Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Günahsız aşklar, acı veren göçler



Şahane
Toplam oy: 23
Mustafa Nezihi Pesen’in öykülerinde insanı kendisine bağlayan samimi, sıcak, yakıcı bir aşk var. Kadınlar ve erkekler birbirlerini çok seviyorlar. Bu sevgi okuru da içine alacak bir muhabbet halkası ile birlikte veriliyor.

Mustafa Nezihi Pesen, 1973 Bingöl doğumlu. Kendisini daha çok Fayrap dergisinden tanıyorum. Benden Önce Ölme (Ketebe, 2019) yazarın ikinci kitabı. İyi bir okuyucu olan Mustafa Nezihi, yazmaya ve bunları yayınlamaya biraz geç başlamış. Kitapta on dokuz öykü yer alıyor. Yazar, daha önce bir deneme kitabı neşretmişti. O kitapta okuyuculuğunun ipuçlarını az çok öğrenmiştik. 

 

Benden Önce Ölme ise daha çok bütüncül bir Mustafa Nezihi Pesen profili veriyor. Sanatçının hayatıyla kurmaca eseri 

arasındaki mesafeye edebiyatta “kinaye mesafesi” denir. Yazarına göre, eserine göre, kinaye mesafesi daralır veya genişler. Özellikle ilk verilen eserlerde bu mesafenin dar oluşu dikkat çekicidir. Yani yaşantısallıkla düşsellik arasında gidip gelir yazar. Yaşantısallık ön plana çıktığında kinaye mesafesi de daralmış olur. 

 

Mustafa Nezihi Pesen’in öykülerinde kinaye mesafesinin mümkün olduğunca daraldığını görmekteyiz. Bu durum son dönem edebiyatımızın, öykücülüğümüzün en önemli özelliklerinden. 

 

Kendi menkıbelerini öyküleştirmekte, yaşantısal olana mümkün mertebe yaklaşmakta beis görmüyor yazarlar. Şüphesiz ki, ne kurmacaya ağırlık vermek ne de yaşantısal olana ağırlık vermek bir yazarı tek başına iyi yapamaz. Ancak kendimizi anlattığımızda, mutlaka bir yazar olarak kendimizden daha emin oluruz. Daha rahat döner kalemimiz. 


Göç ve dönemeçler

Pesen’in kendi hayat hikâyesindeki önemli dönemeçler öykülerin de konularını belirliyor. Bu dönemeçlerden biri göç. Kitabın ilk bölümünde yer alan öyküler daha çok yazarın ailesinin 1980’de yaptığı göç ve sonrasına odaklanıyor. Doğudan gelen bir ailenin İstanbul’da tutunmaya çabalaması, üstelik İstanbul’un kendine mahsus sorunları dile getiriliyor. Aslında İstanbul’da yaşayan hemen her yazarın bir tutku veya bir bağlılık gibi anlattığı konu İstanbul’dur. Bu, Pesen için de geçerli. Bütün öyküleri İstanbul bir şekilde dolduruyor. Üstelik çoğunlukla İstanbul bir güzelleme havası içinde veriliyor. Bu güzelleme üslubunun bir sebebi İstanbul’un güzellikleri ise bir sebebi de yazarın bütün kitabı sarmış olan iyimser mizacı. Mümince bir tavırla her şeye bakmaya çalışması. 

 

Bu sebeple Mustafa Nezihi Pesen’in öykülerinde insanı kendisine bağlayan samimi, sıcak, yakıcı bir aşk var. Kadınlar ve erkekler birbirlerini çok seviyorlar. Bu sevgi okuru da içine alacak bir muhabbet halkası ile birlikte veriliyor. Fakat aşkın kendilerini Allah’tan uzaklaştırmasına da izin vermiyorlar. 

 

Allah’la barışık aşklar bunlar. Aşkın doğal sonucu olan birtakım günahlar, birtakım kirlilikler Pesen’in öykülerinde anlatılmıyor. Buna rağmen Pesen’in çizdiği iyimser aşk profili kendini okutuyor. Satırlardan satırlara o muhabbet ulaşıyor.

Yazarın en büyük başarısı yarattığı duygusal atmosferle bizi metne bağlamayı başarması. Ve bu duygusal atmosfere eşlik eden bir dil mahareti söz konusu. Kısa cümleler. Kesik kesik. Eksiltili. Bol yinelemeler. Bir “mensure” okuduğumuz duygusuna kapılıyoruz. Mensure yani “düzyazı şiir”. Yazar yazıya geç girmiş biri gibi değil, çok usta bir yazar gibi dilini maharetle kullanıyor. 

15 Temmuz hikâyeleri 
Kendi adıma Pesen’in siyasal öykülerini aşk öyküleri kadar kuvvetli bulmadım. 15 Temmuz öykülerini belki daha dolayımlı, daha sahneleme tarzı içinde vermek lazım. Burada, yazarın kendi siyasal bakışını hiç esirgemeden 15 Temmuz hikâyelerinden öyküler kotardığını görüyoruz. 
Sanırım yapılması gereken daha dıştan, daha kurgusal metinler yazmak. Aşk konularını bütün duygusallığı içinde, bizi metne bağlayarak anlatmasını bilen yazarın siyasal öykülerinde aynı başarıyı gösterdiği söylenemez. 
Ancak yazımızı bitirmeden şunu da mutlaka belirtelim: Aşkı veya göçü anlatırken, zaman ve coğrafyadan yola çıkarak, olayı ve kişileri biricikleştirebilmesi, yani düzayak bir aşkı veya göçü değil, belli bir zaman diliminde belli bir sosyolojiye ait bir aşkı anlatabilmesi Benden Önce Ölme’yi çok değerli kılıyor. Bunu çoğu öykücü başaramıyor.

Sıradanlık tehlikesi 
Yaşanan aşkın veya anlatılan her ne ise o şeyin, o insanlara mahsus, o yerlere mahsus özellikleriyle verilmesinden bahsediyorum. Bunu yapamadığımız zaman dünyada yaşanmakta olan herhangi bir olayı genel hatlarıyla çizmiş oluyoruz. Bu da sıradanlığı getiriyor. 
Velhasılıkelam: Mustafa Nezihi Pesen, duygusal atmosfere okuyucuyu dâhil edebilmek, dil mahareti, anlatılan olayın yerelliğini, biricikliğini vurgulayabilmek gibi hususlardaki başarısıyla, öykü okuyucularının kitaplıklarında eserine yer açmalarını sağlamış gözüküyor. 
Belki bunlara ek olarak, yazarın “kinaye mesafesi”ni biraz daha açarak, “başkasını anlatma” çabasına daha çok girmesi gerekebilir. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de James Joyce’un İletişim Yayınları’ndan çıkan tek öykü kitabı Dublinliler’dir. Bu öykülerde Joyce “şehrin sesi”ni modern öyküye kazandırmıştır.

 

Kaybolan oylumlu bir roman, üç kişi etrafında gelişse de, tartıştığı çok konu var; günümüz kapitalizmi, pazarlama kültürü, evlilik kurumu, askerlik, Osmanlı mirası, aile, yazarlık, kişisel gelişimcilik… Bu romanın ve yazmaktan kaynaklı meselen neydi? Biraz buradan yola çıkalım sohbete…

 

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.