Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kelebek Etkisi// Bir başka yılı daha bitirdim, dedi Tanrı



Zayıf
Toplam oy: 774
İnsanların yepyeni kıyafetleriyle birbirinin Noel’ini kutladığı, soğuk ama pırıl pırıl bir Noel günü ve gecesinden bahseden ünlü Rus romanı hangisi peki?

O yılbaşı günü, kelebekle evde yalnızdık. Yeni yıla girmemize saatler kalmış olmasına rağmen, bir yılbaşı ağacından başka her şeye benzeyen zavallı salon bitkisinin hediyesiz, bomboş görünümü iyice moralimi bozuyordu. “Hediyesiz bir yılbaşı, yılbaşı değildir,” diye mırıldanmışım farkında olmadan. “Yanlış alıntı yaptın, doğrusu ‘Hediyesiz bir Noel, Noel değildir,’ olacaktı,” diyen kelebeğin sesiyle kendime geldim. “Bu da nerden çıktı bilmiş kelebek?” diyecek oldum ama bizimkisi hemen cevabı yapıştırdı, “Louisa May Alcott’un Küçük Kadınlar’ındaki Jo’nun lafıdır o, yerdeki halının üstünde umutsuzca yatar ve yoksulluk nedeniyle alamadıkları armağanları düşünürken böyle söyler. Ama yılbaşını değil, Noel’i kasteder.” Bizim kelebek, yılbaşı ve Noel deyince ilk akla gelen kitapları anımsamaya başlamıştı: Hans Christien Andersen’in bir yılbaşı günü sokaklarda donan Küçük Kibritçi Kız’ı, Charles Dickens’ın Bir Noel Hikayesi...

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaptırmış gidiyordu ki muzip bir gülümsemeyle araya girip, “Peki sen her yılbaşı geldiğinde Hıncal Uluç’un köşesine koyduğu öyküyü bilir misin?” diye sordum. Kitap dışında bir şey okumayan bizimki, şaşırdı tabi. Şaşkınlığından yararlanıp anlatmaya başladım hemen, “O’Henry’nin Noel Armağanı öyküsü deyince anımsayacaksındır. Hani genç ve yoksul bir evli çift vardır. Kadın kocasına hediye almak için saçlarını kestirip satar, oysa kocası ona armağan olarak toka almıştır. Ama birbirlerine asıl armağanları aşkları olacaktır. Anımsadın mı?” Biraz bozulmuştu belli ki, kafasını salladı ama altta kalmamak için hemen o da bir soru sordu; “İnsanların yepyeni kıyafetleriyle birbirinin Noel’ini kutladığı, soğuk ama pırıl pırıl bir Noel günü ve gecesinden bahseden ünlü Rus romanı hangisi peki?” Bilmediğimi anlayınca kendisi cevapladı mecburen, “Savaş ve Barış. Tamam, kabul ediyorum bu biraz zor oldu. Peki, Noel günü aldığı evlilik teklifini reddeden ünlü Jane Austen karakteri kimdir?” Neyse ki bunu biliyordum. “Emma Woodhouse tabii ki. Madem Noel, evlilik ve İngiliz edebiyatından açıldı konu... Sen söyle bakalım hangi hüzünlü İngiliz romanının talihsiz iki kahramanı, yılbaşında evlenmeyi planlamıştı?” Onun için kolay bir soruydu. Hüzünle iç geçirerek, “Tabii ki Uğultulu Tepeler’in talihsiz aşıkları Catherine ve Heathcliff’in başkalarından olan çocukları Cathy ve Hareton. Böylece bu hüzünlü romana da umutlu bir son eklemiş olurlar zaten,” dedi.

 

 

 

 

Bir an hüzünlenmiştik ki, aklımıza Bridget Jones’un Günlüğü’nde kendine ümitsizce ‘kısmet’ arayan Bridget’in, teyzesinin evindeki yılbaşı partisine gitmeden önceki hali gelince aynı anda gülmeye başladık.

 

 

 

Kahkahalarımızın arasından, yeni yılın gelişini kutlayan komşuların neşeli çığlıkları çalındı kulağımıza. Kelebek, Thomas Hardy’nin Yılbaşı şiirinden şu dizelerle kutladı yeni yılın gelişini “Bir başka yılı daha bitirdim, dedi Tanrı.” Sonra ikimiz de en sevdiğimiz kitapları elimize alıp, yeni yılın ilk dakikalarında okumaya gömüldük.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.