Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

On iki hayvan on iki meslek iki dil



İyi
Toplam oy: 10
Mevlâna İdris’in bugüne kadar yazdığı çağdaş çocuk masalları içerisinde yazısı en az metinlerden oluşuyor Hayvanlar İşbaşında serisi. On iki kitaplık seride hayvanların çeşitli meslekleri yaparken karşılaştıkları zorluklar eğlenceli bir dille anlatılıyor. Oldukça eğlenceli ve küçük okurların çok hoşlanacağı bu metinler güzel ve kaliteli baskısıyla da epeyce dikkat çekici.

Dikenli okları bulunan bir kirpiden baloncu olur mu ya da devasa filden bir asker? Peki, bir tavşandan şoför, kurbağadan trafik polisi ve timsahtan diş hekimi olur mu? Cankurtaran yunus balığı ne işe yarar veya doktor olan bir tilki? Peki, bir köpek kasap olursa, bir kaplan bakkal dükkânı açarsa, bir öküz öğretmen olmaya niyet ederse, bir ayı davulculuk yapmaya kalkışırsa ve bir eşek öğrenci olmaya karar verirse ne olur? Süper komik şeyler olur elbette. Hele ki bu usta bir çocuk edebiyatçısının kaleminden çıkarsa tadına doyulmaz hayvan maceralarına dönüşebilir.

 

Yazar Mevlâna İdris’in bugüne kadar yazdığı çağdaş çocuk masalları içerisinde yazısı en az metinlerden oluşuyor bu seri. Hayvanlar İşbaşında üst başlığında yayınlanan on iki kitaplık seride hayvanların çeşitli meslekleri yaparken karşılaştıkları zorluklar eğlenceli bir dille anlatılıyor. Bu kitaplar daha önce İBB Kültür A.Ş. tarafından yayınlanmıştı. Kitapların yeni adresi Vakvak Yayınları. Kitabı farklılaştıran şey ise bu serinin İngilizce-Türkçe ve Osmanlı Türkçesi -Türkçe olarak bir arada sunuluyor oluşu. Yani çift dilli iki ayrı seri olarak henüz geçen hafta yayınlandı bu kitaplar.

Hayvanlar üzerinden bir olayı anlatmak, onu masala dâhil etmek bir fabl türü. Bu kitaplarda öne çıkan şey ise modern bir fabl örneği oluşu. Evet, çocuklar hayvanların masal ve hikâyede konuşturulmasını sever, aynı zamanda meslekleri de severler. Hayvanların sevdiği bir meslekte yapıp ettikleri de elbette ilgi alanlarına girer. Serideki her kitapta bir hayvan kahramanı bulunuyor ve her biri farklı bir meslekle karşımıza çıkıyor. Seçtiği meslekle ilgili değişik ve komik maceralar yaşayan kahramanlar masalın sonunda bir ders alıyor. Kitabın az yazılı ve bol resimli olması, okumayı yeni sökmüş, çok sayfalı kitaplara şimdilik mesafeli duran çocukları cezbedecektir.
Kitabı değerli ve önemli kılan bir diğer unsur ise illüstrasyonları. Son derece farklı ve çocuğun görsel dilini yakalayan bu çizimler Türk kültürünün motiflerini barındırması bakımından övgüyü hak ediyor. Resimlerdeki mimari tarz, insanların ve hayvanların giyimleri, yiyecek ve içecek gibi unsurlar tamamen ülkemize has motiflerle süslenmiş.
Hem Türkçenin hem yabancı dilin gelişimi için…
Oldukça eğlenceli ve küçük okurların çok hoşlanacağı bu metinler güzel ve kaliteli baskısıyla da epeyce dikkat çekici. Kitapları önemli kılan şey ise en başta sözünü ettiğim gibi İngilizce-Türkçe ve Osmanlı Türkçesi -Türkçe olarak yayınlanması. Yabancı dilini geliştirmeye başlayan çocuklar hatta büyükler için sade bir masal gibisi yoktur. Kitabın alt kısmında daha küçük harflerle metnin Türkçesi yer alıyor elbette. İngilizce gibi Osmanlı Türkçesi de özellikle üniversite düzeyindeki gençlerde rağbet görüyor. Haliyle bu iki dili öğrenenler için serinin bir cazibe unsuru oluşturacağını hatırlatalım. İngilizce çevirisini Vehbi Baysal’ın yaptığı çeviri başarılı ama Mevlâna İdris’in kendi dilimize ait kullanımlarının ve yansıma seslerinin İngilizceye tam olarak çevrilemediğini söylemem gerek. Tabii ki bunda çizgi dilinin bu kültüre yaslanmasının da payı var. Her ne olursa olsun, okuma eşiğine yeni adım atan çocuklar açısından bu serinin büyük bir boşluğu dolduracağı açık. On iki kitaptan oluşan ve on iki hayvanla birlikte on iki farklı mesleği ele alan bu eğlenceli ve komik diziyi çocuklar çok sevecek.
BEN ÇOCUK OLSAM…
.Ben çocuk olsam kitabın kısa metinlerini yalayıp yutar ve çeşitli mesleklere bürünen hayvanların maceralarına bayılırdım. Muhtemelen kitabı okuduktan sonra ben de başka hayvanlarla ilgili meslek hayalleri kurmaya başlar ve yeni maceralar düşünürdüm.

