değil bir araç, meselesini anlatmada bir yöntem olarak görüyor şair. Ki aksi takdirde şiir bir felsefe metnine dönüşür ki, şiirin harcı bu değildir. Kurtkaya için geçmiş bir hatırlama membaı, bir kök ve özeleştiri çağrısıdır bir bakıma: “Söyle onlara / Tahılın tadı eskisi gibi değil / Söyle onlara suyun da” (Kaçış Rampası, s.44) Bu ‘yaşamak yoklaması’ndan sonra söz elbet umuda da gelecektir. Kurtkaya için umut, bakışlardaki boşlukları doldurabilmek için insanın muhtaç olduğu aslî bir cevherdir. Umudu da gelecek imgesi yüklenir daha çok: “Sen geleceksin / Elin yüzün aydınlık / Kalbin bembeyaz da” (Kaçış Rampası, s.45)

 

 


 

 

Kurtkaya, şiirini duygudan ziyade düşünsel bir temele yaslama derdinde daha çok. Düşünceyi bir amaç olarak değil bir araç, meselesini anlatmada bir yöntem olarak görüyor şair.

 

 


 

 

HATIRALAR GEÇMİŞLE ALAKALIDIR

 

insanın arayışına matuf bir yalınlığın ipuçlarını vermeye çalışmış. Kayıp Mızrapla Peşrev bölümündeki şiirler merhamete, aşka, inanca, umuda dair beklentilerin yoğunlaştığı, hayata dair sorguların alt metinde kendini derinden derine hissettirdiği bir duyarlıkla örülmüş. Bakış Boşluğu bölümündeki şiirler ise çatışma ve çelişkiler arasında yaşayan insanın iç dünyasına doğru uzatılmış bir projektör gibi nerdeyse. Zaten bakışlardaki boşluğu anlamaya çalışmak, içimizde bitmeyen o çatışmalardan geçiyor. Tanımlamadan söz etmiyorum elbette, tanımlama çünkü hissiz bir aparata dönüşme riski taşır her zaman. Hâlbuki anlamaya çalışmak, insanın kendi içinde uzayıp giden o hayat yolunu daha iyi “görmesini” sağlayacaktır.

 

Kurtkaya, son bölümde de işbu hayat yolunun çeperlerinde dolanıyor. Dönüş Yolu başlıklı son bölüm, şairin yol boyunca “gördüklerinden” müteşekkil bir dünyanın ayrıntılarını sunuyor bize. Burada geçmişe ve zamana dair belirlemeler Kurtkaya’nın zamana yüklediği anlamın ipuçlarını veriyor: “Artık geçmişte kalan birer hatıradan / İbarettir dünya geçmişte kalan / Birer hatıradan geçmişte kalan.” (Dönüş Yolu, s.77) Aynı adlı şiirin ve kitabın son dizeleri Kurtkaya’nın yola, insana ve hayata dair arayışlarının özü/ruhu olarak da alınabilir elbette: “Hisseden kıssa aldık yol boyunca / Biriktirip düşleri geri çekildik / Şimdi yeniden revân oluyoruz / Yaşamanın adına dönüş yolu dedik.” (Dönüş Yolu, s.91)

 

 

 

BAKIŞ BOŞLUĞU
Yahya Kurtkaya
PRUVA YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.