Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Güzelliği Basitliğinde Parlayan Öyküler



İyi
Toplam oy: 58
Carys Davies’in Kuytu kitabı, içeriğindeki Çehov tadındaki basit, ama güzelliği basitliğinde parlayan öyküleriyle sıklıkla dönüp okunacak öykülerden olmaya şimdiden aday.

Edebiyat, salt bize görmediklerimizi göstermeye yarayan bir araç değildir. Ya da göremediklerimizin altını çizen, tek boyutlu kalınca bir çizgi... Çoğu zaman edebi eser, bize iki-üç cümleyle anlatıp geçtiğimiz her ne varsa şu hayatta, aslında daha daha fazlasının olduğunu hatırlatır: Sesi kısık olayların, durumların, ayrıntıların, şeylerin pek de öyle olmadığını serer gözlerimizin önüne. Sözü açar, genişletir, derinleştirir; ama sırrı da daima korur. Şüphesiz, bunu en iyi yapan kalemlerin başında da usta öykücü Çehov gelir.

 

İngiliz edebiyat eleştirmeni ve yazar James Wood, Çehov için şunları söyler: “Ayrıntı Çehov’un eserinde sabit olmayan, suskun bir varlıktır. Dünyayı kendisi gibi kaçamaklı bulur, hayatı her dalından salkım salkım öykülerin, mahrem duyguların sallandıgı bir ağaç olarak hayal ederdi. Öykü onun için muamma olarak başlar, muamma olarak biterdi.”

 

Çehov’un öykü anlayışını, edebiyat duyuşunu, görüşünü ve yaklaşımını özetleyen en iyi tanımlamalardan biridir bu bana kalırsa. Gençlik yıllarında yazdığı mizah öykülerinden tutun da kaleme aldığı son eserlere kadar, incelikle süzülmüş bu tadı daima alırız Çehov öykülerinden. Wood’un bahsettiği muamma, katman katman, metnin damarlarında akan kan gibi yerinde duramayan, ama daima orada olduğundan emin olduğumuz bir şeydir. Çehov hayat ağacının öykü meyvelerini koparmadan, o basit gibi görünenin çekirdeğinde saklı giziyle sunar okuruna. Anlatılamaz gibi olanı anlatır, hatta bize nasıl anlatacağımızı da öğretir, bir yandan.

 

Bu kadar çok Çehov’dan bahsetmemin nedeni ise Carys Davies’in Yüz Kitap tarafından Türkçeye kazandırılan Kuytu adlı kitabındaki öykülerinin okur çevrelerince kısa zamanda pek sevilmesi ve birçok kişi tarafından Çehov’a benzetilmesinden…

 

KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ VE AİLE

 

Davies, çagdaş bir yazar. 2018 yılında yayımladıgı West adlı romanından biraz önce, 2015 yılında yayımlanan ikinci öykü kitabıyla ilk defa Türk okurlarının karşısına çıkmış oldu. Her ne kadar kitabının orijinal adı The Redemption of Galen Pike olsa da (Galen Pike’ın Kefareti -aynı zamanda kitaptaki en uzun öykülerden birinin de adı) Türkçede Kuytu ismiyle yayımlandı. (Kitapta “Kuytu” adını taşıyan bir öykü yok, ama aslında var: The Quit. Öykünün adı, Sessizlik olarak çevrilmiş konusu da dikkate alınarak. Ama kelimenin uzak anlamlarından biri de Kuytu. Aynı zamanda, kitaptaki öykülerde insanın kuytusundaki duygular anlatıldıgı için, böyle tercih etmiş Yüz Kitap.)

 

Kitabın açılış öyküsü olan Sessizlik ve kitaba orijinal adını veren Galen Pike’ın Kefareti öyküleri başta olmak üzere, öykülerin genel izleği kadınlık, kadın-erkek ilişkileri ve aile diyebiliriz. Fakat klişelerden oldukça uzak bir konu seçimi ve işleyiş var öykülerde. Her ne kadar ilk bakışta “basit” gibi görünseler de aslında tam da girişte sözünü etmeye çalıştığım Çehov’un öykü anlayışının tadını veren bir kurmaca bakış açısı söz konusu. Katmanlı, hatta katmanların çoğu kez görünmez bir şekilde yer degiştirip durduğu öyküler bunlar.

 

Mesela, inceden inceye kara mizah tadını da barındırdıgını düşündüğüm Yoldakiler öyküsü, kadın-erkek ilişkilerine ilişkin bir “ibret” öyküsü olarak görülebilir en başta: Karakterimiz, bir nedenden dolayı eşini ve yaşadıgı şehri, hatta ülkeyi terk edip bambaşka bir hayat kurmuştur kendine. Fakat bir gün, şahit olduğu bir karı-koca sürtüşmesi ve bundan sebep ortaya çıkan inadın oldukça trajik sonu, eşiyle yaşadığı ve kendisine çok uç şeyler yaptıran tartışmaların aslında ne kadar da basit şeyler olduğunu kavramasına yol açar. Kolaylıkla, “Bir musibet, bin nasihatten evladır” sözünün açılımı olarak da okunabilecek bu öykü, öylesine basit midir peki? Eric-Emmanuel Schmitt romanlarını da hatırlatan bu öykü, aynı zamanda bir manevi tekâmül öyküsü (öykünün adı bile bunu çagrıştırıyor sanki) olarak da okunamaz mı? Ya da feminist bir bakış açısıyla…

 

 


 

Kitabın açılış öyküsü olan Sessizlik ve kitaba orijinal adını veren Galen Pike’ın Kefareti öyküleri basta olmak üzere, öykülerin genel izleği kadınlık, kadın-erkek ilişkileri ve aile diyebiliriz.

 


 

ÖDÜLLÜ BİR KİTAP

 

“Size Anna Karenina’da ne anlatmak istediğimi söylemek için, romanımı baştan sona okumam gerekir” diyen Tolstoy’dan ilhamla, Davies’in öykülerinden de uzun uzadıya bahsetmek zor. Basit, ama güzelliği basitliğinde parlayan bu öyküler, sanırım sıklıkla dönüp okunacak öykülerden olmaya şimdiden aday. Kuytu, aynı zamanda ödüllü bir kitap: Uluslararası Frank O’Connor Öykü Ödülü dâhil birçok ödül aldığını ve seçkin kitap listelerine seçildiğini de hatırlatalım.

 

Ayrıca, son bir tavsiye: Çagdaş dünya öyküsünde neler yazılıyor diye merak edenler, mutlaka Yüz Kitap’ın yayımladığı eserleri takip etmeli. Güzel kitap seçimleri, özenli çevirileri ve estetik kapak tasarımlarıyla, bizlere öyküleri hep yeniden sevdirdikleri için teşekkürler.

 

 

 

KUYTU
Carys Davies

ÇEV: Yasemin Akbas
YÜZ KİTAP 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Hayatla ölüm arasında pencereden bir sınır

 

Kendimi bildim bileli kelimelerle uğraşıyorum. Kelimelerle uğraşmayı sevdiğimi ilkokulda keşfettim. Şen şakrak bir çocuktum ve yaptığım şakaların çoğu, kelime oyunları üzerine kuruluydu. Kimi zaman kelime oyunlarım o kadar dolaylı olurdu ki onları açıklamak zorunda kalırdım. Tabii esprinin esprisi kalmazdı o zaman da. Fakat benim için kelime sadece oyun demek değil elbette.

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Aynı zamanda boksör de olan bir şairdi Arthur Cravan. Fakat itiraf etmek gerekirse ne büyük bir şairdi, ne de çok arzulamasına rağmen sıkı bir boksör olabildi.

 

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.