Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Editörden: Burun deliklerinizden düzenli olarak giren o şey



İyi
Toplam oy: 949

Burun deliklerimizden düzenli olarak havanın girmesi ve çıkması, takdir edilmek için yeterli bir emek ve beceri. Hem de, bu esnada bir yandan saçlarınız ve tırnaklarınız uzayacak, teniniz yağlanacak, kaslarınız  kurşun askerler gibi her türlü emre hazır duracak ve bazı doğal dürtülerinizin peşine düşeceksiniz. Size ait olan her bir parça sürekli çalışacak. İletişim kuracak, anlaşacak ve sizi tuvalete götürecekler. İletişim kuracak, anlaşacaklar ve siz gözlerinizi kırpacaksınız. Her gün görünmez bir maestro gibi, evrende kalmanızı sağlayacaksınız; milyonlarca şeye hükmederek. Üstüne, bu hikaye başarıyla ve yıllarca böyle sürecek.

 

Gel zaman git zaman, parçalarınız oluru verecek ve toprağa karışacaksınız. Her gün düzenli olarak diş fırçalamak bile büyük sorumluluk iken, bir ömür düzenli nefes aldınız. Tebrikler. Bir de üstüne yemek yediniz, tuvalete gittiniz, heyecanlandınız, ağladınız ve öldünüz. Epey mesai. Daha ne yapacaktınız?

 

     (Görsel çalışma: Kyle Montemurro)

 

 

"Daha neler neler yapmak istiyoruz Elif" diye cevap verseniz yeridir. Biliyorum. Gündemlerimiz hep o kadar dolu ki! Düzgünce nefes alıp sadece durmaya hiç mi hiç vaktimiz yok.

 

Peki burun deliklerimizden düzenli olarak havanın girmesi ve çıkması, takdir edilmek için yeterli emek ve beceriyken... Ve dahi hayatımızın hemen hemen tüm amacı düzenli nefes alabilmekken... Neden birtakım sanal gündemler, sanal çatışmalar ve var oluş mahiyetimize uymayan hedefler peşinde, sınırlı ömürlerimizi heba ediyoruz? 

 

Meraklanmaya gerek yok. Suçlu, tabii ki de "onlar".  

 

"Nasıl "o" insan olabilirsiniz?" , "Nasıl sevilebilirsiniz?", "Nasıl takdir edilebilirsiniz?" sorusu etrafında dönen ve bilinçaltınızla oynayan o sanal gündemler. Sizden, normal şartlar altında karşılığı olması gereken hislerinizi alıyor ve karşılık... Vermiyor. Size sizi gösteriyor ve nasıl "o insan" olabileceğinizi anlatıyor. Nasıl takdir edilip onaylanabileceğinizi anlatıyor size. Siz de, daima "en başarılı""en cool" ya da "en hot" olabilmek istiyorsunuz. Takdir edilmek için! Oysa söyledim ya, burun deliklerinizden düzenli olarak havanın girmesi ve çıkması, takdir edilmek için yeterli bir emek ve beceri. (Ölüme birkaç saniye kaldığında, en değerli olan bu olacak çünkü.)

 

Bu dinamiklerin nasıl yaratıldığı, bizlerin nasıl da bu dinamiklerin bir parçası oluverdiğimiz ve en önemlisi, bizi bu dinamiklerin içinden çıkarmadan, hatta tam da göbeğine konumlayarak nasıl daha mutlu olabileceğimizi anlatan bir koca sektör -kişisel gelişim- bu ayki kapak konumuz.

 

Keyifle okuyun. Suçlu siz değilsiniz, meraklanmayın, "onlar".

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.