Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Her gün Türkçe sözlük okuyorum




Toplam oy: 35

Kelimeler, Türkçenin insanı gerçekleştiren olağanüstülüğünün temsilcileri olarak “varlığımın evidir.” Her gün düzenli Türkçe sözlük okuyorum. Büyük bir coşkuyla. Gündelik hayatın insanı aciz bırakan sınırlarını unutup dilin her şeyi mümkün kılan gücünün yerli yerinde olduğunu gördükçe rahatlıyorum.

 

Hayatımı değiştiren kitaplar için tek ve kesin bir cevap verilebiliyorsa eğer o şu demektir; hayatınız hiç değişmemiştir. Zira bir kitabı hayatını farklı dönemlerinde tamamen farklı biçimlerde anlamanız ve kabul etmeniz mümkün. Bu etkileşim karşılıklıdır yani. Fakat okunduğu ana en çok denk düşen ve etkileri kalıcı olan bir kitap var mı derseniz, bu sorunun cevabı benim için kesinlikle; “Geceleyin Bir Koşu”’dur. İsmet Özel.

 

Sevdiğim şairlerin sık kullandığı kalıpları gündelik dilimin içinde eritmeyi seviyorum. Bu bir refleks. Öğrenmekten çok inanmak var burada. Şairlere inanılır, sonra da inandığını öğrenirsin. Büyük kararlar alırken kendimi dramatik bir atmosferden soyutlamaya çalışırım. Yani bir şekilde bu kararın ve sonuçlarının büyüklüğünü hafife alma eğilimi ağır basar bende. Böylece çok kararsız kalmam. Bu açıdan konusu ve anlatısı ne olursa olsun yarattıkları atmosfer sebebiyle; John Fante, Celine, Atay gibi yazarların bazı gündelik hayat eğilimlerimde payları olduğunu tahmin ediyorum.

 

Çocukluğumun unutulmaz kitapları Cahit Zarifoğlu’nun Ağaçkakanlar’ı, Ülkü Tamer’in Pullar Savaşı ve Ömer Seyrettin öyküleri…

 

Meraklı bir okurum. Güncel edebiyatı takip etmeyi, ilk eserleri okumayı seviyorum. Çağdaşlarımın eserlerine gidiyor elim en önce. Tür konusunda muhafazakar değilim.

 

Yazma konusunda herhangi bir ritüelim yok. Uzun bir dönem kalabalık yerlerde şiir yazdım. Kahvehaneler, çay ocakları, halk kütüphaneleri gibi. Halen de böyle. Kuramsal metinler içinse bir miktar konfor ve mahremiyet arıyorum nedense. Çalışma odası ve masası devreye giriyor.

 

Seyahat etmek, hatta mülkiyet duygusundan uzaklaşacak kadar çok yolda olmak benim için şiir kurduğum gerçek zamanlar. Şiir, hayatım hızlandıkça daha çok merkeze geliyor. Dingin zamanlarımda ise nesir öne çıkıyor.

 

Hayatın içerisinde şiirsel bulduğum anlar… Anlaşmazlıklar, tereddütler, öfkenin yerini çaresizliğe bıraktığı anlar, kaybedecek bir şeyinin olmadığını fark etmeni sağlayan detaylar, yüzlerce yıllık bir sürekliliğin birden gündelik hayatın bir parçası olarak ortaya çıkması vs. vs.

 

Mutsuz, umutsuz olduğum anlarda sevdiğim birine kızmakla meşgul olurum. İnsan bu gibi durumlar için ilk öncelik olarak profesyonel ya da entelektüel bir ilgi geliştirmemeli. Bu hissiyat yeteri kadar kristalize olduktan sonra yazmayı tercih ederim. Okumak eğer çok ağır bir durum yoksa ruh halimden bağımsız bir eylemdir.

 

Yetenek mi çalışmak mı… Çalışkanlık sadece yetenekli eşitler arasında bir fark yaratır. Fazlası değil. Yetenek bir kömür ise onu kazana atacak olan şey çalışmaktır. Kim küreği daha sıkı tutuyor ancak bu aşamada önem kazanır.

 

Mickey Rourke ve İzzet Günay’ı cool buluyorum. Yeniler sosyal medya karakteri gibi geliyor bana nedense.

Hayat mottom: “Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir”

En sevdiğim şiirlerim… Dönem dönem değişiyor. Bu günlerde “Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu”

Coşkulu, uçlarda yaşayan insanlar bana ilham veriyor.

Hayatta en mutlu olduğum yer oğlumun yanı.

Şu sıralar yeni ve uzun bir şiir üzerine çalışıyorum. Bir de şiir kuramı üzerine yazdığım bir kitap var.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yaklaşık 500 yıl önce; 20 Eylül 1519’da İspanya’dan 5 gemi ve 265 kişi ile yola çıkılıp, 3 yıl sonra 6 Eylül 1522’de 1 gemi ve 18 kişiyle geri dönülerek dünya tarihi yeniden yazılmıştı. Çünkü “başlangıçta baharat vardı!”

 

Türkiye’de Japonya denildiğinde akıllara kültüre dair sayısız başlık gelse de Japonya son yıllarda edebiyat alanında da adından sıkça söz ettirir hale geldi. Japon edebiyatına artan ilgi edebi alanda üretimi beraberinde getirdi ve bu başlık altında çok sayıda kitap, makale vs. yazımını mümkün kıldı.

Hayatla ölüm arasında pencereden bir sınır

 

Kendimi bildim bileli kelimelerle uğraşıyorum. Kelimelerle uğraşmayı sevdiğimi ilkokulda keşfettim. Şen şakrak bir çocuktum ve yaptığım şakaların çoğu, kelime oyunları üzerine kuruluydu. Kimi zaman kelime oyunlarım o kadar dolaylı olurdu ki onları açıklamak zorunda kalırdım. Tabii esprinin esprisi kalmazdı o zaman da. Fakat benim için kelime sadece oyun demek değil elbette.

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.