Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

''İyi ki yayınladık dediğim birçok önemli kitap var''



Gayet iyi
Toplam oy: 16
“Karanlık hep vardır, çabalayan ışıktır” mottosuyla yola koyulan Büyüyenay Yayınları hem ismiyle hem de eski edebiyat, tasavvuf, siyasetname klasikleri gibi bazıları ilk defa yayımlanan eserleriyle yayın dünyasında özel bir yerde duruyor. Yayınevinin kurucusu Mustafa Kirenci ile Büyüyenay isminin hikâyesini, okurlarıyla olan ilişkilerini, “iyi ki bastık” dedikleri kitapları konuştuk.

Yayınevinizin isminden Büyüyenay’dan yola çıkalım öncelikle isterseniz; web sitesindeki yazıda ayın halleriyle insanın kemale erme, değişme, olgunlaşma sürecini benzetiyorsunuz. İsmini de bu fikirden yola çıkarak mı koydunuz?

Yayınlarınız bu “kemale erme” sürecine mi hizmet ediyor?

Gecelerimizi aydınlatan “Ay” insan ruhunda nezih, saf çağrışımlar yapan Yaratışın nişanelerinden biri. Sanat ve edebiyatta da “Ay”la ilgili oldukça zengin anlatımlar var. O çok güçlü bir sembol. İnsana ait güzellik bile en kâmil haliyle ve ayrıcalıklı bir şekilde “ay yüzlü” diyerek bir benzetme aracı olarak ifadelendiriliyor. Gündüz güneşten aldığı ışığı bize sunan gecemizi halden hale girerek aydınlatan “Ay”ın hallerinin insan psikolojisinde de karşılığı olduğunu hep düşünmüşümdür. Ay yüksek bir fedakârlık örneği gibi gelir bana. Bütün evrelerinde, en kemal hali olan dolunayken de en zeval hali olan incecik bir hilalken de o ışığını bize sunma çabasından vazgeçmez. Görevini her hal ve durumda yerine getirmeye çalışır. Bu yüzden insan için dünyadaki tutum ve davranışlarında “Ay”ı örnek almalıdır desek yanlış olmaz.

 

İnsan en muktedir olduğu zaman da en güçsüz olduğu zaman da hakikatle olan bağını koparmamalı, iyilik düşüncesini taşımalı, her zaman ve halde onun hizmetinde olmalıdır. Ancak o zaman çabalarımız bir değer ifade edebilir, bir değeri geleceğe doğru bereketlendirebilir. Çünkü “Ay” mütemadiyen öyle yapıyor, kendisine bahşedilmiş görevi daima yerine getiriyor. Ay hakkında çok şey söylenebilir. Muhyiddin-i Arabi Fütuhat’ında ondan bahsetmiştir. Mevlana’dan ilhamla mottomuza “Karanlık hep vardır, çabalayan ışıktır” dedik. Çünkü o bir rubaisinde “Ay geceden ürkmediği için böyle parlak kaldı. Gül de dikenle uyuştuğu için bu kokuyu elde elde etti” diyor. Tagore’un Büyüyenay diye çocuğu sembolize ettiği bir kitabı var mesela. Halk edebiyatı metinleri ondan geceden korkmadığı için cesaretin sembolü olarak söz eder. Eski medeniyetlerde Ay’ın kaybolma evresi cehaleti ve karanlığı, dolunay yani bedir evresi ise ruhsal aydınlanmayı simgeler. Sonra “Ay” hiçbir zaman insana sırtını dönmez. Bende de “Büyüyenay” adının açılımları her zaman genişleyerek böyle böyle ortaya çıktı. Elbette isim her şey değil önemli olan bu isim altında bir niteliğin, bir değerin ortaya çıkarılması. Asıl olan yapılan çalışmaların insanlara ve kültürümüze layıkıyla hizmet edebilmesi.

 

Geçmişimizi bugüne taşıyan, bize ait kitapları yeniden okuyucularla buluşturmaya özen gösteriyorsunuz. Bu anlamda az satmayı, belki zarar etmeyi de göze alıyorsunuz…

Hiç hayal kırıklığına uğradığınız dönemler oldu mu?

Ben Batı kültür emperyalizminin özellikle aydınlarımız üzerinde başarılı olduğunu Büyüyenay’ın 7 yıllık yayın hayatında somut bir şekilde gözlemledim. Onların “Medeniyetimiz” derken kastettikleri şeyin başka bir şey olduğunu düşünüyorum. Henüz ne olduğunu çözemedim. Şimdilik söyleyebileceğim belki bir etiket gibi, sadece o kadar. Bir de zamanla fark ettim. Hani kültür tarihinde yazarlar için, entelektüeller için yazılmış kitaplar vardır. O kitaplar, işin erbabı için kaleme alınmıştır. Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, Unamuno’nun Yaşamın Trajik Duygusu, bizim yayımladığımız Nifferi’nin Mevakıf’ı, Gazali ve Muhyiddin Arabi’nin eserleri... Yayınladığımız eserlerin önemli bir kısmı sıradan, vaktini hoşça geçirmek isteyen ya da yeni başlayan okuyucu için değildir. Bir ideali olan, ciddi merakları bulunan, köklerini merak eden, kendisini süreç içerisinde entelektüel, aydın bir kişi olarak sorumlu kabul edenler Büyüyenay’ın okuru olabilirler. Aslında kuruluşundan bugüne bizim kitaplarımızla sahih bir bağ kuran okurlarımızda bu özelliklerin varlığını gözlemlediğim için bu özellikleri onlardan hareketle ifade ediyorum. Onlar bizim kime hitap ettiğimizin de canlı örnekleri oldular. Bu anlamda bizim hedef kitlemizin kimler olduğunu onlar ilgileriyle bize süreç içerisinde göstermiş oldular.

