Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Edebiyat, Ahlak ve Wattpad: Yazar ne kadar özgürdür?



Zayıf
Toplam oy: 16
Yazarın yazarken ne kadar özgür olduğu tartışmasının elbette sonu yok. Yine de bazı sorular sormamız gerekiyor, çünkü son dönemde yaşanan tartışmalarda gördük ki, her istediğini istediği şekilde yazan bazı yazarlar, gözümüzün önünde açıkça pedofiliyi öven metinler kaleme almışlar. Üstelik yıllardır dolaşımda olan bu metinler bir şekilde herkesin gözünden kaçmış. Peki, doğası gereği ehlileştirmeye karşı direnen edebiyatla bu kötü metinleri nasıl birbirinden ayıracağız, yazarlar ne kadar özgür olmalıdır? Son dönemde binlerce içerik üretilen özellikle gençlerin rağbet ettiği Wattpad gibi yazarlık uygulamaları nasıl bir süzgeçten geçirilmeli? Gelin bu soruları beraber sorup, beraber cevap aramaya çalışalım…

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


Odağına anlatmayı, anlatırken de en ideal formu yakalayarak yol almayı koyan edebiyatın neyi ne kadar anlatabileceği netameli bir tartışma konusu. Üstelik edebiyat gücünü ve özgürlük alanını da bu potansiyele borçludur; edebiyat evreni tümüyle kapsanamadığı için sınırlarla güdükleştirilemez ve kendisini gözetleyenlere, ehlileştirmeye çalışanlara (kimi zaman sessizce) direnir. Dolayısıyla içerik ne kadar ahlakî ve toplumsal kurallara göre belirlenmeye çalışılsa da, biçim bu kuralların dışına çıkıp hareket etme ve önüne çıkan engelleri aşmaya yönelik bir iktidar alanına sahiptir. Söz gelimi, kimse Ferit Edgü’nün Hakkâri’de Bir Mevsim metnine kesinkes “Bu bir romandır” diyemez ya da aynı şekilde Lêyla Erbil’in Kalan’ı da bu tedirginliği, aynı kararsızlığı yaşatır okuruna. Bu bir roman mıdır yoksa şiir mi; yazarın bu soruları sordurması dâhi onun yetki alanını genişletir.

 

Bu anlamda, edebiyat neyi ne kadar anlatabilir/anlatmalıdır? İdeallerle, belli ilkelerle sınırlandırılmış bir edebiyat kavrayış ve tahayyülü mümkün müdür? Mümkünse dahi bu ilke ve kurallara bağlı kalan yazarın niyetini ve iradesini aşan metin, bu düzene ne denli tâbi olur? Yazarın dahi farkında olmadığı göstergeler içeren bir metin, her okuma ve okurda bambaşka yönlerini, katmanlarını sunma imkânı taşırken, metni hapsedecek herhangi bir çerçeve belirlemek ne kadar mümkün olabilir?

 

“Madame Bovary benim!”

 

Flaubert’den Nabokov’a, Tim Morrison’dan Salman Rushdie’ye dünya edebiyatının kanonik figürlerinden birçok isme farklı sebeplerle sansür uygulanmıştır. Flaubert, Madame Bovary’yi yazdığında henüz otuz beş yaşındadır. Tamamının yayımlanması için mahkemede yargıcın huzuruna çıktığında “Kimdir bu ahlak celladı Madame Bovary?” sorusuna Flaubert, “Madame Bovary benim!” diye cevap verir. Yaşantısı Emma Bovary’den farklı olmayan Flaubert, burjuva hayatının bütün (sakıncalı sayılabilecek) gereklerini yerine

getirmesine rağmen hayatı değil ancak onun izdüşümü, temsili olan üretimi Madame Bovary bir tehdide dönüşmektedir. Etkile(n)me endişesinin kaynağı olan yazınsal mecra, temsil ettiği gerçeklikten çok daha tehditkâr bulunmakta, kısıtlı bir alanda faaliyet göstermesi için tedbirler alınmaktadır.

 

Erkek yazar, kadın okur mu?

