Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Her gün Türkçe sözlük okuyorum



Vasat
Toplam oy: 29

Kelimeler, Türkçenin insanı gerçekleştiren olağanüstülüğünün temsilcileri olarak “varlığımın evidir.” Her gün düzenli Türkçe sözlük okuyorum. Büyük bir coşkuyla. Gündelik hayatın insanı aciz bırakan sınırlarını unutup dilin her şeyi mümkün kılan gücünün yerli yerinde olduğunu gördükçe rahatlıyorum.

 

Hayatımı değiştiren kitaplar için tek ve kesin bir cevap verilebiliyorsa eğer o şu demektir; hayatınız hiç değişmemiştir. Zira bir kitabı hayatını farklı dönemlerinde tamamen farklı biçimlerde anlamanız ve kabul etmeniz mümkün. Bu etkileşim karşılıklıdır yani. Fakat okunduğu ana en çok denk düşen ve etkileri kalıcı olan bir kitap var mı derseniz, bu sorunun cevabı benim için kesinlikle; “Geceleyin Bir Koşu”’dur. İsmet Özel.

 

Sevdiğim şairlerin sık kullandığı kalıpları gündelik dilimin içinde eritmeyi seviyorum. Bu bir refleks. Öğrenmekten çok inanmak var burada. Şairlere inanılır, sonra da inandığını öğrenirsin. Büyük kararlar alırken kendimi dramatik bir atmosferden soyutlamaya çalışırım. Yani bir şekilde bu kararın ve sonuçlarının büyüklüğünü hafife alma eğilimi ağır basar bende. Böylece çok kararsız kalmam. Bu açıdan konusu ve anlatısı ne olursa olsun yarattıkları atmosfer sebebiyle; John Fante, Celine, Atay gibi yazarların bazı gündelik hayat eğilimlerimde payları olduğunu tahmin ediyorum.

 

Çocukluğumun unutulmaz kitapları Cahit Zarifoğlu’nun Ağaçkakanlar’ı, Ülkü Tamer’in Pullar Savaşı ve Ömer Seyrettin öyküleri…

 

Meraklı bir okurum. Güncel edebiyatı takip etmeyi, ilk eserleri okumayı seviyorum. Çağdaşlarımın eserlerine gidiyor elim en önce. Tür konusunda muhafazakar değilim.

 

Yazma konusunda herhangi bir ritüelim yok. Uzun bir dönem kalabalık yerlerde şiir yazdım. Kahvehaneler, çay ocakları, halk kütüphaneleri gibi. Halen de böyle. Kuramsal metinler içinse bir miktar konfor ve mahremiyet arıyorum nedense. Çalışma odası ve masası devreye giriyor.

 

Seyahat etmek, hatta mülkiyet duygusundan uzaklaşacak kadar çok yolda olmak benim için şiir kurduğum gerçek zamanlar. Şiir, hayatım hızlandıkça daha çok merkeze geliyor. Dingin zamanlarımda ise nesir öne çıkıyor.

 

Hayatın içerisinde şiirsel bulduğum anlar… Anlaşmazlıklar, tereddütler, öfkenin yerini çaresizliğe bıraktığı anlar, kaybedecek bir şeyinin olmadığını fark etmeni sağlayan detaylar, yüzlerce yıllık bir sürekliliğin birden gündelik hayatın bir parçası olarak ortaya çıkması vs. vs.

 

Mutsuz, umutsuz olduğum anlarda sevdiğim birine kızmakla meşgul olurum. İnsan bu gibi durumlar için ilk öncelik olarak profesyonel ya da entelektüel bir ilgi geliştirmemeli. Bu hissiyat yeteri kadar kristalize olduktan sonra yazmayı tercih ederim. Okumak eğer çok ağır bir durum yoksa ruh halimden bağımsız bir eylemdir.

 

Yetenek mi çalışmak mı… Çalışkanlık sadece yetenekli eşitler arasında bir fark yaratır. Fazlası değil. Yetenek bir kömür ise onu kazana atacak olan şey çalışmaktır. Kim küreği daha sıkı tutuyor ancak bu aşamada önem kazanır.

 

Mickey Rourke ve İzzet Günay’ı cool buluyorum. Yeniler sosyal medya karakteri gibi geliyor bana nedense.

Hayat mottom: “Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir”

En sevdiğim şiirlerim… Dönem dönem değişiyor. Bu günlerde “Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu”

Coşkulu, uçlarda yaşayan insanlar bana ilham veriyor.

Hayatta en mutlu olduğum yer oğlumun yanı.

Şu sıralar yeni ve uzun bir şiir üzerine çalışıyorum. Bir de şiir kuramı üzerine yazdığım bir kitap var.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.