Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Düğümler ve Çözümler



Gayet iyi
Toplam oy: 46
Bağlar, toplumun aile bireylerine yüklediği rollerin girdabına düşmüş fertleri birbirine bağlayan, birbirinden iten, tekrar bir araya getiren ‘bağlar’a ilişkin çarpıcı bir roman.

Sıradan mutluluklar üzerine erken yaşlarda kurulmuş bir yuva, iki çocuk, kendini evine ve çocuklarına adamış bir kadın, geçen yıllar ve bir tarafın bu küçük, tekdüze dünyayı geride bırakma isteği. Erkeğin bu dörtlü arasındaki rolleri “anlamsız bir makinenin her zaman aynı hareketleri yinelemeye mahkûm çarkları” olarak tasvir etmesi ve başka bir kadın için evi terk etmesi... Hikâye aslında çok da aşina olduğumuz bir konu değil mi? Fakat Domenico Starnone, Bağlar romanı ile ilk sayfalardan itibaren okuyucunun duygu sınırlarını zorlayan hatta sarsan bir okuma deneyimi sunuyor.

 

Roman “üç kitap” olarak adlandırılan bölümlerden oluşuyor: İlk kitap; Vanda’nın evi terk etmesinden sonra eşi Aldo’ya yazdıgı mektupları içeriyor. Mektuplar bir bakıma Vanda’nın durumla yüzleşmesidir. Dört yıllık süreci kapsayan bu mektuplar yer yer nefret, histeri, suçlama, hakaret hatta bazen empati içerir. Aslında bu durumla karşı karşıya kalmış bir kadının verebilecegi tüm organik tepkileri verir. Bir taraftan da Vanda’nın hiçbir yuvasından vazgeçme niyetinin olmadığını görüyoruz. Mektuplardan ayrılık yıllarında terk edilmiş ve çocuklarıyla yalnız kalmış bir kadının psikolojisine, ayakta kalma mücadelesine dair birçok ipucu var. Birkaç yıl sonra Aldo ve Vanda tekrar bir araya gelir fakat Heraklitos’un dediği gibi “Hiç kimse aynı nehre iki defa giremez çünkü ne nehir aynı kalmıstır ne de nehre giren kişi” sözünü doğrularcasına aslında hiçbir sey eskisi gibi olamayacaktır. İkinci kitap; aradan 40 yıl geçtikten sonra, artık bir ihtiyar olan Aldo’nun, mektupları tekrar okuması, yer yer geçmişe dönüşleri ve uğruna evi terk ettiği ve hala tutkuyla âşık olduğu Lidia’yla durumu üzerinedir. Üçüncü kitap; artık yetişkin bir kadın olan evlatlardan -Anna’nın- ağzından, ayrılık yıllarının, çocuklukta alınan yaraların bir yetişkinin ruhunda nasıl yer edindiğini görüyoruz.

 

Her bölüm “ötekini anlamak” üzerine derin düşüncelere götürüyor, belki de bizde de karşılığı olan bazı duygular ve düşüncelerle yüzleşmeyi sağlıyor. Hiçbirimizde tam bir cevabı olmayan soruları tek tek soruyor.

 

KOPARIP ATAMADIĞIMIZ BAĞLAR

 

Hikâyede 4 yılın ardından çocuklarını ilk kez gören Aldo’nun, kızı Anna’ya ayakkabı bağcıklarını nasıl bağlayacağını öğrettiği bir sahne sonrasında Aldo eve dönme konusunda ilk kırılmayı yaşar, neden olduğu yıkımları görmezden gelmeyi sürdüremez. Romanın orijinal ismi olan “Lacci” kelimesi Italyancada “ayakkabı bağcığı, bağcık” anlamına gelmektedir. Aldo roman boyunca kurtulmaya çalıstığı evliliğin, gelenekselliğin “bağlar”ından yakınır. Hikayenin bütününe yansıyan “bağlanmaktan kaçınma, kurtulma” diğer taraftan da “aile bağı” denilen olgudan hangi şartta olursa olsun kurtuluşun olmadığına dair “Ayakkabı bağcığı” kullanışlı bir metafor olarak romana derinlik katmış. Bağlar, aslında çok da tekin bir kurum olmayan “aile” kavramını bireyler üzerinden, birden çok anlatıcının gözünden var olma sorunu ile irdeliyor. Aslında buraya kadar anlattıklarımdan da fazlasını bulacaksınız; aşk, eninde sonunda bir benzeri olunan ebeveynler ve defoları, toplumun aile bireylerine yüklediği roller üzerine… Rollerin girdabına düşmüş bireyleri birbirine bağlayan, birbirinden iten, tekrar bir araya getiren bağlara ilişkin çarpıcı bir roman.

 

İLKLERIN KİTABI

 

1945 sonrası öykü türünde nitelikli eserleri, özenli çevirisi ve özgün tasarımlarıyla okuyucuyla buluşturan Yüz Kitap artık roman türünde de yayım yaptığını duyurdu. İtalya’nın en prestijli edebiyat ödülü Strega’nın sahibi Bağlar, Yüz Kitap’ın ilk romanı, aynı zamanda Domenica Starnone’nin -Meryem Mine Çilingiroglu tarafından İtalyanca aslından- Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Çağdaş İtalyan edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Bağlar’ın dilimizde hak ettiği değeri görmesi dileğiyle.

 

 

BAĞLAR
DOMENICO STARNONE

ÇEV: MERYEM MİNE ÇİLİNGİROĞLU
YÜZ KİTAP 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Aynı zamanda boksör de olan bir şairdi Arthur Cravan. Fakat itiraf etmek gerekirse ne büyük bir şairdi, ne de çok arzulamasına rağmen sıkı bir boksör olabildi.

 

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.