 

Peki, kurmacanın sahip olduğu oyunsu konfor alanıyla her şeyi anlatının malzemesi haline getirebilme, her koşulda muğlak mevzilerde konumlanma imtiyazının olduğunu söylemek ne kadar mümkündür? Anlatının ne şekilde kurgulandığı, kurmaca evrenin hangi niyetler ve zihniyet etrafında şekillendirildiği yazarın mesuliyet alanına yönelik belli belirlenimler ortaya koymaz mı? Edebiyatın her şeyi malzemesi olarak işlemeye imkân veren doğası, yazarı tüm sorumluluklardan azade mi kılar? Türk romancılığının ilk dönemini temsil eden Tanzimat dönemi edebiyatçılarına bakıldığında henüz türün yabancısı olmalarından kaynaklanan anlatıcı/yazar ayrımının gelişmediği görülür. Nitekim bu durum sadece türe yönelik bir yabancılıktan, yeni tür karşısında acemi olmaktan kaynaklanmaz; Şerif Mardin’in de ifade ettiği gibi hem birer kamusal aydın hem de birer yazar olma mesuliyetiyle hareket etmek, yazarlara toplumu, değişimin getirdiği tehditlerden, züppeleşmeye yönelik etkilenme hallerinden uzak tutmaya çalışmak gibi bir misyon yüklemektedir.

Edebi ahlakın nerede devreye girebileceği ya da girmesi gerektiği söz konusu olduğunda anlatıcı/yazar tasnifinden hareket etmek mümkündür. Tanzimat edebiyatının kurucu isimlerinden ve mümessillerinden Ahmet Mithat Efendi’nin metinleri bu muğlaklığa yönelik dikkate değer örnekler içerir. Söz gelimi Felâtun Bey ile Râkım Efendi’de araya girip tiratlar atan, metni kurmaca bir dünyadan koparan yazar sesi, anlatıcının değil, Ahmet Mithat Efendi’nin görüşlerini temsil etmektedir. Bu itibarla, metinde “kapatma” olarak sunulan Çerkes köleden, “haz ihtiyacını ikâme etmek için istifade edilen” İngiliz Ziklas ailesinin kızlarından iştahla söz eden yazar, anlatıcıyı gölgede bırakarak kendisini görünür kılmaktadır.
Namık Kemal de ilk dönem metinlerinden İntibah’ta anlatının akışını bozacak şekilde araya girmekte ve kadın karakteri baskın bir erkeklik diliyle arzulayan bir yazar personası ortaya koymaktadır. Öte yandan yazarın kadın karakterleri bu şekilde kurarken okur kamusunu kadın olarak tahayyül etmesi de kendisine biçtiği erkeklik rollerinin ve iktidar alanının iz düşümüdür. “Gerçekten de bir endişe olmalıdır burada. Yoksa romanlarda Paul de Virginie’yi neden hep kadınlar okusun? Kadının intikam alması için neden Monte Kristo’yu okuması gereksin? Genç kız, metres ya da cariye: Erkekler dururken neden özellikle onlar etkilensin romandan?” Aşkı, hayatı romanlardan öğrenen, romanlarda gördüğü hayatlara gıpta eden, romanlarda sunulan dünyanın şehvetine kapılan ve felakete uğrayanlar neden hep kadınlardır diye soruyor Nurdan Gürbilek. Ayrıca erkek yazarların muhayyel okurlarını kadın olarak belirlemelerinin altında ne gibi endişeler yattığını da tartışmaya açıyor. Türk edebiyatında sıklıkla kadının cinsel şiddetin, istismarın muhatabı ve bir yandan da bu üretimin okuru, alıcısı olarak konumlandırıldığı dikkate alındığında, yazarın anlatıcıdan rol çalmak suretiyle kurmaca dünyayı gerçek dünyaya taşıması, ahlaki tartışmalar yürütmeye de alan açmaktadır.
Yazarın mesuliyeti nerede başlar?