• Kitapların içeriği kadar resimlerine de bayılırdım. Bu çizgiler hayal gücümü geliştirir ve muhtemelen ben de resim yapmaya koyulurdum.

• Kitapların Türkçesini okuduktan sonra yabancı dilimi geliştirmek için de bu kitaplardan faydalanırdım.
ASLAN İSTEYEN ÇOCUK
Okul öncesi dönemdeki küçük okurların okuma alışkanlığı kazanması ve kitapları sevmesi güzel metin ve çizimlerin eşlik ettiği kitaplarla karşılaşmasıyla mümkün. Daha önce dilimize çevrilen Sıradan Bir Gün ve Ada kitaplarıyla ilgi gören Mark Janssen’in gerçekten güzel resimleriyle hayat verdiği ve Annemarie van der Eem’in kaleme aldığı Bir Aslan İstiyorum! isimli kitap son derece muzip. Bir çocuk evde beslemek için aslan ister mi? Söz konusu çocuksa elbette ister, bunu garip karşılamamak lazım. Kahramanımız Robin de bir aslan istiyor işte. Hem de gür yeleli, sivri dişli ve keskin pençeli bir aslan! Ve evinde hayvan beslemek isteyen her çocuğa engel olan bir anne olacağı için, Robin’in annesi de bu fikre hemen karşı çıkıyor tabii ve bir dal böceği beslemesini istiyor. Robin de ayak diretiyor ve teklifini hipopotama çeviriyor. O olmayınca maymun, keçi, papağana gözünü çeviriyor. Ve en sonunda kendine güzel bir hayvan seçiyor. Son derece akıcı ve güzel bir metne sahip kitabın çizgileri muhteşem. Tavsiye olunur.
BEN ÇOCUK OLSAM…
Bu kitabın en çok resimlerini beğenirdim. Hikâyeyi metne ihtiyaç duymadan resimlerle takip edebilir ve kitaptaki rengârenk çizimlere bayılırdım.

Bu hikâyeyi okuduğumda kahramanın sevdiği hayvana ulaşma çabasını beğenirdim. İstediğimiz şeyleri elde etmek için uğraşmamız gerektiği fikrine varırdım.



Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimeler üzerine düşünmeyi, kelimelerle yeni kelimeler üretmeyi seviyorum. Kelimelerin sözlük anlamları ve sonrasında kazandıkları anlamlar her zaman ilgimi çeker. Metinleri okurken cümlelerin sadece yan yana gelen kelimelerden ibaret olmadığını düşünürüm.

Bir çocuk için bir kitabı anlamlı kılan ve heyecanla okumasını sağlayan şeylerden birisi içindeki macera ve mizah sosudur. Eğer bunu günlük hayatın akışına boyayabilirseniz bu çocuk için daha cazip bir kitaba dönüşür elbette. Selçuk Ceyhan’ın yazdığı Dünyayı Kurtaran İnek romanının da yaptığı tam olarak bu.

 

Yazıya beylik bir cümleyle başlayacağım: Bütün sanat dallarının temeli edebiyattır. İster ressam olun ister heykeltıraş; ister tiyatrocu olun isterse müzisyen; eserinizle temaşa edecek veya dinleyecek ‘tüketici’ye yaşamınızdan kesitler ya da kimi tespitlerle gözlemler aktarırsınız, tıpkı edebiyatçının yaptığı gibi.

William Faulkner’ın (1897-1962) öyküleri Türkçede daha önce Bilge Karasu çevirisi Doktor Martino (Yenilik Yayınları, 1956), Ülkü Tamer çevirisi Kırmızı Yapraklar (Ataç Kitabevi, 1959), Talât Sait Halman çevirisi Duman (Varlık Yayınları, 1952) adlarıyla yayınlanmıştı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Emily’ye Bir Gül-Seçme Öyküler ile Faulkner’ın öyküleri derli toplu bir hâle geldi.

Yaşamın ta kendisi olduğu için mi yazdığını yoksa bizzat yazdığı için mi yaşamla bağ kurduğunu bilemez yazan kişi. Bir şey konuşturur onu, fakat nedir o şey? Beşiğinde dile gelen İsa gibi, daha doğar doğmaz talihin nasıl işlediğinin gizli bilgisini anlamaya yazgılıdır sanki. Bilgedir, budaladır, trajik ve gülünçtür. Ve sırf bu yüzden usta bir “yaşam acemisi” olup çıkacaktır.

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.