 

Sizin kitaplarla, yayın dünyasıyla ilişkiniz nasıl başladı?

Kaç kişilik bir ekipsiniz?

Öğretmenliğimin yanında 25 yıl Diriliş Yayınları’nda çalıştım. 1983’ten beri basın yayının merkezi olan Cağaloğlu’ndayım. Eğer bir ekipten söz edecek olursak sürekli çalıştığım, yaptıkları işe güvendiğim ve yaptığımız işe inanan birkaç genç dışında, Turgay Şafak’ın editörlüğünde çıkan Çağdaş İran Edebiyatı serimiz var. Şimdiye kadar bu seriden 5 kitap çıktı ve bu artarak devam edecek. Bir de arada sırada tashih redaksiyon gibi mutad işleri yapan gençler var.

 

Bugünün Türkiye’sinde ekonomik sorunlardan dağıtım problemlerine, baskı kalitesinden çevirmen seçimine karşınızda çözülmesi gereken pek çok sorun duruyor değil mi? Ayakta kalmayı nasıl başarıyorsunuz?

Bu soruya verebileceğim en kesin cevap: Allah’ın lütfuyla. Çünkü öyle zamanlarımız oluyor ki kitaplar hazır, matbaaya gönderilebilecek durumda ama bizim onları çıkaracak paramız yok. Bir yerden beklemediğimiz bir satışla kâğıt paramızı ödüyoruz ve sonra arkası geliyor. Bizim kitaplardan başka bir sermayemiz yok. Lüksümüz de yok. O yüzden kitaptan gelen yine ona dönüyor.

 

Olası pek çok soruna rağmen kitap seçiminde bağımsız ve idealist olabilmek de zor olsa gerek? Şimdiye kadar neler yayımladınız? Bu konuda iyi ki dediğiniz kitaplar hangileri?

Kitap seçerken öncelikle bizim çizgimizi temsil etmesi aradığım ilk kriter. Sonra kültür tarihinde bir karşılığının, kendi şartları içinde bir temsil kudretinin olması geliyor. Hangi yüzyılda yazılmış olursa olsun bugüne hitap eden, transfer edilebilecek ahlâkî, edebi ve kurgusal özelliklerinin olması; dil zevki taşıması, metindeki anlatımının benzerlerine göre farklı olması gibi özellikler bizim o eseri yayınlamak için aradığımız kriterlerden bazıları. Bu anlamda, yayımladığım eserler arasında keşke yayımlamasaydım dediğim çok az kitap var.

 

Çok fark edilmese de yayıncı olarak iyi ki yayımlamışım dediğim epey kitap var. İlk aklıma gelenlerden Filibeli Ahmed Hilmi’nin yayın dünyasına kazandırdığımız birçok eseri oldu. Rahmetli Âkif Emre’nin şimdiye kadar 6 kitabını yayımladık ve bu önümüzdeki zamanlarda en az 12 esere ulaşacak. Alev Erkilet’in bütün kitaplarını yayımladık. Birçok klasik edebiyat metni, fantastik hikâyeler yayımladık, Heft Peyker-Yedi Suret, Ebu Ali Sina Hikâyesi, Delilerin Aynası, Dalkavukname... Bunlar Büyüyenay’ın kültür dünyamıza kazandırdığı önemli eserlerden birkaçı. Mesela siyasetname klasiklerimiz 25 esere ulaştı. Bunların neredeyse tamamı ilk defa yayımlandılar. Ayrıca son yayımladığımız Halveti Azizlerinin Etvar-ı Seb’a Risaleleri 19 mutasavvıfın metinlerini bir araya getiriyor. Benim uzun süredir çıkarmayı düşündüğüm bir kitaptı. Kime söylediysem sonuç alamadım. En sonunda Fatih Yıldız üstesinden geldi ve 310. kitabımız oldu. Bu eserin bir özelliği aynı zamanda insanın ruhsal gelişimini konu edinen bir psikoloji kitabı olması.

Bir yayınevi olarak grafik tasarım konusunda nelere önem veriyorsunuz?
Kitapların meydana gelme sürecinin, içeriğini bir tarafa bıraktığımızda insanların hayatını kolaylaştıran herhangi bir teknik eşyadan farkı yok. O, parçalarıyla birbirini tamamlayan bir bütün. Bu parçalardan birinin zayıflığı veya eksikliği, görünümü kitaba benzese bile o bütünü etkiliyor. Bu yüzden kitap henüz ham haliyle, bir world dosyası olarak yayınevine ulaştığında birbirine bağlı birtakım süreçler geçirerek okurlara ulaşıyor. Bu yüzden kitap öncelikle yayınevi tarafından düşünülmeli, üzerinde düşünsel bir mesai harcanmalı ki eksiklikleri tamamlana tamamlana kâmil hale gelsin. World dosyası olarak gelen metni yayınlama tarzı, mizanpajı, ebadı, başlık ya da bölümleri hatta bazılarının isimleri konusunda ben kitabı epey bir zaman kafamda taşırım. Sırf o kitaba ait neler yapılmalı ya da içeriği nasıl daha iyi sunulabilir bunları düşünürüm. Özellikle okurlara tekmil bir metin sunulması, eski metinler söz konusu olduğunda, kolay anlaşılması için dipnotların, açıklamaların ilave edilmesi, bizim üzerinde titizlikle çalıştığımız bir süreç.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.