Tüm bu tartışmalardan sonra akla, söz konusu konfor ve özerklik alanının, yazarı tüm sorumluluklardan azade kılıp kılamayacağı sorusu geliyor. Yazar ne isterse yapabilir, herhangi bir konuda istediği gibi yazıp çizebilir mi? Bilhassa modernist edebiyatın yazara bahşettiği yaratıcı pozisyonu, hiçbir kısıt tanımayan sonsuz bir özgürlük alanına sahip midir? Öncesinde de değindiğim gibi gerek teknik tercihler gerek de yazarın anlatıcıya müdahalesi, yazarın da mesuliyetlerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Cinsel şiddetten pedofiliye, ensestten cinayete kadar edebiyatın alanına girmiş birçok içeriğe hiçbir tartışma yürütmeden sonsuz bir eylem alanı tanımak mümkün değildir. Zira etiğin ve estetiğin bıçak sırtı ilişkisi, birini diğerinden tümüyle ayırmayı imkânsız kılıyor.
Yazar, anlatıcıyla iş birliği içinde metinde sunulan sakıncalı içeriğe ortak oluyorsa eğer, bu bir suç ortaklığına dönüşme tehlikesi içermekte. Kadınların sahneye çıkartılmadığı, birer dekor unsuru olarak kullanıldığı, erkeğin sonsuz güç ve yetkiyle donatıldığı metinlerde yazar, kadını ve erkeği böyle görmesinin, bu eşitsizliği pekiştirmesinin sorumluluğundan ayrı tutulabilir mi? Aynı şekilde cinsel şiddet içeren bir olayı kendi iştahını da katarak onaylayan, bunu tabii bir biçimde kurgusuna dâhil eden yazarın da konumu, sorumluluk alanı sorgulanmaya açılmalıdır. Modernitenin yarattığı fragmental ve çarpık dünyayı temsil etmenin çok dışında, yapılan eyleme taraf tutmaya, onu tasdik etmeye dönüşen her bir yazar müdahalesi, bu meyanda tartışmaya açılmalıdır.
DOSYA EKİ:


GÖKHAN ERGÜR / PSİKOLOG-ŞAİR


“WATTPAD’DEKİ POPÜLER İÇERİKLER SON DERECE PROBLEMLİ”
Üzerinde durulması gereken temel meselenin aslında Wattpad’in formatı değil içeriği olduğunu düşünüyorum. Bu uygulamanın içinde yer alan, çok okunan ve popüler hale gelen içerikleri son derece problemli buluyorum; ensest, pedofili, uyuşturucu bağımlılığı ve psikotik yaşam modellerinin öne çıkartılıp gençlerimize gerçek ve özenilmesi gereken bir yaşam formu olarak sunmak çocuk ve ergenleri felakete sürükleyebilir. Zira bu dönemde çocuklar ve ergenler okuduklarından, dinlediklerinden, gördüklerinden fazlasıyla etkilenerek gördüklerini modellemeye ve taklit etmeye yönelirler.
Herkesin yazar olabildigi alan


Wattpad’de çok etkileşim alarak ya da Wattpad vesilesiyle kitap bastırıp yüz binlerce satarak yazar olamazsınız. Bu platform elbette ki yazı pratiğini geliştirir fakat herhangi bir editör ya da usta denetimine tabi tutulmadığı için metinleriniz bir zaman sonra kendisini tekrar etmeye başlar ve gelişim gösteremez. İnternet ortamındaki öneriler, tavsiyeler ya da yaratıcı yazarlık kurslarıyla öykücü, romancı ya da şair olunmaz. Edebiyatın matematiksel, sosyolojik ya da psikolojik bir formülasyonu yoktur, harfler net sınırları ve fiziksel gerçeklikleri kabul etmez. Wattpad ortamında “çok okunan” metinlerle kast edilen aslında bir bakıma çok tık almak, çok merak edilmek, çok mahremiyet sergilemek. Wattpad uygulamasında çok tıklanan (okunan) kitapların isimlerine ve kapaklarına bakmak bile bize bu mecrada işlerin nasıl yürüdüğünü gösteriyor. Hem bedensel hem de ruhsal kimlik arayışında olan gençler için bu tarz içerikler kendilerine bilinmez bir dünyanın kapılarını açtığı için el üstünde tutuluyor ve büyük bir değer atfediliyor. Özetle Wattpad’de çok okunmanın yolu daha iyi edebi metinler üretmek değil daha fazla cinsellikten, şiddetten ve insanın karanlıkta kalmış yönlerinden bahsetmek. Tüm bunların edebiyat ortamına ne gibi etkileri olur sorusu uzun süredir kafamda. Hiçbir etkisi olmaz demek fazla kolaycı bir tavır olur çünkü artık teknoloji ile bütünleşmiş bir nesil ile beraberiz ve onların ilgileri, merakları, beğenileri ve zevkleri farklı. Ucuz ve kalitesiz metinlerle büyüyen gençlerin bu metinleri gerçek edebiyat zannetmesi ve beğenilerini bu metinler üzerine kurması son derece olası bir durum.
Artık herkes bir şeyler söylemek istiyor


