Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Hani O Hep Bildiğimiz Kadın



Şahane
Toplam oy: 35
Cusk’ın üç kitabında da farklı hayatları -aslında hepimiz için tanıdık olan- farklı hikâyeleri okuyoruz. Granta’nın “En İyi 20 Genç Britanyalı Yazar” listesinde yer alarak beklentiyi yükselten Rachel Cusk’ın bundan sonra neler yazacağı hepimiz için merak konusu.

Bazı kadınlar vardır ilk başta varlığını çok hissedemezsiniz, coşkulu ya da farklı değillerdir. Sanki hep oradadırlar, olmaları gereken yerde. Fakat bir şekilde dikkat kesilirseniz o durağanlığının içinde bambaşka denizlerin var olduğunu görürsünüz. Doğru yerde susar doğru yerde konuşurlar. En çok da dinlerler. Daha da önemlisi en sıradan ya da basit gibi görünen soruları sorarak zihninizin en arka yerinde kalmış, saklanmış belki de uyuyan bir şeyleri uyandırır, şaşırtırlar. Bu kadınların yanından ismini koyamadığımız, neyi düşündüğümüze tam olarak odaklanamadığımız, ama zihnimizi karıştıran bir duyguyla ayrılırız.

 

Rachel Cusk’ın kahramanı Faye’in bende bıraktığı duygu tam olarak böyle bir şey. Faye benim için bir yerlerden tanıdığım, karşılaştığım, detayları görebilen tüm o vakur kadınlar gibi… Bu yönüyle diğer romanlarda sıkça karşılaştığımız kahramanlara benzemiyor. Metnin başlayan, gelişen ve sonuca bağlanan bir kurgusu yok. Hayatın içindeki o basit ve sıradan anları/kesitleri yani yoluna çıkanların hikâyesini anlatıyor hatta şöyle söylemek daha doğru olacaktır “dinliyor”. Metinde bol diyalog okuyucuyu bekliyor. Faye hikâye anlatıcısı değil daha çok dinleyicisi konumunda. Bu diyaloglar, anlar, kesitler, hayatlar, sanat, edebiyat, özgürlük, kadın olmak, evli olmak, anne olmak, boşanmak üzerine düşünme kapılarını aralıyor. Yazar bu anlamda risk almış, yolunu çizmiş ve özgünlüğü yakalamış.

 

Tanıdık hikâyeler

 

Seri üç kitaptan oluşuyor. Serinin ilk kitabı Çerçeve, iki çocuklu, boşanmış yazar Faye’in yaratıcı yazarlık dersi verme üzere Atina’ya yaptığı yolculuğu anlatır. İkinci kitap Geçiş’te ise Faye iki oğluyla Londra’ya taşınır ve harabe olarak satın aldığı evin tadilatını sürdürür. Üçlemenin sonuncu kitabı Övgü’de ise Faye İngiltere’den Avrupa’ya bir edebiyat festivali için yolculuk yapar. Üç kitabın ortak noktası farklı mekanlarda farklı insanlarla karşılaşmalardır; yazarlar, eski dostlar, öğrenciler, yayıncılar, çevirmenler, gazeteciler hatta birlikte seyahat ettiği koltuk komşuları ve onların gerçek hayatlarıdır.

 

Cusk üçlemenin sonuncusu olan Övgü’yü kadının özgürlüğü meselesini kurcalayarak, onu saran kısıtlamalar ve erkeğin gizli hâkimiyet alanında kadınların nefes alma çabasına vurguyu güçlendirerek -daha yüksek sesle dillendirerek- bitiriyor. Üçüncü kitapta daha feminist bir söylem geliştirdiğini söyleyebiliriz. Tam da ikinci dalga feminizmin ortaya koyduğu toplumsal cinsiyet eşitsizliğine Cusk’ın kadınları ile tekrar tanıklık ediyoruz. Cusk kendisi gibi kadın yazar olan edebiyat ve yayıncılık dünyasında var olmaya çalışan Faye’in sesine kulak verirken belki de kendi kariyerinde bir kadın olarak meşgul olduğu, mücadele ettiği sorunlarla bir çeşit yüzleşmeye girdiğini de bir kadın olarak tahmin edebiliyorum.

 

Cusk’ın üç kitabında da farklı hayatları -aslında hepimiz için pek de tanıdık olan- farklı hikâyeleri okuyoruz, aynı çevirmen ve editörün -Lâle Akalın ve Darmin Hadzibegoviç- elinden çıkmış olması bir bütün olarak düşünüldüğünde ahenk içerisinde, kesintisiz bir okuma keyfi yaşamaya katkı sağladığını düşünüyorum. Granta’nın “En İyi 20 Genç Britanyalı Yazar” listesinde yer alarak beklentiyi yükselten Rachel Cusk’ın bundan sonrasında neler yazacağı hepimiz için merak konusu.

 

 

ÖVGÜ
Rachel Cusk

ÇEV: Lâle Akalın
YAPI KREDI YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yayın sektörünün içinden biri misiniz? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

İnsan karakter özellikleriyle tanınır daha çok. İnsanın kelimeleri, yürüyüşü, dinleyişi, konuşması hepsi birlik olup karakter denilen hususiyetler toplamını oluşturur. Dil de bir karakter taşır sonuçta. Her dilin ayrı bir karakteri vardır. Çünkü dil, konuşulan ağızlarda, susulan gönüllerde bir kimliğe, bir aidiyet bilincine dönüşür daha çok.

Dünya tarihini değiştiren, konumuzla alakalı en önemli icatlardan biri yazı ise diğeri kuşkusuz matbaadır. Matbaa denildiğinde de akla gelen ilk isim 3 Şubat 1468 yılında hayata gözlerini yuman Johannes Gutenberg’tir. Modern matbaacılığın babası olan isimden önce de matbaa Çin’de yüzyıllar öncesinde kullanılıyordu.

Gerçek, dört unsur kadar hayatidir pratik yaşamda. (Nasıl da tutunuruz ona!) İnsan kendisi için işe yarayan bir gerçeklik versiyonundan (makul bir iş, makul bir evlilik, makul bir çocuk, makul ölçekte çekişmeler, dedikodular, hazlar, keşifler ve yarışlardan) memnun olmadıkça nevroz ataklarıyla boğuşur durur.

Günümüz çocuklarının hafızasında biriken hikâyeler her geçen gün azalıyor. Hikâyesiz büyüyen çocukları bekleyen tehlikelerden söz etmenin sırası değil şimdi. Ama şu kadarını söylemek bile yeterli olacaktır: Geçmişe ait anısı ekran ışığından ibaret olan çocuğun geleceği aydınlık olamaz. Bu yüzden çocuklarımızla anı biriktirmek, onlarla konuşmak, hayatı yaşamak ve deneyimlemek önemli.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.