Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Editörden: O şarkıdan bir tane var



Şahane
Toplam oy: 972

Kulaklığınızı taktınız, Leonard Cohen ya da ne bileyim Aşık Mahzuni, fısır fısır bir şeyler söylüyor. Dikkatli dinlerseniz, sizi ayan beyan edebiyatın sularına buyur ediyor.

 

Diyorlar ki, kabul edilmiş mevcutlar içinde, şair diye anılmak için mutlaka bir kitabın basılsa iyi olurmuş. Biz pek öyle düşünmüyoruz. Bize göre, “Şu an, ne kadar uzakta” şiiriyle Morrissey, “Mahzun Gözlü Ova Dilberi”yle Bob Dylan; kalplerin “en güzel söz söyleme sanatçıları” listesinde, önemli yerlerde.

 

 

Şiirlerin şarkıya ve performansa dönüştürüldüğü bardic kültürüne kadar uzayan bir kökeni var bu işin. 19. yüzyılda Avrupalı gezginler almış eline sazı, 1940’larda ABD’de folk sanatçıları.

 

Güney Amerika’da nueva cantautora, Anglosakson kültürlerde singer songwriter, eski Sovyetler Birliği’nde bard olarak çıkmış bu insanlar karşımıza. Bugün de, ekseriyetle ana akımın dışında, Türkiye’de ve bilimum ecnebi ülkelerde, fakat hep kalbimize yakın bir yerdeler.

 

Ama acaba... Güzelliğini anlamlandıramadığımız onca söze şiir derken, dizgesel bir hata mı yapıyoruz? Seslendirdiği şarkının sözlerini yazan kişiyle baş başa kaldığımızda, bir şarkı mı okumuş oluruz, şiir mi dinleriz? New Yorker’da okumuştum bir zaman; ‘Araba sürerken sindirebileceğiniz edebiyatçıya, ozan denir’ diyordu bir yazar. Gerçekten öyle mi? Ozan, bildiğimiz anlamıyla bir edebiyatçı mıdır? Ve, araba sürerken.... Sindirilebilir mi?

 

Bu yazıda sorulmuş soruların hepsini, hatta bu soruları sormanın gerekli olup olmadığını sorusunu dahi, müzik yazarı Eray Aytimur’a yönelttik, kendisi bize bir dosya hazırladı.

 

Okumadan önce yapmamız gereken, o en sevdiğiniz şarkıyı açıp, iç organlarınızı bir süreliğine yerlerinden etmek. Size sunulan denizlerden birine, plansızca düşüvermek.

 

Ne de olsa, üstüne ne kadar söz söylersek söyleyelim, o şarkıdan bir tane var.

 

 

 

 



Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.