Sosyal medya ve teknolojinin de sağlamış olduğu kolaylıklarla artık herkes bir şeyler söylemek istiyor. Büyük ve kalabalık bir pazar yeri düşünün, kulakları sağır edecek kadar gürültülü bir ortam herkes bağırıp elindeki malın çok kıymetli olduğunu anlatmaya çalışıyor fakat o kalabalık meydanı biraz dolaştığınızda göreceksiniz ki meydanın hepsi satıcılarla dolu alıcı kimse yok.


KADİR DANİŞ / YAZAR


“İNSANLARIN BERBAT ŞEYLER YAZMA HAKKI VARDIR”

Wattpad’e pek çok açıdan bakılabilir. Ama hangi açıdan bakarsak bakalım, bir kanaate varsak bile birtakım sorular baki kalacaktır. Mesela bir, Wattpad demokratiktir, denilebilir; edebiyat kanonuna, yayınevlerinin beklentilerine, hatta yazım kurallarına aykırı metinler yazıp yüz binlerce okura ulaşabilirsiniz. Doğru ama edebiyat demokratik mi ki? Yani hangi Anglosakson, eserlerini (hiç değilse sonelerini) bir Lord’a sunan Shakespeare’i; hangi Türk yahut Acem, Şehname’yi Gazneli Mahmud’a sunan Firdevsi’yi geçebilmiş, daha iyi yazmış ya da daha çok okunmuş? İki, Wattpad sayesinde gençler akranlarının yazdıklarını da olsa, belki kötü ve kalitesiz şeyler de olsa bir şeyler okuyor, belki bu sayede ileride daha iyi şeyler okuyacak diye de düşünülebilir. Bir dereceye kadar bu göre Wattpad’de hard-pornografik denebilecek pek çok metin varmış ve bu metinler ortaokul sıralarında bile heyecanla okunabiliyormuş. Okurların yaşıyla ilgili herhangi bir düzenleme, denetlemeyse yok. Yani bu açıdan Wattpad, ileride daha sağlıklı yiyecekler yemeye başlaması umuduyla çocuklarımıza abur cubur ve fast-food yedirmeye benziyor. Son tahlilde insanların berbat şeyler yazıp okuma hakkı vardır. Bu yüzden Wattpad bir boşluğu dolduruyor. Ama her ürün ve hizmet gibi Wattpad de denetime tabi olmalı. Özellikle 18 yaş altı bireyler için her alanda koruma tedbirleri alınırken Wattpad için neden alınmasın? Pek çok alanda kendilerine belki farkında bile olmadan zarar vermemeleri için denetlemeler var. Neden Wattpad’de de olmasın? Hangi anne baba çocuğuna Wattpad’deki sakıncalı içerikleri okuma izni verir? Ben burada kendi adıma en azından şu sonuca varıyorum: 18 yaşından küçüklerin de kalitesiz şeyler yazıp okuma hakkı vardır ama madem bu bireyler 18 yaşlarını doldurmalarına bir gün kala bile çocuk, o zaman onları zararlı yayınlardan koruyacak bir denetleme de yapılmalı.

Wattpad ve “edebiyat” ilişkisi

Genelde sanat, özeldeyse edebiyat butik bir faaliyet. Klasiklerimiz, ödüllü yazarlarımız kaç satıyor? Üç, beş bin mi? Diğer yandan Wattpad’de milyonlarca kez okunmuş dördüncü sınıf aşk hikâyeleri de var. Yani Wattpad’in kitlesi zaten “halis edebiyata” ilgi duyabilecek bir kitle değil. Kendileri çalıp oynasınlar, ne var bunda? Yani insanların okuduklarının, yazdıklarının kalitesini denetleyemeyiz; kalitesiz şeyler de okuyup yazabilirler ama çocukları kötü niyetli, zararlı içeriklerden koruyacak ve belli sebeplerle (mesela like almak?) kötü niyetli, zararlı içerikler üretmekten alıkoyacak bir denetleme mekanizması kurabiliriz. Nihayetinde herkesin hikâye anlatma konusunda bir özgürlüğü olabilmeli diye düşünüyorum. Bir hikâye yaratmak elbette çok basit. Artık bunu yapay zekâ yazılımları da yapıyor, yani formüle edilebilen bir matematik var ortada; ama ölümsüz bir hikâye yaratmak çok zor. Bir hikâyenin ölümsüz olup olmayacağına da salt yazıldığı dönemdeki okur kitlesi karar vermiyor. Zaman, kanonun onayı, şans gibi pek çok etmen var.
Wattpad’in okuma alışkanlıklarına etkisi


Wattpad okuma alışkanlıkları konusunda her okuyucuyu farklı etkiler diye düşünüyorum; kimi için olumlu etkiler, kimi için olumsuz. Bir genç, Wattpad hikâyelerinden sıkılıp daha kaliteli şeyler okuma amacıyla dünya klasiklerine yönelebilir. Bir diğeri, Wattpad’de yazıp okumak daha çok like getirdiği için, Wattpad’i hiç terk etmeyip hayatı boyunca eline yazarı ölmüş bir kitap almayabilir. Bir diğeri sürpriz yapıp yıllarca dünya klasikleri okuduktan sonra kanonun sunduğu kitaplardan sıkılarak daha “basit” şeyler okumak için Wattpad’e yönelebilir!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Karlofça Antlaşması ile Balkan Savaşları arasındaki felaketler silsilesinin haddi hesabı yok. Bizim Rumeli dediğimiz diyarın Balkanlaşmasının hikâyesi ise ciltlere, kütüphanelere sığmayacak bir facialar silsilesi. Elbette bu facialar silsilesinin kolektif hafızaya sinmiş nice uzantısı var. Peki, edebiyatımız bu izlerden ne kadar yararlanabiliyor?

Kütüphaneler, çok eski zamanlardan matbaanın bulunuşuna ve günümüze toplumların zenginlik göstergelerinden biri olmuştur.

Ölüm hayatın bakiyesidir. Hayatın sonunu değil hayatın bir başka veçhesini karşılar. Elde kalan ne varsa onunla gideriz ölüme. Bu açıdan ölen bir insan için kullanılan “hayatını kaybetti” lafı bomboş bir laftır. Hayat bir başka sayfada olanca tazeliğiyle devam etmektedir çünkü. Ölüme dair anlatılarda ölüm ve ölüm sonrası başlığı öne çıkar. Ya ölüm öncesi?

Bilmem farkında mısınız? Sosyal medyaya bakıyorum, kitap eklerini okuyorum, kitap satış sitelerinin yeni çıkan listelerine göz atıyorum, kitabevlerinde çocuk kitapları raflarını inceliyorum. Hepsinde aynı sonuç: Çocuk şiirleri kitapları yok denecek kadar az… Çıkan çocuk şiirleri kitapları da gereken ilgiyi hak etmiyor.

Hiç seyahatname okumamış birine bunun keyfini anlatmak zor. Gediklisinin, zaten rastladığı kitaba bir göz atmadan geçip gitmesi ihtimal dışı. Zira, sanki özünde, okurunu kendine çeken bir zıt kutbu taşır seyahatnameler. Hele de, zihne kentleri adamakıllı kurma imkanı verebilenler.

 

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.